Hicretin ikinci yılında Ramazan ayında sevgili Peygamberimizin, Mekkeli müşriklerle yaptığı ilk savaş. Mekke ile Medîne arasında Bedir kuyularının bulunduğu mahalde vukû bulduğu için, Bedir Savaşı olarak anılır. Peygamber efendimizi gören ve sohbetinde bulunan ilk Müslümanlar (Eshâb-ı kirâm) içinde Bedir Savaşma katılan 313 sahâbinin ayrı bir yeri ve derecesi vardır. Hicretin ikinci yılı (M.624) Ramazan ayında Ebû Süfyân reisliğindeki büyük bir Kureyş kervanının Şam’dan Mekke’ye dönmekte olduğunun haber alınması üzerine, Peygamberimiz Muhammed aleyhisselâm bu kervandaki mallan ganîmet olarak almak için bir ordu toplayarak Safra denilen yere kadar geldi. Bu orduda, çeşitli vazifelerle civâra gönderilenler hâriç, 305 kişi vardı. Bunların 64’ü Muhâcirlerden, kalanı Ensârdan (Me- dîneli Müslümanlardan) idi. Orduda üç at, 70 deve mevcuttu. Develere nöbetleşe binerek ilerlerlerdi. Peygamberimiz Muhammed aleyhisselâm dahi Ali bin Ebî Tâlib ve Zeyd bin Hârise (radı- yallahü anhüm) ile berâber bir deveye sırayla bin
miştir. Muhâcirînin beyaz sancağı, Mus’ab ibni Umeyr’e verilmişti. İşte, daha sonraları bütün dünyâya yayılan ve gittikleri yerlerde muzaffeı olarak târihe nam salan İslâm ordularının birincisi, bu ordudur. Bu arada, İslâm ordusunun kervanı üzerine gelmekte olduğunu öğrenen Ebû Süfyan bir taraftan yolunu değiştirirken, diğer taraftan Zamzam İbni Amril-Gaffâr’ı ücretle tutarak, Mekke’ye haber vermeye ve imdâd istemeye gönderdi. Zamzaır Mekke’ye vardığında, Kureyş’in ileri gelenleri hazret-i Abbâs’ın kız kardeşi Âtîke’nin üç gür önce gördüğü ve Kureyş’e bu günlerde büyük biı belâ geleceği şeklinde tâbir edilen rüyâ sebebiyle birbirlerine düşmüşlerdi. Zamzam’ın; “Ey Kureyş, çabuk yetişiniz! Yoksa Şam kervânı Müslümanların eline düşer ve bütün malınız gider!”di- yerek feryâd etmesi üzerine, çekişmeyi bırakarak derhal bir ordu topladılar. Hemen hemen hepsi atlı veya develi olan bu ordunun 1000 kişiye yakır olan mevcûdu, o zamânm ileri harp âletleri ile silâhlanmıştı. Ebû Leheb ve Ebû Süfyân hâriç, Kureyş’in bütün ileri gelenleri orduya iştirâk edere! silâh, malzeme ve mühimmât ile desteklemişlerdi Bu ordu yoldayken, Ebû Süfyân’ın kervanı sâhi’ yolundan sağ sâlim Mekke’ye getirdiği haber alınınca geri dönmek isteyenler olduysa da, Ebû Ce hil’in korkaklık ve kaçmakla ithâm ederek ağıı hakâretlerde bulunması üzerine mecbûren yollanm devâm ettiler. Ancak birkaç kişi geceleyin Mekke’ye dönebildi. Bu arada Peygamber efendimiz de, Mekke’der hareket eden büyük bir ordunun kendilerine karş gelmekte olduğunu öğrendi. Kervana el koyma! için yola çıkmış bulunan İslâm ordusunun iler gelenleri ile Medine’ye dönmek veya dönmeme! husûsunda istişâre etti; Ensârın fikirlerini sordu Bunun üzerine söz alan hazret-i Sa’d ibni Muâz
BEDİR SAVAŞI
Bedir gazasının vukû bulduğu mahalde yaptırılan Bedir Mescidi.
S
Yeni Rehber Ansiklopedisi 3 0 ‘
Peygamber efendimizin ve Eshâb-ı kirâm efendilerimizin İslâmiyeti yaymak uğrunda yaptıkları ilk gazâ olan Bedir gazâsında şehid düşen on dört sahâbinin defn edildiği Bedir şehitliği.
“Yâ Resûlallah, biz sana inandık! Allah katından getirdiğin şeylerin hak olduğuna îtimât ve îmân eyledik. Sana itâat etmeye ve emirlerine kesinlikle uymaya söz verdik. Artık siz ne dilerseniz emrediniz. Seni gönderen Allah hakkı için, eğer denize girersen, seninle berâber gireriz, hiçbirimiz geri kalmayız. Biz düşmana karşı varmaktan çekinmeyiz. Savaş ânında geri dönmeyiz. Biz, sabredenlerdeniz ve sâdıklardanız. Cenâb-ı Hak’tan bizden memnun olacağınız işler göstermesini ni- yâz ederim. Hemen Allahü teâlânın bereketi ile bizimle murâd ettiğiniz tarafa hareket buyurunuz!” şeklindeki sözleriyle Ensârm sadâkat ve samimiyetini dile getirdi. Bunun üzerine Peygamber efendimiz de fevkalâde memnûn olarak, İslâm ordusuna Bedir kuyularına doğru hareket emrini verdi. Kureyş ordusu daha önce gelip Bedir suyunu zaptetmişti. İslâm ordusu kumları son derece kaygan olan bir mevkide durdu. Susuzluk sıkıntısı başgösterdi. Peygamber efendimiz, o mevkide birkaç yeri işâret ederek Kureyş ileri gelenlerinden bâzılarının harp esnâsmda öldürüleceği yerler olarak söylemiş, aynen söylediği gibi olmuştur. Ertesi gün, Ramazan ayının on yedinci Cumâ günü sabahleyin yağan şiddetli yağmur, su sıkıntısını giderip sel olup aktı. İslâm ordusu Bedir kuyularının en nihâyetindeki kuyunun önünde toplandı. Peygamber efendimiz için hurma dallarından bir gölgelik yapıldı. Bedir’de karşı karşıya gelen bu iki ordunun askerlerinin pekçoğu birbirleriyle çok yakın akrabâ idiler. Kardeşlerden biri bir tarafta, diğeri öbür tarafta; baba bu yanda, oğul öbür yanda; amca yeğene, yeğen amcaya karşı savaşmak için hazır bekliyordu. Her iki ordu, harp meydanında karşı karşıya gelip saf bağladılar. Peygamberimiz İslâm ordu
sunun saflarını bizzat kendi elleriyle düzelterek: “Ben emretmedikçe düşman üzerine hücum etmeyiniz. Fakat ok menziline iyice girdiklerinde ok atınız.” diye emir verdi. Bu arada Kureyş tarafından atılan bir ok hazret-i Mihca’yı şehid etti. Bedir Muhârebesindeki ilk şehid, bu zâttır. Nihâ- yet Kureyş ordusundan Utbe ibni Rebîa, bir tarafına birâderi Şeybe’yi diğer tarafına oğlu Velid’i alarak, İslâm ordusundan er diledi. Bunlara karşı gelen Medîneli üç Müslüman, Eshâptan hazret-i Avf ile Muâz ve Abdullah ibni Revâha’yı kendi denkleri görmediği için reddederek, “Ya Muhammedi Bize denk ve akranımız olan amcazâdeleri- mizi gönder.” diye bağırdı. (O zamanlar Mekke- liler, Medînelilere çiftlikle uğraştıkları ve pek çoğu okuma-yazma bilmedikleri için hakâret gözüyle bakarlardı). Bunun üzerine Peygamber efendimiz; “Kalk yâ Ubeyde, kalk yâ Hamza, kalk yâ Ali.” diyerek, Ubeyde’yi Utbe’nin, Hamza’yı Şeybe’nin ve hazret-i Ali’yi Velid’in üstüne gönderdi. (Hazret- i Ubeyde, o târihte 63 yaşındaydı.) Kısa bir vuruşmadan sonra üç Kureyşlinin üçü de öldürüldü. Ayağından ağır yaralanan Ubeyde ise harpten sonra Medine’ye dönerken yolda şehid oldu. Bu teke tek vuruşma esnâsmda hazret-i Ebû Bekr Kureyş ordusu içinde oğlu Abdurrahmân’ı görerek meydana çıkıp onunla çarpışmak için izin istediyse de, Peygamberimiz; “Yâ Ebâ Bekr! Bilmez misin ki, sen benim, görür gözüm ve işitir kulağım yerindesin.” diyerek müsâde etmedi. Bundan sonra iki taraf saflar hâlinde birbirine karşı yürümeye ve oklar atmaya başladılar. Bu sırada Peygamberimiz Muhammed aleyhisselâm, kendi için hurma dallarından yapılan haymede






