arş ve kürsü, arş, İslam düşüncesinde
bütün evreni kuşatan, akılla kavranılamayan,
gerçekliğini ve niteliğini yalnızca Tann
’nın bilebileceği yüce makam, kürsü ise
Tann’mn bu gücünün simgesidir.
Geleneksel varlıkbilime göre arş varoluş
sıralamasında lâhut âlemi, ruhlar âlemi ve
berzah âleminden sonra gelir. Eski gökbilime
(ilm-i hey’et) göre dokuzuncu ve en
büyük felektir. Buna “felekü’l-eflak”, “felek-
i azam” ve “felek-i atlas” da denilir.
Kuran’a göre Tanrı arşın Rabbi’dir ve arşa
istiva etmiştir. Arş’ın çevresini Tann’ya
hamdeden, O’nu teşbih eden melekler çevirmiştir.
Bazı melekler de arşı yüklenmiş,
taşımaktadırlar. Kıyamet günü arşı yüklenen
meleklerin sayısı sekiz olacaktır.
Arş kelimesinin “taht”, istivanın da “oturma”
anlamlarına gelmesi, Tann’nın arş
üzerine istivasının nasıl anlaşılması gerektiği
konusunda görüş aynlıklannın çıkmasına
neden olmuştur, ilk dönem İslam ulemasına
(selef) göre ilgili Kuran âyeti olduğu gibi
kabul edilmeli, bu istivanın niteliğinin yalnız
Tann tarafından bilinebileceğine inanılmalıdır.
Sonraki âlimler (müteahhirin) ise,
istiva olayını olduğu gibi kabul etmenin
Tanrı’ya cisimlik izafe etme ve bir yerle
sınırlama anlamına geleceğini, bu nedenle
yanlış anlamlan ortadan kaldıracak biçimde
yorumlanması gerektiği görüşündedirler.
Yapılan çeşitli yorumlara göre istiva, Tann
’nın yaratıkların işlerini düzenlemesi, hükümlerini
yürütmesi, güç ve iradesinin geçerliliği,
bütün varlıkları güç ve egemenliği
altında tutması, Tanrı’ya oranla her şeyin
eşit olduğu, hiçbir şeyin O’na başka bir şeye
göre daha yakın olmadığı anlamlannı dile
getirir.
Kürsü, güç ve egemenlik makamı olan
“taht” ve “ilim makamı” anlamlanna gelirken,
sonraları iskemle gibi üstüne oturulan
nesneler için de kullanılmıştır. Kuran, kürsü
ayeti (ayetü’l-kürsi) olarak anılan ayette
(Bakara: 255) Tanrı’nm kürsüsünün bütün
gökleri ve yeri kucakladığını, kuşattığını
bildirmektedir. Kuran müfessirleri ayetteki
kürsü kelimesini farklı biçimlerde anlamlandırmışlardır.
Kimilerine göre kürsü, arşın
altında yer alan, gökleri ve yeri kaplamış
büyük bir cisimdir. Kimilerine göre Tanrı’
nın saltanat, kudret ve mülkünü dile getirir.
Kimi ulema Tann’nın ilmi derken, kimisi de
“Allah’ın azamet ve kibriyasmm tasviri”
olduğunu söylemektedir.
Hz. Muhammed arş ve kürsüden söz
ederken, “kürsüde yedi gök bir kalkanın
içine atılmış yedi para gibidir” ve “arşta
kürsü, büyük bir sahraya atılmış demir bir
halka gibi bir şeyden ibarettir” demiştir.
Ünlü müfessir Fahreddin Razi arşı mutlak
zaman, kürsüyü de mutlak mekân olarak
yorumlamıştır. Kürsü bütün mekânları içine
ahr. Zamanın en küçük parçası olan “an”
ise bütün mekânlan içine alabilir. Kürsüde
mekân dişilik, arşta ise zaman dişilik vardır.






