Home / wiki / EDİRNE

EDİRNE

Marmara Bölgesinin Trakya kısmında
yer alan; Türkiye’nin Avrupa yakasında ikinci büyük
ve serhat şehri. Sınır kapısı, “Bursa’nın oğlu,
İstanbul’un babası” olarak vasıflandırılan ve OsmanlI
Devletinin ikinci başkenti ve “müze şehir”
Edirne’nin doğusunda Kırklareli ve Tekirdağ, güneydoğusunda
Çanakkale, batısında Yunanistan,
kuzeybatısında Bulgaristan, güneyinde ise Ege
Denizi bulunmaktadır. İl toprakları 40°30′ ve 42°
00′ kuzey enlemleri ile, 26°00′ ve 27°00′ doğu
boylamları arasında yer alır. Trafik kod numarası
22’dir.
İsminin Menşei
Edime, Roma İmparatoru Hadrianus tarafından
M.S. 120’de yeniden îmâr edildiği için, buna izâfeten,
“Hadrianapolis” ismi verilmiştir. Doğu Roma
(Bizans) zamânında “Adrinople”‘ olarak anılmış,
Türkler Edirne’yi fethedince, ilk önce “Edrine”
demişler, sonradan bu kelime halk arasında
“Edirne” olmuştur. $
Târihi
Türk-Osmanlı târihinde büyük bir yeri olan
serhat şehri Edirne’ye, ilkçağda Trak kabilelerinden
Betlegerriler ve ardından Odrysler yerleşmişlerdir.
M.Ö. 4. asırda MakedonyalIlara, sonra Roma İmparatorluğuna
ve M.S. 395’te Roma’nın parçalanması
ile Doğu Roma (Bizans)ya geçmiştir. M.S.
586’da Avar Türkleri kuşatmış, fakat alamamıştır.
Bulgar Türkleri, 914’te Edirne’yi almışsa da, kısa
bir müddet sonra Bizanslılar geri almışlardır. 1050
ve 1078’de Peçenek Türkleri kuşatmıştır.Osmanlı Türklerinin Rumeli’ye geçmesinden
kısa bir müddet sonra, 1361 Temmuzunda Hacı İl
Bey ve Evranos Bey emrindeki Türk ordusu tarafından
BizanslIlardan alınarak fethedilmiştir. Edirne
tekfuru kuşatma esnâsında Enez’e kaçmıştır.
Tekfursuz kalan şehir halkı, dînî liderlerine “Ne yapalım?”
diye sorar. Papazlar güzel kızları su almak
için sur dışına gönderirler. Türk askerleri bu kızlara
bakmaz bile. Ayrıca üzüm bağlarından yenilen
üzüm kütüklerine paralarının bir mendil içinde
bağlanmış olması üzerine, bu ordunun yenilmeyeceğini anlayan papazların taysiyesi üzerine
şehir halkı, Osmanlı komutanı Lala Şahin Paşaya
teslim olurlar. Edime 1361-1453 arasında Osmanlı
Devletinin başşehri olmuş ve 91 sene başşehirlik
yapmıştır. Birinci Murad Han, Avrupa fütûhâtmı
buradan başlatmıştır.
Fetret devrinde (1402-1413) Emir Süleymân
ve kardeşi Mûsâ Çelebi’nin başşehri olmuştur.
1413’te pâdişâh olan Çelebi Sultan Mehmed, uzun
müddet Edirne’de kalmıştır. İkinci Murad Han zamânında,
Edirne’nin ve çevresinin Türk-Osmanlı
mîmârîsi ile yeniden inşâ edilmeye başlandığı görülür.
Trakya ulaşımı bir ağ gibi örülmeye başlanmış,
târihî Uzunköprü köprüsü yapılmış, Ergene
nehri üzerinde iç kısımlara doğru ulaşım sağlanmıştır.
İstanbul fethinde kullanılan toplar “Tophâne
Bayırı’nda” dökülmüştür. Türk akıncılarının üssü
hâline gelen Edime Kalesi, İstanbul’un fethine zemin
hazırlayan müstahkem mevki hâline gelmiştir.
Üs olan Edime Osmanlı Türk hükümdârlarının İstanbul’dan
sonra en hoşlandıkları bir şehir olmuştur.
Hattâ bâzıları Edirne’yi İstanbul’a tercih etmişlerdi.
Dördüncü Mehmed (1648-1687) ile kardeşleri
İkinci Süleymân (1687-1691) ve İkinci Ahmed’in
oğlu İkinci Mustafa (1695-1703) uzun süre
Edirne’de oturmuşlardır. Bu devirde İstanbul
bir kaymak^jn (Başbakan vekili) tarafından yönetiliyor,
devlet Edirne’den idâre ediliyordu. Bu
durum bâzılarının menfaatlerine dokunduğu için
huzursuzluğa sebeb oldu. “Edime Vak’ası” denilen
hâdise ile İkinci Mustafa tahttan indirildi. Yerine
kardeşi Üçüncü Ahmed pâdişâh oldu. Dördüncü
Mehmed ile kardeşi İkinci Süleymân ve İkinci
Ahmed Edirne’de vefât ettiler.
Edirne, Osmanlı devrinde merkezi Sofya’da
bulunan Rumeli Beylerbeyliğine (Eyâletine) bağlı
bir vilâyetti. Edirne kâdısı, Osmanlı Devletinin
İstanbul kâdısından sonra en yüksek rütbeli kâdısı
sayılırdı. Edirne bir ilim merkezi, medreseler
(üniversiteler) şehriydi. Tanzimâttan sonra Edirne
vilâyeti (eyâleti) kuruldu. Doğu ve Batı Trakya
Edirne’ye bağlandı. Balkan Harbinden sonra Batı
Trakya (2 vilâyet) Bulgaristan’a bırakıldı.
1700 senesinde, Edirne 350 bin nüfûsu ile
dünyânın en büyük birkaç şehrinden biriydi. Bunlar;
İstanbul, Pâris, Londra ve Edirne idi. On sekizinci
asırdan îtibâren gerilemeye başladı. 1745
senesinde çıkan büyük bir yangınla 60 mahalle
kül oldu. 1751 yangını da 1745’teki yangın şiddetindeydi.
Edime 4 defâ istilâya uğramış ve çok zarar görmüştür.
1829’da Ruslar Edirne’ye girmiş bir kaç ay
kalmıştır. İkinci Sultan Mahmud, Edirne’de 10
gün kalarak halkın moralini takviye etmiş, istilânın
tahribâtının yeniden îmân için emir vermiştir.
20 Ocak 1878’de Edirne’ye giren Ruslar 13 ay kalmışlar ve şehri tahrib etmişlerdir. Balkan Harbinde
Şükrü Paşanın kahramanca savunmasına rağmen,
açlık sebebiyle, Bulgarlara 26 Mart 1913’te
teslim oldu. 4 ay sonra Türk ordusu 22 Temmuz
1913’de Edirne’yi geri aldı. Birinci Dünyâ Harbinden
sonra 1920 Temmuzundan 25 Kasım
1922’ye kadar Yunan ordusunun işgâlinde kalan
Edime, çok geriledi ve dünyâda Edime derecesinde
gerileyen başka bir şehir görülmedi. Lozan Antlaşması
ile Edirne Türkiye sınırları içine alındı.
Cumhûriyetten sonra Edirne kendi adını taşıyan
ilim merkezi oldu. İkinci Dünyâ Harbinde Edirne
boşaldı ve çok sıkıntılı günler yaşadı.
Fizikî Yapı
Trakya’nın batısını teşkil eden Edirne toprakları,
geniş düzlükler ve basık tepelerden meydana
gelir. Arâzinin % 78’i platolar, % 5’i dağ ve yaylalar
ve % 17’si ovalardan ibârettir. Akarsu ve göl bakımından
da zengin sayılır. % 25’i orman ve fundalıklarla
kaplıdır.
Dağları: Bellibaşlı dört dağ silsilesi vardır. Istıranca
Dağları, Uzunköprü Dağları, Koru Dağları
ve Çandır Dağları. En yüksek yer Korudağ (Yerli
Su Tepesi) 720 metredir. Diğer dağların yüksekliği
azdır. Bakacak Kuletepesi (590 m), Çandır
Tepe (385 m), Süleymâniye Tepesi (378 m), Hasır
Tepesi (385 m) ve Hızır İlyas Tepesi (378 m)dir.
Dağlar orman ve fundalıklarla kaplıdır.Ovaları: Edime ilinin mühim kısmı 0-250 m
yüksekliktedir. Topraklarının % 78’i plato ise de
bunlar ova görünümündedir. Ovalar ise % 17’dir.
Ergene, Tunca, Kazanova ve İpsala ovaları başlıca
geniş ovalarıdır. Düzlükler doğudan batıya doğru
gittikçe alçalır. Meriç Ovasına kavuşur. Meriç
ile Ergene arasında kalan arâzi hafif dalgalı ve
yanmada şeklindedir. Keşan ve Enez arası 250-500
m arasındadır. Ergene Ovası; Ergene Vâdisi ile
Uzunköprü ve Meriç ilçelerinin mühim kısmını
ihtiva eder. Ergene Irmağı sık sık taşarak mil bıraktığı
için arâzi çok verimlidir. Tunca Irmağı vâdisinde
bulunan ovalara, Tunca Ovası denir.
Meriç Vâdisinde Kapıkule-Edime arasında kalan
ovaya Kazanova denir. İpsala Ovası en büyük
ovadır. Sulu ve kuru tanm yapılır. İpsala ve Enez topraklarını
ihtivâ eder. Edirne’de yaylalar çok azdır.
Yerli Su Tepesi (Keşan)-Çandır (Enez)-Hisarlı (Lalapaşa),
Yazın (Lalapaşa) ve Ömeroba çok güzel
manzaralı ve su kaynakları zengin yaylalardır.
Akarsuları: Edirne, akarsu bakımından zengin,
fakat su rejimleri düzensiz ve kontrolsüzdür.
İlkbahar ve sonbaharda taşmalar olur. Başlıca
akarsuları şunlardır:
Meriç: Edirne’ye Bulgaristan’dan girer. Türk-
Yunan sınırını çizer. Edirne yakınında Arda ve
Tunca nehirlerini alır. Dimetoka yakınında, Yunanistan’dan
gelen Kopkino Çayını alır. Balabancık
yakınında Ergene Çayı ile birleşir. Enez yakınlarında
Ege Denizine dökülür. Taşmaları önlemek
için Uzunköprü-Altınyazı Barajı yapılmıştır.
Arda ile birlikte debisi 193 m3tür. Nehir balık
bakımından zengindir. Arâzinin sulanmasında kullanılır.
Derinliği 60-520 cm arasındadır. Edirne il
sınırları içindeki uzunluğu 185 km’dir. Arda Nehri:
Pazarkule sınır kapısından giren Arda, 1 km
sonra Meriç ile birleşir. Tunca Nehri: Bulgaristan’dan
Uzunbayır civârmda Türk topraklarına girer.
32 km yol alarak, Bülbül Adasında Meriç’le
birleşir. Ergene Nehri: Kırklareli’nin Istıranca
Dağlarından çıkar. Pehlivanköy ilçesinde, Edirne
sınırlarına girer. İpsala-Sarıcaali köyünde Meriç’lebirleşir. Bütün uzunluğu 230 km ise de Edirne’deki
kısmı 72 km’dir. Süleoğlu Deresi: Süleoğlu köyü
civârından çıkar. Hıdırca yakınında Ergene Nehrine
karışır. 79 km’dir. Ayrıca, Başamaklar Deresi
(27 km) Pravadi Deresi (42 km) Keşan Deresi
(32 km) ve Büyükdoğan Deresi (33 km) vardır.
Göller: Edime tabiî ve baraj gölleri ile göletler
bakımından en zengin illerden biridir. Gala Gölü:
Enez ilçesinde 8 km2lik bir göldür. Etrâfı bataklıktır.
Meriç taşınca gölle birleşir. Tuzludur. Sulamada
kullanılmaz. Balığı boldur. Derinliği 70 santimdir.
Dalyan Gölü: Enez ilçesi güney indedir.
Çok tuzlu ve sodyumludur. Derinliği J-1,5 metredir.
Çevresi kumluktur. Sulamada kullanılmaz. Yüzölçümü
3,5 km2dir. Taşaltı Gölü: Dalyan Gölünün
doğusundadır. Sığ bir göldür. Derinliği 80 cm’dir.
Yüzölçümü 70 hektardır. Suyu tuzludur. Kıyılannın
bir kısmı bataklıktır. Bir kısmında ise çeltik ekimi
yapılır. Pamuklu Gölü: Gala ile Sığırcık Gölü arasındadır.
Yüzölçümü 2,5 km2dir. Derinliği 70 cm’dir.
Etrâfı bataklık ve sazlıktır. Sığırcık Gölü: Yüzölçümü
2 km2, derinliği az, suyu tuzludur. Kıyılannın
bir kısmı bataklık ve sazlıktır. Altmyazı Barajı:
Uzunköprü-Altınyazı köyündedir. 2300 hektarlık
arâzi sulanır ve 1490 hektar aâazi su taşkınlanndan
korunur. Kadıköy Barajı: Büyükdoğanca Deresi
üzerindedir. 42 milyon m3 su toplanır. 4 bin hektar
arâzi sulanır. Basamak Deresi: Üzerinde 9 m yükseklikte
ve 900 m uzunlukta bir set ile toplanan
sular taşkınlan önler. Bu su 12 km’lik bir kanalla Altınyazı
Barajına aktarılır.
İklim ve Bitki Örtüsü
Edirne ilinde çeşitli iklim tipleri görülür. Toprakları
fazla engebeli olmadığı ve denize kıyısı
olduğu halde Balkanların şiddetli kara iklimi hüküm
sürer. Ayrıca Akdeniz’in ılık ve yağışlı iklimi
ile bâzan Karadeniz iklimi görülür. Balkan yarımadası,
Orta Avrupa, Akdeniz, Ege, Karadeniz
ve Marmara denizinin tesiri altındadır. Ergene
havzasında kara iklimi hüküm sürer. Kışlar sert ve
kar yağışlı, yazlar sıcak geçer. Senelik ortalama yağış
miktarı 597 milimetredir.Topraklarının % 57’sinde tarım yapılır. % 14’ü
çayır ve mer’alıktır. Orman ve fundalıklar % 25’tir.
Ekime müsâit olmayan arâzi % 4’tür. Trakya’nın en
verimli topraklarıdır. Ergene Havzası, bozkır görünümündedir.
Ormanlarında meşe, kızılçam ve karaçam
ağaçları çoğunluktadır. Koru Dağları ile
Saros Körfezi arasında kalan kısım makiliktir.
Edime nemli ve rüzgârlıdır. Rüzgârlar buharlaşmayı
önler. Bu ise bitki örtüsünün çeşitli olmasını
temin eder.
Ekonomi
Edirne’nin ekonomisinde ağırlık tarıma dayanır.
Faal nüfûsun % 73’ü tarım, balıkçılık, avcılık
ve ormancılıkla uğraşır. Gayri sâfi hâsılasının %
42’si tarımdan elde edilir. Sanâyi hızla gelişmektedir.
Avrupa’yı Ortadoğu’ya, Anadolu ve İstanbul’a
bağlayan transit yol buradan geçer.
Tarım: Edirne’de çeşitli tarım ürünleri yetişir.
Ovaları çok bereketlidir. Tarla tarımı çok gelişmiştir.
Tahılda buğday, sanâyi ürünlerinde şekerpancarı
ve ayçiçeği ön sırayı alır. Meyvecilikte, kavun,
karpuz yetiştiriciliği ve bağcılık ileridir. Son
10 senede tarım ürünleri bir kat artmıştır. Buğday,
pirinç, ayçiçeği, şekerpancarı, fasulye, susam,
kolza, domates, patlıcan, pırasa ve lahana
ilde yetiştirilen başlıca tarım ürünleridir. Meyve
olarak kavun, üzüm, karpuz, elma, armut, erik,
kızılcık ve bâdem önemli yer tutar. Sulama, gübreleme
ve modern tarım araçları kullanma husûsunda
önde gelen iller arasındadır.
Hayvancılık: Çayır ve mer’aların gittikçe
azalmasına rağmen hayvan potansiyeli yüksektir.
Koyun, kıl keçisi, sığır ve manda beslenir. Koyunların
çoğu kıvırcıktır. Eti yağsız, sütü bol ve
yapağısı kalitelidir. Kışın Balkanlardan gelen yaban
ördek sürüleri boldur. Beyaz peyniri meşhurdur.
Ormancılık: Yüzölçümünün % 25’i orman
ve fundalıklarla kaplı ise de Edirne orman bakımından
zengin sayılmaz. 160 bin hektara yakın orman
sahasının 20 bin hektarı koruluktur. Her sene
bu ormanlardan 25 bin m3 sanâyi odunu ile 20
bin m3 yakacak odun elde edilir.
Mâdenleri: Edirne’de çıkarılan başlıca mâden
linyittir. Keşan, Demirhanlı, Küçük Doğanca,
Enez ve Meriç linyit ocaklarından senede yaklaşık
50 bin ton linyit çıkarılır. Türkiye ihtiyâcının yarısını
karşılayacak tabiî gaz rezervleri Trakya’da
bulunmaktadır. Edirne’de tabiî gaz ve petrol aramalarına
devâm edilmektedir.
Sanâyi: Yakın zamâna kadar Edirne’nin sanâyii
tarıma dayalı, yağ, un, beyaz peynir ve kaşar
peyniri fabrika ve mandıralarından ibâretti. Son 10
senede sanâyi hızla büyümüştür. Mühim kısmı
imâlat, gıdâ, tarım, sıhhi tesisat malzemeleri, dokuma
ve deri sanâyiine âittir.Ulaşım: Edirne Türkiye’nin Avrupa’daki sınır
kapısıdır. Anadolu’yu, İstanbul’u, Ortadoğu’yu
Avrupa’ya bağlayan kara ve demiryolları
Edirne’den geçer. Avrupa’dan Türkiye’ye giren 4
sınır kapısından 3’ü Yunanistan ve biri Bulgaristan
sınırındadır. Kapıkule sınır kapısından
başlayan E-5 Karayolu, Edirne-Havsa-BabaeskiÇorlu-
Silivri-İstanbul güzergâhını tâkip eder.
İpsala sınır kapısından başlayan yol, İpsala-Keşan-
Malkara-Tekirdağ-Silivri güzergâhını tâkip
eder ve E-5 Karayolu ile birleşip İstanbul istikâmetine
devâm eder. Edirne ile ilçeleri birbirine
asfalt yollarla bağlanmıştır. Köy yolları düzgündür.
Motorlu araç sayısı hızla artmıştır. Demiryolu
bakımından da Edirne işlek bir yerdedir.
Hergün İstanbul-Sofya-Venedik-Paris, İstanbul-
Sofya-Belgrad-Zagreb-Viyana, İstanbul-Sofya-
Bükreş-Moskova seferleri karşılıklı olarak Kapıkule’den
yapılır. Ayrıca İstanbul-Selanik-Atina
tren seferleri Uzunköprü ve Eskiköy üzerinden
yapılır. 230 km’lik düzgün bir yolla İstanbul’a
bağlıdır.
Nüfus ve Sosyal Hayat
Nüfûsu: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu
404.599 olup, bunun 210.421’i ilçelerde,
194.178’i köylerde yaşamaktadır Yüzölçümü
6276 km2 olup, nüfus yoğunluğu km2 başına 64
kişidir.
Örf ve âdetleri: Edirne târih boyunca Avrupa
ve Asya arasında göç, akm, istilâ ve sefer yolu
üzerinde olduğu için, çeşitli kültürler bu bölgede
hâkim olmuştur. 1361’de Osmanlı Türklerinin
fethiyle, Türk-İslâm kültürü hızla yerleşmiş ve
diğer kültürler unutulmuş, sâdece bâzı harâbe ve
târihî kalıntıları kalmıştır. Edirne’de Türk-İslâm
gelenekleri hâkimdir. Kıyâfet: Mahallî kıyâfet
gittikçe kaybolmakta, sâdece düğün, bayram ve
folklor gösterilerinde kullanılmaktadır. Yine de
köylerde şalvar ve yelve gibi elbiselerin giyilmesi
yaygındır. Yemekleri: Mahallî yemekleri
tarhana, bâdem ezmesi, ciğer sarması, mazmaza ve
akıtma (mayalı, ince), mantı ve katmer, bakla ta-vasi, çerkes tavuğu, nemse böreği, gözleme’dir.
Türküleri: Göçlere, bozgunlara, yağma ve istilalara
mâruz kalan mahallî halkın türküleri acı, yanık
ve hasretleri aksettirir. Oyunları: Trakya bölgesinin
oyunlarıdır. Erkekler kendi aralarında davul
ve zuma ile, kızlar kendi aralarında darbuka
ile oynarlar. Başlıcaları kasap oyunu, Debreli Haşan,
mendil, alaybeyi ve karşılamadır. Oyunlar
sona doğru çok hareketlenir. El sanatları: Ahşap
işçiliği, oyma, kakma, boya bezekli çalışmalar
çok ilerlemiş ve bu tür eserlere “Edime-kâri”
denmiştir. Trabzan ayakları, tavan işlemeleri, sini-
sofra altları, dolaplar, çekmeceler sanatkârâne
şekilde yapılır. Süpürge dansından yapılan süpürgecilik
yaygındır. Edirne’nin peyniri, süpürgesi,
kokulu ve renkli sabunu, bâdem ezmesi ve
devâimisk ismindeki macun şeklinde helvası meşhurdur.
Kırkpmar güreşleri: 14. yüzyılın ikinci yarısından
îtibâren Edirne’nin Kırkpmar mevkiinde
güreş şenlikleri düzenlenir. Süleymân Paşanın
Rumeli’yi fetihleri sırasında (1346-1358) Anadolu’dan
Rumeli’ye geçen Türk askerleri bu bölgede
mola verirken 40 er birbiriyle güreşe başladılar.
Bu 40 er birbirini yenemedi ve güreşteyken
öldüler. Seneler sonra arkadaşları seferden
(akınlardan) dönünce arkadaşlarının kabrini
ziyâret ettiklerinde soğuk, gür bir pınarın aktığını
görürler. “Kırklar pınarı” zamanla “Kırkpınar”
olur. Rumeli’yi fetheden kırk şehîdi yâd etmek
için tertiplenen “Kırkpmar Güreşleri” zamanla
an’ane hâline gelir. (Bkz. Kırkpmar Güreşleri)
Yiğitlerin harman olduğu er meydanı Kırkpınar’daki
güreşlerde baş pehlivan olarak Aliço, Koca
Yusuf, Hergeleci İbrâhim, Adalı Halil ve Kurtdereli
Mehmed yetişmişlerdir. Avrupa ve Amerika’da
bütün râkiplerini yenen Adalı Halil’in kabri
Kasımpaşa Câmii yanındadır. Her sene güreşçiler,
güreşe başlamadan kabrini ziyâret ederler.
Adalı Halil, *Kırkpınar’da tam 18 sene başpehlivan
olmuştur.Allah, Allah, İllallah;
Hayırlar gele inşallah.
Pirimiz, Hamza Pehlivan,
Aslımız, neslimiz, pehlivan.
İki yiğit çıkmış meydana,
Birbirlerinden merdane.
Biri here, biri kara,
İkisinin de zarı pâre.
Alta düştüm diye yerinme,
Üste çıktım diye sevinme.
Alta gelirsen apış,
Üste çıkarsan yapış.
Vur sarmayı kündeden at,
Gönder Muhammed’e salevât.
Seyirttim gittim pınara,
Allah ikinizin de işini onara…
Eğitim: Edime 1362’den bu yana ilim ve kültür
merkezi olmuştur. Okur-yazar nisbeti % 85’tir.
Okulsuz köy yoktur. Bâzı köylerde ortaokul vardır.
İlde 88 ana okulu, 318 ilkokul, 91 ortaokul, 12
lise ve 17 meslekî ve teknik okul bulunur. Tıp Fakültesi,
Eğitim Fakültesi, Meslek Yüksek Okulu,
Sağlık Hizmetleri Meslek Yüksek Okulu, Keşan
Meslek Yüksek Okulu, Mühendislik ve Mîmârlık
Fakültesi, Fen-Edebiyat Fakültesi Trakya Üniversitesine
bağlı kuruluşlardır.
Yetişen meşhurlar: Edîrne, târihî, kültürel bir
merkez olarak pekçok büyük meşhurun yetiştiği
bir beldemizdir. On altıncı yüzyıl şeyhülislâmlarından,
büyük âlim Kemâl Paşazâde Ahmed Şemseddîn
Efendi, 1775’te şeyhülislâm olan Topkapılızâde
Mehmed Emîn Efendi, Sezâi Haşan Dede, 15.
asnn ilk yarısının büyük şâiri İvaz Paşazâde Atâyî,
meşhur tezkire yazarı Şehî, Şakayik mütercimi
Mecdî, İbret-Nümây-i Devlet yazarı Hicrî, 17. asnn
büyük şâiri Cevrî; 18. asır târihçilerinden Örfî
Edirne’de doğan, yetişen ve şöhretleri asrını aşan
ilim ve sanat adamlarından sâdece birkaçıdır.
İlçeleri
Edirne’nin biri merkez olmak üzere 8 ilçesi
vardır.
Merkez: 1990 sayımına göre toplam nüfusu
124.361 olup 102.345’i ilçe merkezinde 22.016’sı
köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağına bağlı
22, Karakasım bucağına bağlı 6, Sırpsındığı bucağına
bağlı 7 köyü vardır. İlçe toprakları dalgalı
düzlüklerden meydana gelir. Tunca ve Meriç ırmakları
topraklarını sular.
Ekonomisi tarıma dayalıdır. Başlıca tarım
ürünleri buğday, arpa, üzüm, şekerpancarı, susamdır.
Sebze ve meyvecilik yaygın olarak yapılır.
