İpleri Tutan Eller…!
Bazı insanlar, hayatı açık yüreklilikle yaşamayı seçer.
Bazıları ise gölgelerin arkasında kalmayı…
Çünkü bilirler ki, görünmeyen eller çoğu zaman görünmeyen hesaplar kurar. Kendileri öne çıkmaz; başkalarını konuşturur, başkalarını yürütür, başkalarını harekete geçirir. Böylece sorumluluğun da üzerlerinden kayıp gideceğini sanırlar.
Oysa hayatın en büyük yanılgılarından biri budur.
Bir kukla tek başına hareket etmez. Onu hareket ettiren ipler vardır. Ama o ipleri tutan eller de vardır.
İnsan bazen kendi cümlesini kuracak cesareti bulamaz. Bunun yerine başkalarının cümlelerini ödünç alır. Kendi adımlarını atamaz; başkalarının ayak izlerine saklanır. Kendi vicdanıyla yüzleşemez; kalabalıkların arasında görünmez olacağını zanneder.
Ne var ki, görünmez olmak sorumsuz olmak değildir.
Hayatın terazisi yalnızca görüneni tartmaz. Sessizce verilen talimatları, fısıltıyla büyütülen öfkeleri, perde arkasında kurulan hesapları ve başkasının omzundan yürütülen mücadeleleri de kaydeder.
Çünkü yapılan her tercih, önce insanın kendi karakterine yazılır.
Ben artık dönüp arkama bakmıyorum.
Kim hangi ipi çekti, kim kimi öne sürdü, kim hangi hesabı yaptı… Bunları zamanın vicdanına bırakıyorum.
Ben yalnızca kendi yoluma odaklanıyorum.
Çünkü biliyorum ki, ipleri tutan eller bir gün yorulur. Maskeler düşer. Perde kapanır.
Fakat hakikat, sahneden hiç ayrılmaz.
Benim gücüm, başkalarını yönetmekten değil; kendi irademe sahip çıkmaktan geliyor.
Ve öğrendiğim en büyük gerçek şu:
İnsan, başkasının hayatını yönlendirmeye çalışırken kendi hayatının yönünü kaybedebilir.
Bu yüzden ne öfkeye teslim oluyorum ne de intikam duygusuna.
Ben sadece bekliyorum…
Çünkü bazı kararları insanlar verir.
Bazı hükümleri ise vicdan.
Ve öyle bir adalet vardır ki, ne perde tanır ne de kukla ipleri…







