Home / Vedat KAT / Ekonomik Ahlakın Sonu: Fırsatçılık Çarkında Ezilen Halk

Ekonomik Ahlakın Sonu: Fırsatçılık Çarkında Ezilen Halk

Ekonomik Ahlakın Sonu: Fırsatçılık Çarkında Ezilen Halk
Bugün çarşıya, pazara ya da mahallemizdeki o her köşe başını tutmuş zincir marketlere girdiğimizde
karşılaştığımız şey sadece bir “fiyat artışı” değil, bir “vicdan tutulmasıdır”. Etiketlerin her gün, bazen
günde birkaç kez değiştiği bir iklimde artık mesele sadece ekonomi biliminin sınırları içinde
açıklanamaz. Karşımızda, serbest piyasa adı altında kuralsızlığı kural edinen, doymak bilmez bir
fırsatçılık canavarı duruyor.
Ekonominin en temel yapı taşı olan konut ve ticaret alanındaki kira artışları, bugün toplumsal barışı
tehdit eder hale gelmiştir. Kendi vatandaşını fahiş kiralarla köşeye sıkıştıran bir anlayış, sadece kiracının
bütçesini değil, tüm piyasanın dengesini bozmaktadır. Bir dükkânın kirası iki katına çıktığında, o
dükkânda satılan ekmeğin, gömleğin ya da hizmetin fiyatının yerinde kalmasını beklemek hayalciliktir.
Bu durum, domino taşlarının birbiri üzerine devrilmesi gibi; esnafı vergi kaçırmaya, vatandaşı ise
çaresizliğe iten bir sarmal oluşturuyor.
Fiyat Etiketleri Değil, Ahlâk Değişiyor
Bir ülkede fiyatlar yalnızca rakamlarla yükselmez; bazen vicdanlar da sessizce düşer. Çarşıda, pazarda,
zincir marketlerde her gün değişen etiketler artık ekonomik bir dalgalanmanın değil, ahlâkî bir çöküşün
göstergesi hâline gelmiştir. Aynı ürün sabah başka, akşam başka fiyattadır. Zam artık maliyetle değil,
fırsatla yapılmaktadır.
Hammaddeye gerçek bir artış gelmeden, kur değişmeden, enerji maliyeti sabitken yapılan zamların adı
“serbest piyasa” değildir; bunun adı fırsatçılıktır. Serbest piyasa kuralsızlık demek değildir. Kuralın
olmadığı yerde piyasa değil, yağma düzeni olur.
Bu yağma düzeninin en ağır bedelini kim ödüyor?
Emekliler.
Asgari ücretle çalışanlar.
Kirasını zor ödeyen esnaf.
Bazı ev sahipleri, hiçbir üretim yapmadan, hiçbir risk almadan kiraları astronomik seviyelere çıkarıyor.
Bu yalnızca kiracıyı değil, ekonominin tamamını boğuyor. Çünkü yüksek kira, dükkân kirasını artırıyor;
dükkân kirası ürün fiyatına yansıyor; ürün fiyatı enflasyonu körüklüyor. Zincirleme bir yıkım bu. Bir
domino taşı devriliyor ve arkasından bütün sistem çöküyor.
Kirasını ödeyemeyen esnaf çaresiz kalıyor. Kimi zaman fiyat artırıyor, kimi zaman kayıt dışına
yöneliyor. Vergi kaçırmak bir tercih değil, sistemin ittiği bir sonuç hâline geliyor. Burada ahlâkî çöküş
kadar kamusal bir sorumluluk da vardır. Artık bu yaraya pansuman değil, neşter gerekir.
Devlet Ciddiyetini Göstermelidir
Artık bu yaraya neşter vurmanın vakti gelmiş, geçmektedir. Serbest piyasa, “başıboş piyasa” demek
değildir. Eğer piyasa, güçlünün zayıfı ezdiği bir ormana dönüşmüşse, orada devletin “adalet” kılıcını
göstermesi şarttır. Fırsatçılık nasihatle bitmez. Sert, net ve istikrarlı tedbirler gerekir. Bunun için somut
ve uygulanabilir çözümler vardır. Bu çürümeyi durdurmak için atılması gereken adımlar nettir:
– Birincisi; Devlet, temel tüketim mallarında “eczane sistemi” benzeri bir fiyat istikrar modeline
geçmelidir. “Fiyat Endeksleme ve Eczane Sistemi” modeline geçilmesi şarttır. Nasıl ki sağlık gibi hayati
bir konuda bir ilacın fiyatı ülkenin her yerinde sabit ve devlet güvencesindeyse, temel gıda ve ihtiyaç
maddeleri de “Fiyat Endeksleme Birimi” tarafından denetlenmelidir.
Nasıl ki bir ilacın fiyatı Türkiye’nin her yerinde aynıdır; ekmek, süt, yağ, temizlik ürünleri gibi zorunlu
tüketim mallarında da fiyat keyfiliği son bulmalıdır. Bunun için bağımsız ve bilimsel çalışan bir Fiyat
Endeksleme ve Eczane Sistemi kurulmalıdır. Bu sistem, etkili denetim birimi gibi çalışmalıdır. Şirketler,
keyfi zamlar yerine bilimsel gerekçeler sunmalı; makul olmayan her kuruşun hesabını vermelidir.
Şirketler zam yapmadan önce bu birime gerekçeli başvuru yapmak zorunda olmalı; maliyet artışıyla
ilgisi olmayan fahiş zam talepleri reddedilmelidir. Fahiş fiyatı alışkanlık haline getirene ise sadece para
cezası yetmez; önce uyarı, sonra kapatma ve nihayetinde işletmeye el konulması gibi sert caydırıcılar
uygulanmalıdır. Devletin ciddiyeti, halkın sofrasındaki ekmeği koruduğu ölçüde hissedilir. Devletin
caydırıcılığı kâğıt üzerinde değil, sahada hissedilmelidir.
– İkincisi; “Vergi Adaleti ve Denetim Seferberliği” başlatılmalıdır. Şirketlerin lüks tüketimlerini “gider”
gösterip vergiden düşmeleri, açıkça halkın cebinden çalmaktır. Devletten yatırım için düşük faizli kredi
alıp, bu parayı dövize ya da lükse yatıran “fırsatçı sermaye” sıkı bir takibe alınmalıdır. Vergi
sistemindeki örtük suiistimaller son bulmalıdır. Üretimle ilgisi olmayan lüks tüketim harcamalarını
gider göstererek vergiden düşen şirketler, fiilen vergi kaçırmaktadır. Bu bir “muhasebe oyunu” değil,
kamunun soyulmasıdır. Devlet bankalarından yatırım adı altında kredi alan şirketlerin bu kaynakları
gerçekten yatırıma mı, yoksa dövize ve lükse mi yönlendirdiği sıkı biçimde denetlenmelidir. Bunun için
nitelikli denetmenler, güçlü bir denetim altyapısı ve siyasi irade şarttır. Denetim zayıfsa, adalet de
zayıflar. Denetim ordusu kurulmalı, bu kadrolar liyakatle eğitilmeli ve piyasanın her hücresinde devletin
nefesi hissedilmelidir.
– Üçüncüsü ve belki de en önemlisi; “Borç Ahlakı” yeniden tesis edilmelidir. Sürekli çıkarılan aflar,
toplumsal ahlâkı çürütmektedir. Borcunu zamanında ödeyenler cezalandırılırken, ödemeyenler
ödüllendirilmektedir. Bu yaklaşım çalışkanlığı değil, kurnazlığı teşvik eder. Aksi hâlde “nasıl olsa af
çıkar” düşüncesi kuralsızlığı kalıcı hâle getirir. Sürekli çıkarılan vergi ve borç afları, dürüst vatandaşı
“enayi”, borcunu ödemeyeni ise “uyanık” konumuna yükseltiyor. Bu durum toplumsal bir ahlak
çöküntüsüdür. Devletin çözümü af değil; makul vadelerle, gerçekçi yapılandırmalarla ödeme kolaylığı
sağlamaktır. Özetlersek; çözüm borcu silip yok saymak değil; yapılandırarak, vadeye yayarak ancak
mutlaka tahsil ederek adaleti sağlamaktır. Dürüst vatandaşın hakkı, devletin ciddiyetidir.
Son Söz
Nebi’lerin (Resul’lerin) getirdiği mesajlarda da gördüğümüz gibi; ölçüde ve tartıda hile yapmak, darda
kalanın halinden faydalanıp ona fahiş bedeller yüklemek sadece bir suç değil, bir günahtır. Toplumsal
huzur, ancak ve ancak ekonomik adaletin sağlandığı yerde yeşerir.
Halk artık bunalmış, “Dur!” diyecek bir irade beklemektedir. Serbest piyasa mazeretine sığınanların
kuralsızlığına son verilmeli; devlet, halkın yanında olduğunu sadece sözle değil, attığı sert ve kararlı
adımlarla kanıtlamalıdır. Unutulmamalıdır ki; adaletin olmadığı yerde sadece fiyatlar değil, insanlık da
ucuzlar.
Bir ülkede devlet ciddiyetini kaybederse, fırsatçılar cesaret bulur. Kurallar uygulanmazsa, hile
normalleşir. Adalet zayıflarsa, ahlâk çözülür. Devlet güçlü olmak istiyorsa, önce adil olmak zorundadır.
Fahiş fiyat sadece bir ekonomik sorun değildir; bu bir vicdan meselesidir. Bu yüzden çözüm de yalnızca
rakamlarda değil, kararlı bir duruşta aranmalıdır. Halk artık bunalmıştır.
Bu fırsatçılığa “dur” demek bir tercih değil, bir zorunluluktur.
Vedat Kat
Psikolojik Danışman & Uzman Sosyolog

Cevap bırakın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir