Home / wiki / BENAZİR BUTTO

BENAZİR BUTTO

Pakistanın başbakanlarından. İslâm dünyâsının ilk ve tek kadın başbakanı. 1 Aralık 1989’da güven oyu alarak başbakan oldu. 21 Haziran 1953’te Karaçi’de doğdu. Zülfikâr Ali Butto’nun büyük kızıdır. 1969-1973 seneleri arasında Harvard Üniversitesinde öğrenim gördü. Sonra Oxford Üniversitesine girdi. Bu üniversitede felsefe, siyâset bilimi ve iktisat öğrenimi görerek 1976’da tamamladı. 1977’de Oxford Birliğinin başkanlığına seçildi. 1977’de babası Zülfikâr Ali Butto askerî bir darbe ile devrilerek îdâm edildi. Bundan sonra siyâsete karışan Benazir, sık sık evinde göz hapsine alındı. 1984’te yurt dışına çıkmasına izin verilince, Londra’ya gitti. Londra’da siyâsî faâliyetleri- ne devâm ederek, ülkesindeki Halk Partisinin lideri durumuna geldi. Nisan 1986’da Pakistan’a döndü. 14 Ağustos 1986 bağımsızlık gününde gösteri yasağını çiğneyerek bir konuşma yaptı. Bir ay hapse atıldı. Ziyâ-ül-Hak’ın Ağustos 1988’de bindiği uçağın sabote edilip öldürülmesi üzerine, Kasım 1988’de seçim yapıldı. Halk Partisinin seçimi kazanmasıyla Benazir 2 Aralık 1988’de başbakan oldu. 1989’da başbakan olarak ABD, Türkiye, İngiltere ve Bangladeş’e resmî ziyâretlerde bulundu. Benazir, Pakistan’da köklü değişikliklerden çekinerek ılımlı bir siyâset tâkib etti. 5 Ağustos 1990 târihinde devlet başkanı Gu- lam İshak Han tarafından başbakanlık görevinden azledildi. PakistanlI Zerdar Ali adlı bir iş adamı ile evli olan Benazir iki çocuk anasıdır.
Yeni Rehber Ansiklopedisi 3 3 7
Hıristiyan devletleri, yarımada üzerinde bir İslâm devletinin mevcûdiyetine tahammül edemiyorlardı. Fakat, tek başlarına da bir şey yapamıyor- lardı. Böylece Benî Ahmer Devleti 15. asrın sonuna kadar hâkimiyetini sürdürdü. Ancak bu devirde, İspanya’nın kuvvetli krallıklarından olan Kastilya Kraliçesi İzabella ile, Argonya Kralı Ferdinand’ın evlenmeleri İspanyol birliğinin teşekkülünü sağladı ve Müslümanlara felâket getirdi. Zîrâ bu târihten îtibâren Ferdinand Müslü- manlar üzerine akınlar yapmaya ve onları yurtlarından uzaklaştırmak için sıkıştırmaya başladı. 1462’de Cebel-i Târik, 1489’da Kadiz, İspanyolların eline geçti. Sıkışık bir durumda olan Gırnatalılar, Afrika’daki Müslüman devletler ile Osmanlı Devletinden yardım istedilerse de bir cevap alamadılar. Bilhassa bu sırada Osmanlı Devletinde deniz kuvvetlerinin uzak seferlere çıkmaya elverişli olmaması ve papanın elinde esir bulunan Cem Sultanın devletin aleyhine kullanılma tehlikesi istenilen yardımın yapılmasına
mâni oldu. Netîcede 1492’de İspanyollar devletin merkezi Gırnata’yı kuşattılar. Son Benî Ahmer hükümdârı Ebû Abdullah Muhammed, bâzı şartlarla şehri Katolik Ferdinand’a teslim etmeye râ- zı oldu. Ebû Abdullah’ın Afrika’ya çekilmesi ile sekiz yüz yıldan beri bir İslâm memleketi olan İspanya, tamâmen hıristiyanların eline geçti. Gırnata’ya giren Hıristiyanlar, Haçlı taassubu ile İslâm kültür ve medeniyetinin en güzel yerlerinden biri olan Endülüs’ü yakıp yıktılar. Sanat hârikası câmileri tah- rib ettiler. Bir kısmını kiliseye çevirdiler. Beş yüz bin el yazması eser, Ferdinand tarafından meydanda yakıldı. Böyle ilim düşmanları târihte pek nâdir görüldü. Müslüman halka muâmeleleri de çok zâlimâne oldu. Kaçabilen Müslümanlar, Kuzey Afrika’ya sığındı, geride kalanlar kitle hâlinde katlolundu. Hıristiyanlık, İspanya’nın bu son parçasına vahşet ve barbarlık âfeti olarak girdi. Os- manlı Devleti Kemâl Reis komutasında bir donanmayı yardım için İspanya’ya gönderdi. Bu do
Görenleri hayran bırakan, Endülüs İslâm Mimârisinin en güzel eserlerinden olan Elhamra Sarayı. Benî Ahmer tarafından bir tepe üzerinde inşa ettirilmiştir. Aslanlı havuz ise Emir Beşinci Mehmed tarafından sonradan yaptırılmıştır.
hennem’e sürükleneceksiniz. O Cehennem, ne kötü bir karargâhtır.” (Âl-i imrân sûresi: 12) Habîb-i ekrem efendimiz, yapılan anlaşmanın bozulmasından sonra derhâl, bir ordu kurup, Kaynuka Yahûdîlerinin bulunduğu kaleye yürüdüler. Beyaz sancağı, hazret-i Hamzâ taşıyordu. Medîne’ye vekil olarak Ebû Lübâbe radıyallahü anh bırakılmıştı. İslâm ordusu Kaynuka Kalesini muhâsara etti. “Biz ne cengâver bahadırlarız.” diyen Yahûdîler; değil karşı koymak, bir ok bile atmaya cesâret edemediler. Resûlullah efendimiz, giriş ve çıkışları kontrol altına aldı. Kimse: dışarı çıkamadı. Bu hâl on beş gün devâm etti. Yahûdîler korkuya kapılıp, teslim oldular. Her birinin öldürülmeleri lâzım gelirken, âlemlere rahmet olarak gönderilen sevgili Peygamberimiz, merhâmet buyurup, Kaynuka Yahûdîleriııin Şam’a gitmelerine izin verdiler. Böylece Medîne topraklarından çıktılar. Benî Kaynuka Yahûdîleri, kısa bir süre sonra gittikleri yerde perişân bir şekilde dağılıp kayboldular.

Cevap bırakın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir