Bazen insanlar, çözemediği meseleleri başka insanların elleriyle çözebileceğini sanır. Kendi öfkesini, hırsını ya da hesaplaşma isteğini başkalarının omzuna yüklemeye çalışır. O an için zekice bir plan gibi görünen şeyin, çoğu zaman ağır sonuçları olur.
Çünkü hayatta bazı çizgiler vardır. O çizgiler geçildiğinde mesele artık kişisel tartışma olmaktan çıkar; hukuk, kayıtlar ve gerçekler devreye girer.
İnsanlar şunu unutabiliyor: Bir eylemi bizzat yapmakla, bir başkasını o eyleme yönlendirmek arasındaki mesafe sanıldığı kadar büyük değildir. Zaman geçer, öfke diner, korkular değişir; ama konuşulan sözler, kurulan bağlantılar, verilen telkinler bazen beklenmedik bir anda ortaya çıkar.
Hayat bana şunu öğretti: Güç, korkutmakta değil; kontrolü kaybetmeden ayakta kalmaktadır. İnsan kendini korurken de sınırını bilmelidir. Hukukun olduğu yerde kişisel hesaplaşmalara ihtiyaç yoktur.
Benim bakışım nettir: Şiddet, ima, korkutma ya da perde arkasından kurulan oyunlar çözüm değildir. Bir insan kendini tehdit altında hissediyorsa yapması gereken şey öfkeye teslim olmak değil; dikkatli olmak, kayıt tutmak ve hukuki yolları tercih etmektir.
Çünkü bazı insanlar bir gün şunu geç fark eder: Hayatta en ağır bedeller bazen yapılanlardan değil, başkasına yaptırılmaya çalışılan şeylerden doğar.
Her insan yaptığı seçimlerin yükünü taşır. Ve hayatın ilginç bir tarafı vardır; gerçek, çoğu zaman geç gelir ama geldiğinde yolu şaşırmaz.