Hayvancılık gelişmiştir. Süpürge otu üretimi ve
süpürgecilik başlıca gelir kaynağıdır. Dokuma,
un, çeltik, yağ, süt ürünleri, tuğla ve kiremit, yem,
salça, karton-mukavva fabrikaları başlıca sanâyi
kuruluşlarıdır.İlçe merkezi, Tunca, Meriç ve Arda nehirlerinin
birleştiği verimli toprakların yamaçlarında kurulmuştur.
Türkiye-Bulgaristan arasındaki sınır kapısı
olan Kapıkule ilçenin batısındadır. Trakya’nın
en büyük şehri olup Türkiye’nin Avrupa’ya açılan
kapısıdır. Osmanlı Devletine başkentlik yapan Edirne,
İstanbul’dan sonra târihî eser bakımından yakın
zamanın en zengin şehriydi. Geçirdiği iki büyük
yangın, bir deprem ve dört istilâ ile târihî eserler oldukça
imhâ olmuştur. Yalnız Fâtih devrinde Edirne’de
28 câmi ve 7 medrese (Üniversite) açılmıştır.
Günümüzde târihî eser bakımından İstanbul ve Bursa’dan
sonra, kütüphâne (kitap) bakımından ise İstanbul,
Ankara ve Bursa’dan sonra gelir. Merkez
ilçe (Edime), 1850 senesine kadar Osmanlı Deyletinin
İstanbul ve Kâhire’den sonra üçüncü büyük
şehriydi. 1850’de dördüncü, 1875’te onuncu, 1900’de
onuncu, 1915’te sekizinci şehri oldu. Günümüzde ise
Türkiye’nin 36. şehridir. Dünyânın hiçbir şehri bu
derece hızla gerilememiştir.
Enez: 1990 sayımına göre toplam nüfusu
12.700 olup, 3509’u ilçe merkezinde, 9191’i köylerde
yaşamaktadır. Merkez bucağa bağlı 19 köyü
vardır. Yüzölçümü 458 km2 olup, nüfus yoğunluğu
28’dir. İlçe toprakları alçak tepelerle çevrili
geniş tabanlı vâdilerden meydana gelir. Doğusunda
Işıklar ve Koru dağları yer alır. İlçe topraklarını
Meriç Irmağı sular. İpsala Ovasının bir
bölümü ilçe sınırları içinde kalır. Akarsu vâdilerinde
küçük ovalar vardır. Meriç bağlantılı Gala
Gölü 8 km2 yüzölçüme sâhiptir. Ayrıca irili ufaklı
küçük göller vardır.
Ekonomisi tarıma dayalıdır. Başlıca tarım
ürünleri buğday, ayçiçeği, arpa ve susam olup,
ayrıca az miktarda pirinç, fasulye* nohut ve şekerpancarı
yetiştirilir. Hayvancılık gelişmiştir.
Kaşarpeyniri olan kaşkaval ve Edime türü beyaz
peynir üretilir. Meriç ağzında balıkçılık yapılır.
İlçe merkezi Meriç Irmağının güneyi ile Dalyan
arasında kurulmuştur. Gelişmemiş küçük bir
yerleşim merkezidir. Ege kıyılarında yazlık evler
ve tâtil siteleri vardır. Has Yunus Bey tarafından1456’da Osmanlı topraklarına katılan ilçe önemli
bir liman kentiydi. Meriç’in ağzının çamurla tıkanıp
ulaşıma kapanması yüzünden bu önemi kaybetmiştir.
Enez 195 3’te ilçe merkezi oldu ve aynı
sene belediyesi kuruldu.
Havsa: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu
27.900 olup, 9237’si ilçe merkezinde, 18.663’ü
köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağına bağlı
17, Hasköy bucağına bağlı 4 köyü vardır. Yüzölçümü
545 km2 olup, nüfus yoğunluğu 5 l’dir. İlçe
toprakları Ergene Irmağının kenarlarındaki geniş
düzlüklerden ve bunların etrafındaki hafif engebeli
arâziden meydana gelir. Ergene Irmağı ve kolları
ilçe topraklarını sular.
Ekonomisi tarıma dayalıdır. Başlıca tarım ürünleri
buğday, ayçiçeği, şekerpancarı, üzüm, pirinç, ar-%
pa, kozla, kavun ve karpuzdur. Hayvancılık gelişmiş
olup, en çok koyun beslenir. Yağ, un, dokuma
ve süt fabrikaları başlıca sanâyi kuruluşlarıdır.
İlçe merkezi, Edime-İstanbul karayolunun güneyinde
kurulmuştur. İl merkezine 27 km mesâfededir.
İlçe, Fâtih Sultan Mehmed Hanın vezirlerinden
Mahmud Paşaya verildiğinden, ilk zamanlar
Havass-ı Mahmud Paşa adıyla anıldı. Daha sonraları
bu isim Havsa olarak değişime uğradı. 1954’te
ilçe merkezi olan Havsa’nın belediyesi 1941’de kurulmuştur.
İpsala: 1990 sayımına göre toplam nüfusu
36.122 olup, 9212’si ilçe merkezinde 26.910’u köylerde
yaşamaktadır. Merkez bucağına bağlı 15, İbrik
Tepe bucağına bağlı 6 köyü vardır. Yüzölçümü
753 km2 olup, nüfus yoğunluğu 48’dir. İlçe toprakları
alçak tepelerle engebelenmiş dalgalı düzlüklerden
meydana gelir. Batısmda İpsala Ovası yer alır.
Ovayı Meriç Irmağı sular. Başmaklar Deresi üzerinde
sulama amacıyla kurulan Altmyazı Baraj Gölünün
bir kısmı ilçe sınırlan içinde kalır. Ekonomisi
tarım ve sanâyiye dayalıdır. Başlıca tarım ürünleri
buğday, ayçiçeği, pirinç ve şekerpancarı, fasulye,
üzüm, arpa, kavun ve karpuz olup, ayrıca az miktarda
elma, armut ve susam yetiştirilir. Hayvancılık
yaygındır. En çok kıvırcık koyunu, sığır ve mandabeslenir. Mandıralarda beyaz peynir, kaşkaval tipi
kaşar peyniri ve ova kaşarı üretilmektedir. Yağ,
çeltik ve un fabrikaları vardır.
İlçe merkezi, İpsala ovasının kuzeydoğusunda
bir tepenin eteklerinde kurulmuştur. İl merkezine
108 km mesâfededir. Osmanlı Devleti zamânında
İstanbul’u Selânik’e bağlayan yol üzerinde
önemli bir konaklama yeriydi. Daha sonra bu önemini
kaybetti. Osmanlı Devletine asırlarca at yetiştiren
bir merkez olup, 1928’de ilçe olmuştur.
İlçe belediyesi 1923’te kurulmuştur.
Keşan: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu
71.133 olup, 40.656’sı ilçe merkezinde 30.477’si
köylerde yaşamaktadır. Yüzölçümü 1087 km2 olup,
nüfus yoğunluğu 65’tir. Merkez bucağına bağlı
20, Mecidiye bucağına bağlı 5 ve Yerlisu bucağına*
bağlı 12 köyü vardır. İlçe toprakları dalgalı
düzlüklerden meydana gelir. Güneydoğusunda
Koru Dağı yer alır. İlçe topraklarını Keşan Deresi
ile Büyükdoğanca Deresi sular. Saroz Körfezi kıyısındaki
Tuzla Gölü ve sulama amaçlı Kadıköy
Baraj Gölü ilçe sınırlan içinde kalır. Ekonomisi tarıma
dayalıdır. Başlıca tarım ürünleri, buğday, ayçiçeği,
şekerpancarı, arpa, kavun, karpuz olup,
ayrıca az miktarda pirinç, mısır, üzüm, elma, armut,
susam ve baklagiller yetiştirilir. Hayvancılık
ekonomik açıdan önemli gelir kaynağıdır. Mandıralarda
kaşkaval türü kaşar peyniri üretilir. İlçe
topraklarında linyit yatakları vardır. Çeltik, yağ,
tuğla ve kiremit fabrikaları başlıca sanâyi kuruluşlarıdır.
İlçe merkezi Gelibolu-İstanbul ve İstanbulİpsala
karayollarının kesiştiği noktada yer alır.
İşlek yolların kavşak noktasında yer alması ve askerî
birliklerin olması ilçenin gelişmesine sebeb olmuştur.
İl merkezine 102 km mesafededir. İlçe
belediyesi 1866’da kurulmuştur
Lalapaşa: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu
11.297 olup, 1248’i ilçe merkezinde, 10.049’u köylerde
yaşamaktadır. Merkez bucağına bağlı 27 köyü
vardır. Yüzölçümü 554 km2 olup, nüfus yoğunluğu
20’dir. İlçe topraklarını İstranca Dağları
engebelendirir. Alçak olan dağlar, akarsular tarafından
parçalanmıştır. Dağlardan kaynaklanan sulan
Tunca Irmağı, Sinanpaşa Deresi ve Süloğlu Deresi
toplar.
Ekonomisi tarıma dayalıdır. Başlıca tarım
ürünleri buğday, ayçiçeği ve arpa olup, ayrıca az
miktarda üzüm, elma, armut ve şekerpancarı yetiştirilir.
Hayvancılık gelişmiş olup, kıl keçisi ve
koyun beslenir. Gelişmemiş ve küçük olan kasaba,
ilin en az nüfuslu ilçesidir. İl merkezine 26 km
mesâfededir. İlçe belediyesi 1945’te kurulmuştur.
1361’de Lala Şâhin Paşa tarafından Osmanlı topraklarına
katıldıktan sonra Lalapaşa ismiyle anılmaya
başlandı.
Meriç: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu
25.896 olup 5021fi ilçe merkezinde ve 20.875’i
köylerde yaşamaktadır. Yüzölçümü 448 km2 olup,
nüfus yoğunluğu 58’dir. Merkez bucağına bağlı
18, Küplü bucağına bağlı 4 köyü vardır. İlçe toprakları
dalgalı düzlüklerden ve ovalardan meydana
gelir. Ergene Irmağı ve Meriç Nehri ilçe topraklarını
sular.
Ekonomisi tanma dayalıdır. Başlıca tanm ürünleri
pirinç, buğday, ayçiçeği, şekerpancarı ve baklagiller
olup, aynca az miktarda elma, üzüm, armut,
susam yetiştirilir. Hayvancılık gelişmiştir. Çeltik
atölyeleri ile peynir îmâlâthâneleri başlıca küçük sanâyi
kuruluşlarıdır. El sanatlanndan sepetçilik yaygın
olarak yapılır. Gelişmemiş bir yerleşim merkezi
olan Meriç, il merkezine 89 km mesâfededir. İlçe
belediyesi 1930’da kurulmuştur.
Süloğlu: 1990 sayımına göre toplam nüfusu
11.634 olup, 4452’si ilçe merkezinde 7182’si köylerde
yaşamaktadır. Merkez bucağına bağlı 11 köyü
vardır. Merkez ilçeye bağlı bir bucak iken 9 Mayıs
1990’da 3644 sayılı kânunla ilçe oldu. İlçe
toprakları dalgalı düzlüklerden meydana gelir.
Ekonomisi tarıma dayalıdır. Başlıca tanm ürünleri
buğday, arpa, ayçiçeği, üzüm, şekerpancarıdır.
Sebze ve meyvecilik yaygın olarak yapılır. Hayvancılık
gelişmiştir.
Uzunköprü: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu
83.556 olup, 34.741 ’i ilçe merkezinde,
48.815’i köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağına
bağlı 17, Çöpköy bucağına bağlı 14, Hamidiye
bucağına bağlı 18, Kırcasalih bucağına bağlı 4
köyü vardır. Yüzölçümü 1226 km2 olup nüfus yoğunluğu
68’dir. İlçe toprakları Ergene Havzasında
yer alır ve alçak dalgalı düzlüklerden meydana
gelir. Topraklarından kaynaklanan sulan Ergene ve
Meriç ırmakları toplar. Basamaklar Deresi üzerinde
kurulan sulama gâyeli Altmyazı Baraj Gölünün
bir bölümü ilçe sınırları içinde kalır.
Ekonomisi tarıma dayalıdır. Başlıca tarım
ürünleri buğday, şekerpancarı, ayçiçeği, üzüm,
pirinç ve arpadır. Hayvancılık gelişmiş olup en
çok büyükbaş hayvan beslenir. Mandıralarda peynir
üretilir. Un, yağ, yem fabrikaları ve çeltik atölyeleri
başlıca sanâyi kuruluşlarıdır.
İlçe merkezi, Ergene Irmağı üzerinde Sultan
İkinci Murad Han tarafından yaptırılan köprünün
kenarında kurulmuştur. 1392 m uzunluğunda
ve 174 gözlü olan bu köprü aynı zamanda ilçeye
ismini de vermiştir. Eskiden ilçenin, demiryolu
ulaşımı yönünden önemli bir yeri vardı.
Edirne-Kapıkule hattı açılınca bu önemini kaybetti.
Edirne’nin en büyük ilçesidir. Keşan-Edirne
karayolu ilçe merkezinden geçer. İl merkezine
64 km mesâfededir. Eski ismi Cisr-i Ergene’dir.
Edime, İstanbul ve Bursa’dan sonra târihî eser
zenginliği bakımından üçüncü ilimizdir. Geçirdiği
iki büyük yangın, zelzele ve dört istilâ ile eserlerin
çoğu kaybolmasına rağmen müze şehir olma özelliğini
korumaktadır. Önemli târihî eserleri şunlardır:
Selimiye Câmii: Tek kubbe ile dört minâresi
olan câmi, Mîmâr Sinân’m en güzel eseridir. Gerçek
bir sanat şâheseridir. Sultan İkinci Selim devrinde
1569fda başlayıp, 6 senede yapılmıştır. Mermer işlemeler
ve İznik çinileri câmiye ayrı bir güzellik katar.
Minâreleri üç şerefelidir. Edime denilince akla
Selîmiye Câmii gelir. (Bkz. Selîmiye Câmii)
Üç Şerefeli Câmi: Fâtih Sultan Mehmed’in
babası İkinci Sultan Murad tarafından o zamanki
Osmanlı Devleti pâyitahtı (başkenti) Edirne’de
yapılan câmi 10 senede tamamlanmıştır (1438-
1448). Bu câmiye İzmir’in fethinde elde edilen
ganîmetten 7 bin kese para harcanmıştır. Mîmârı
Kemâleddîn Efendidir. Bursa câmilerinden ayrı
bir plânla ortaya çıkmıştır. Câmi iç avlu, 18 sütun
ve 21 kubbeli revak ile İstanbul Bâyezîd Câmiine
örnek teşkil eder. Dört minâreden biri burmalı,
diğeri çubuklu ve baklava, dördüncüsü dama gibi
satrançlı şekillerdedir. Baklavalı denilen minârenin
üç şerefesine giden yollar ayrıdır.
Murâdiye Câmii: İkinci Sultan Murad, Varna’da
Haçlı ordularını yenince Edirne’ye dönüşte
bir şükür ifâdesi olarak bu câmiyi yaptırdı.
Hicrî 839 (M. 1435) senesinin 10 Muharrem
günü ibâdete açıldı. Orhan Beyin Bursa’da yaptırdığı
câmi örnek alınmıştır. Kalemkar işçiliği veçinileri ile gerçek bir şâheserdir. Çinili ilk minâresi
1572 depreminde yıkılmış ve 1754’te Birinci Mahmud
çinisiz bugünkü tek şerefeli minâreyi yaptırmıştır.
Câminin iki büyük kubbesinin arasında bulunan
kemer kalem işlemeleriyle, duvarlar çiçek
motifli çinilerle süslüdür.
Eski Câmi: Çelebi Sultan Mehmed devrinde,
1414 yılında yapılmıştır. Mîmârı, Konyalı Hacı
Alâeddîn’dir. Yazılar sanat bakımından çok değerlidir.
Hâcı Bayram Velî hazretlerinin vaaz verdiği
kürsü hâlen durmaktadır. 1748 yangını ve
1752 depreminden zarar görmüş olup Birinci Mahmud
tâmir ettirmiştir. Yanındaki bedesten câmiye
vakıf olarak yapılmıştır. Osmanlı mîmârisinin bütün
özelliklerini taşır.
Şah Melek Câmii: 1429 da Şah Melek Paşa
tarafından yaptırılan tek kubbeli ve tek minâreli bir
câmidir. Çinileri fevkalâdedir.ikinci Bâyezîd Câmii: Sultan İkinci Bâyezîd
tarafından 1488’de Mîmar Hayreddîn’e yaptırılmıştır.
Büyük bir câmidir. Dârüşşifâsı vardır.
Burada akıl hastaları, su sesi, psikolojik telkin,
meşgûliyet ve ilâçla tedâvi edilmiştir. Câminin
külliyesi 7 bölümdür.
Beylerbeyi Câmii: Rumeli Beylerbeyi Yûsuf
Paşa tarafından yaptırılmıştır. Küçük bir câmidir.
İçi kalem süslemeleriyle bezenmiştir.
Defterdar Câmii: 1576’da Defterdar Mustafa
Paşa tarafından yaptırılmıştır. 1572 depreminde
kubbesi yıkılmış ve 1872’de Hacı Rûşen kubbe
yerine çatı yaptırmıştır. Sonradan yeniden kubbe
yapılmıştır.
Yıldırım Câmii: Edirne’de bulunan en eski
câmidir. Yıldırım Bâyezîd 1400 senesinde yaptırmıştır.
Dördüncü Haçlı Seferinde yapılan bir
katolik kilisesinin temelleri üzerine inşâ edilmiştir.
Yanındaki Haşan Çelebi Sebili, en eski sebildir.
Birinci Murad’ın oğlu Şehzâde Ahmed’in türbesi
bu câmi yanındadır. 1878’de Ruslar câminin
çinilerini ve mermerlerini sökmüşlerdir. Yanında
imâret ve hamam vardır.
Şeyh Çelebi Câmii: Mîmar Sinân’m eseridir.
Minâresi yıldırımla yıkılmıştır. Akustiği ve kubbe
süslemeleri çok değerlidir.Gâzi Mihal Bey Câmii: Gâzi Mihal Bey
1422’de yaptırmıştır. Türbesi de buradadır. İmâret
ve şadırvanı vardır.
Süleymâniye Câmii: Kânûnî Sultan Süleymân
Hanın vezirlerinden Süleymân Paşa yaptırmıştır.
Tunca Nehri kenarındadır.
Ayşe Kadın Câmii: Çelebi Sultan Mehmed’in
kızı Ayşe Hâtûn yaptırmıştır. Tek kubbeli şirin bir
câmidir.
Şûle Çelebi Câmii: 1560 senesinde Şûle Çelebi
tarafından yaptırılmıştır. Kirişhane semtindedir.
Sitti Sultan Câmii: 1482’de Fâtih’in eşi Sitti
Sultan yaptırmıştır. Devrin mîmârî özelliklerini
aksettirir. Yanında Merzifonlu Kara Mustafa Paşanın
sarayı (konağı) bulunuyordu.
Mezitbey Câmii (Yeşil Câmi): Mezitbey
isimli bir kahraman yaptırmıştır. Minâresi yeşil
çinilerle süslüdür.
Lari Çelebi Câmii: 1514’te Lari Çelebi tarafından
yaptırılmıştır. Devrin bütün mîmârî özelliklerini
taşır.
Kâdı Bedreddîn Câmii: 1530’da tek kubbeli
olarak inşâ edilmiş ve depremlerde zarar görmüştür.
Saatli Medrese: Üç Şerefeli Câminin avlusundadır.
On beşinci asırda İkinci Murad Han tarafından
yaptırılmıştır.
Peykler Medresesi: On beşinci asırda Fâtih
Sultan Mehmed Han tarafından yaptırılmıştır. İki
renkli kapısı çok ilgi çekicidir.
Rüstem Paşa Kervansarayı: 1561’de Sadrâzam
Rüstem Paşa tarafından Mîmar Sinân’a yaptırılmıştır.
Kâgir ve iki katlı 102 odalı ve geniş
salonlu bir kervansaraydır.
Ayşe Kadın Kervansarayı: On yedinci asırda
Ekmekçioğlu Ahmed Paşa tarafından yaptırılmıştır.
Mimarları Sedefkâr Mehmed Ağa ile Edirneli
Hacı Şaban’dır. Tek katlıdır. Mermer işçiliği
çok kıymetlidir. .-(■/■■
Ali Paşa Çarşısı: 1560’ta Hersekli Semiz Ali
Paşa tarafından Kânûnî Sultan Süleymân’ın Babaeski’de
yaptırdığı câmiye vakıf olarak yaptırılKapalı
Çarşıya benzer. 1992 yılında çıkan yangınla
kullanılmaz haldedir.
Bedesten: Eski Câmi yanındadır. 1414’te Birinci
Murad tarafından yaptırılmıştır. Konyalı Mîmar
Hacı Alâeddîn’in eseridir. On sekizinci asra kadar
önemli bir alış-veriş merkeziydi. Hâlen kapalı
çarşı olarak kullanılır.
Taşhan: Sokullu Mehmed Paşa, Mîmar Sinan’a
yaptırmıştır.
Darülhadîs: 1435’te İkinci Murad tarafından
medrese olarak yapılmıştır. Minaâre ilâve edilerek
câmi hâline getirilmiştir. Balkan Harbinde Bulgarlar
topçu atışı ile minâresini yıktılar. Câminin
yanındaki türbelerde İkinci Murad’ın iki oğlu ile
Üçüncü Mustafa ile Üçüncü Ahmed’in çocuklarının
kabirleri vardır.
Darüttedris: 1574’te Selimiye Câmii bahçesine
İkinci Selim yaptırmıştır. Mîmar Sinân’ın eseridir.
1935-1971 arasında Arkeoloji Müzesi, 1971’den
sonra Türk-İslâm eserleri müzesi olmuştur.
Edirne Saray-ı Hümâyunu (Yeni Saray):
Osmanlı devrinin Topkapı’dan sonraki en büyük sarayıdır.
Tunca Irmağı kenarındadır. On yedinci
asırda bu sarayda yaşayan nüfus 10 bin kişi idi. Zamanımıza
ancak bir kısmı gelebilmiştir.
Eski Saray (Saray-ı Atik): Birinci Murad tarafından
1367’de yaptırılmıştır. Eski askerlik İdâresinin
bulunduğu arsada olduğu tahmin ediliyor.
Gâzi Mihal Köprüsü: Şehrin batısında Tunca
Nehri üzerindedir. Bizans döneminde yapılan köprüyü,
1420’de Gâzi Mihal Bey yeniden yapılırcasına
tâmir ettirmiştir. Köprü 766 m uzunlukta, 27
gözlü ve üç bölümlüdür. 1544’te Kânûnî Sultan Süleymân
tarafından ikinci kez tâmir ettirilmiştir.
Saraçhâne Köprüsü: Şehrin kuzeybatısında
Tunca Nehri üzerinde, 1451’de devlet adamlarından
Şehâbeddîn Paşa tarafından yaptırılmıştır. 120
m uzunlukta, 5 m genişlikte, 11 ayaklı ve 12 kemerlidir.
Bâyezîd Köprüsü: Bâyezîd külliyesi yakınındadır.
1488’de İkinci Bâyezîd’in Mîmâr Hayreddîn’e
yaptırdığı zannedilmektedir. Üç gözlü,
34 m boyunda, 4.40 m genişliktedir.
Saray Köprüsü: Saray içinde, Tunca Nehri
üzerindedir. Edirne’den Sarayiçi’ne geçilen tek
köprüdür. 60 m uzunluğunda ve dört gözlüdür.
Uzun Köprü: Ergene Nehri üzerinde, İkinci
Murad Han tarafından yaptırılmıştır. 1392 m uzunlukta
5.5 m genişliktedir. 174 gözlüdür. Sultan İkinci
Abdülhamîd Han devrinde tâmir ettirilmiştir.
Uzunköprü ilçesi ismini bu köprüden almaktadır.
Tahtakale Hamamı: 1435’te Dârülhadîs Câmiine
vakıf olarak Sultan İkinci Murad Han tarafından
yaptırılmıştır. Tahtakale Mahallesinde olup,
Edirne’nin en büyük hamamıdırSokullu Hamamı: Çifte hamam olarak da bilinir.
Üç Şerefeli Câminin karşısındadır. Sokullu
Mehmed Paşa tarafından Mîmar Sinân’a yaptırılmıştır.
On altıncı asır Türk sanatının en önemli
örneklerindendir.
Mesire Yerleri: Edirne topraklarında Meriç,
Tunca ve Arda ırmaklarının birleştiği ve içinden
Ergene, Keşan ve birçok çayların aktığı bir yer
olması sebebiyle çok güzel mesîre yerleri ve ormanlık
bölgeleri vardır.
Söğütlük: İlin güney kesiminde yüksek ağaçlarla
kaplı bir alandır. Edirne-Karaağaç karayolu
üzerinde ve Meriç Irmağı kıyısındadır.
Saray içi: Edirne’ye 12 km uzaklıkta sık ağaçlarla
süslü, çayırlık ve Tunca Irmağının iki kolu
arasında bir yerdir. Kırkpınar güreşleri burada yapılmaktadır.
Karaağaç: Sebze ve meyve bahçeleri ve sinekli
içme suyuyla meşhur bir yerdir.
Bülbül Adası: Edime-Karaağaç yolu üzerinde
Tunca ile Meriç ırmakları arasında bulunan bir
adadır. Sebze ve meyve bahçeleriyle zengindir.
Çok sayıda bülbül vardır. Sabahları bülbül sesleri
etrâfı şenlendirir. Sazan ve yayın balıkları da bulunur.
K
aplıcaları: Edirne, kaplıca ve içme suyu
yönünden zengin değildir. Bilinenleri şunlardır:
Gülbaba Çamuru: Edirne’nin Gülbaba bataklığı
romatizma ağrılarına iyi gelir.
Mercan Deresi İçmeleri: Keşan ilçesindedir.
Mîde rahatsızlıklarına iyi gelir.

Cevap bırakın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir