Bundan yaklaşık on beş asır öncesi… Mekke…
Kurak ve sıcak bir şehirdi. Yazlar çok sıcak ve yağışsızdı. Su
çok azdı, insanlar kuyu suyuna mahkûmdu. O da bulunabildiği
kadarıyla. Dolayısıyla hayat şartları oldukça zordu.
Bu zorlu iklime katlanabi
len, çöl şartlarında günlerce
susuzluğa dayanabilen deve,
Araplar’ın en değer verdikleri
binek hayvanıydı. Bir de atları
vardı Araplar’ın. Her ne kadar
çöl şartlarında yetiştirilmesi
zor olsa da güzelliği, dayanıklılığı ve sahibine bağlılığı ile tanı
nırdı bu atlar. Sahipleri için de servetlerinin göstergesiydi.
En önemli geçim kaynağı ise ticaretti. Arabistan’ın bir ucundan
öbür ucuna giden kervanlar Mekke’den geçiyorlardı. Yılın çe
şitli vakitlerinde panayırlar düzenleniyor, Arabistan’ın dört bir
tarafından Araplar bu panayırlara akın ediyorlardı. Panayırlarda
alışverişin yanı sıra birçok eğlence de düzenleniyordu. Bunların
arasında şiir yarışmalarının ayrı bir yeri vardı. Beğenilen şiirler
Kâbe’nin duvarına asılıyordu. Mekke’de okuma yazma
bilen çok kimse yoktu.Kâbe, Hz. İsmâil zamanından beri hayatın merkeziydi. Araplar
Hz. Ibrâhim ve Hz. İsmâil’den beri hac yapmayı sürdürüyorlardı.
Ama çoğu tevhit inancından uzaklaşmıştı. Her şeyi putlardan diliyorlar, onlara kurbanlar kesip dualar ediyorlardı. Âhirete de inanmıyorlardı.
Kâhinler ve büyücüler toplum içinde çok saygın bir yere sahipti.
Derdi, sıkıntısı olan, onlara koşuyordu. Anlaşmazlıklarda onlardan hakemlik yapmaları isteniyor, hakemin de
Fil Olayı Yemen hükümda
diğine ise kimse itiraz etmiyordu.
İçki, kumar ve fuhuş çok yaygındı. Bazı kim
seler kız çocuklarını küçük yaşta diri diri toprağa gömebilecek kadar insanlıktan
çıkmıştı.
Güçlüler zayıfları hep eziyordu. Kadınlar, fakirler, köleler, yabancılar, yolcular hiç güvende değildiler.
Kabilecilik ve kan bağı çok önemliy
di. Kabileler arasında hep bir üstün
lük mücadelesi vardı. Herkes daima kendi kabilesini ve akrabalarını savunmaya hazırdı; ister haklı olsun ister haksız, ister zalim olsun ister mazlum… Kabileden bir kişinin kanı dökülürse bütün kabilenin kanı dökül
müş sayılıyordu. Bu yüzden kan davası ve
savaşlar hiç bitmiyordu.
Peygamberimiz işte bu
şehirde, bu ortamda, bu insanların arasında
doğdu






