Home / wiki / MANTIK

MANTIK

MANTIK; Aim. Logik, Fr. Logique, İng. Logic.
Doğru düşünmeye yarayan bir âlet ilmi. İnsanın yalnız
akıl ve zihin faaliyetlerini ele alan, doğru düşünmenin
şartlarım ve kurallarını bildiren bir ilim dalıdır.
Güvenilir kaynaklardan temin edilen bilgilere dayanılarak
nasıl düşünülmesi ve bir hükme vanlması gerektiğini
ve böylece doğruya, hakikata nasıl ulaşılacağını
gösterir. Bilginin kaynağı üçtür. Güvenilir haber,
beş duyu organı ve akıl. İlahî vahy, bilginin kaynaklarından
güvenilir habere dâhildir. (Bkz. Vahy)
Mantık, düşüncenin doğru ve yanlış olduğunu
ortaya koymakta yardımcı bir ilimdir. İnsanın doğru
düşünmesini düzenlemeye çalışır. Bunun için
birçok prensipler ve çeşitli araştırma usulleri tesbit
edip kânun şekline koyar. Böylece, insanın hakîkatı,
doğruyu bulmasına ve yanlışı (bâtılı) reddetmesine
yardımcı olur. Mantık, din ilmi değildir. Din ilimlerini
tahsil etmede, anlamada âlettir, yardımcıdır.
Mantık, Arapça “nutuk” kelimesinden türemiştir.
Nutuk, lügatta hikmet ve akıl mânâlarına gelir. Ayrıca
söz demektir. Latince “logos” kelimesinden türeyen
logique veya logic aynı mânâdadır. Aristo bu
ilme, “gerçeği bulmaya yarayan araç” mânâsına gelen
(organon) adını vermişti. Ortaçağda Yunan felsefecilerinin
mantık ilmi adı altında yazdıkları ve yaydıkları
bozuk, sapık fikirlerini, inanışlarını İslâm
âlimleri tek tek inceleyip reddettiler.
Abbâsîler zamânında “Beytül-hikme” adı ile
kurulan üniversitede en geniş şekilde okutulan builim, İslâmî ilimlerin bir kolu hâline geldi. İslâm
âlimlerinden İmâm-ı Muhammed Gazâlî, İmâm-ı
Ahmed Rabbânî ve daha birçokları, Yunan felsefesini
inceleyip, didik didik etmiş ve bunların ilimde
noksan, hakikatten, doğru yoldan ayrılmış ve yazdıklarının
çoğunun yanlış olduğunu bildirmişlerdir.
Mantık, hem ilim hem de sanattır. İlim olarak
mantık, eldeki mevcut delillerden sağlam sonuçlar
elde etmeye yarayan bir prensipler manzûmesidir.
Sanat olarak ise, bu prensiplerin etrafımızdaki
dünyâya düzen vermekte kullanılması ve var olanın
anlamaya çalışılmasıdır.
Mantık, insan düşüncesini doğruya, hakîkata
ulaştırmada bir vâsıtadır. Hakikatin kendisi değildir.
Nitekim kendi düşüncesinin doğruluğuna
çok güvenen veya kendi fikrini çok beğenenler
umumiyetle en büyük hatâya düşen kimseler olmuşlardır.
Fanatik düşünenler hep böyledir. Halbuki,
“kişinin noksanını (haddini) bilmesi kadar irfân
olmaz” denilmiştir.
Mantık, akıl yürütme hatâlarının bilinmesi ve
bunlardan kaçınılması için öğrenilmesi gerekli bir
ilimdir. Nitekim İslâm âlimlerinden İmâm-ı Şâfiî;
“Kötülüğü, yapmak için değil, ondan sakınmak
için öğrendim.” buyurmuştur. Mantıkî düşüncenin
yâni doğru kıyasın (akıl yürütmenin) sağlanması
için genel prensipler, özel durumlara tatbik edilir.
Burada kabuller ve çeşitli teknikler öğrenilir. Akıl
yürütmede yön verici prensiplerin bulunması veya
hatâlı prensiplere dayanılması; hatâya, yanılmaya
sebeb olur. Tümevarım teknikleri ile eski kabuller
denenip yeni prensipler ortaya konabilir.
Mantık ilmine, doğru akıl yürütmenin şartlarını
ortaya koyan “Zihin Kânunları İlmi” de denir.
Zihin kânunları, duygu ve ihtirasların etkisi altında
kalmayan saf ve selîm aklın düşünüş şekilleridir.
Mantıklı düşünüşün temel prensiplerine
“akim prensipleri” denir. Bütün matematik ve tecrübî
(deneysel) ilimler bu prensiplere dayanır. Genel
mantık ile gözlem ve deneye dayanan tatbikî
mantık, yâni metodoloji de yine bu prensiplerden
çıkar. Onlara dayanmadan olayları incelemeye,
aralarındaki kânunları araştırmaya imkân yoktur.
Bu prensiplerin varlığından bir an bile şüphe etmek,
düşünme imkânından vazgeçmek ve tabiat
düzeninden, bundan dolayı da bütün ilimlerden
şüphe etmek demektir. Akim prensipleri şunlardır:
1. Aynılık prensibi: Bir şey, ne ise odur.
2. Tenakuzsuzluk prensibi: Bir şey, aynı zamanda
hem kendisi, hem başkası olamaz veya bir
şey, aynı zamanda hem var, hem yok olamaz.
3. Sebeplilik (determinizm) prensibi: Her şeyin
bir sebebi vardır.
Çocuk düşünüşünü ve ilkel düşünüşü, mantıklı
düşünüşten ayırmamıza imkân veren bu prensiplerdir.
Zihin hayâtı, mantıklı düşünüşün ilk şartıolan bütünlük ve birliği, bu prensiplerle sağlar.
Bozulmuş akılda, mantıklı düşünüşün bu temelleri
de sarsılmış olur. İhtiras sâhibinin akıl yürütmeleri
ve hükümleri, ihtirâsmı ilgilendiren meselelerde
buna tâbi olduğundan, onun bu gibi durumlarda
serbest karar verme kâbiliyeti yoktur.
Şu kadar var ki, her şeyi akıl ile anlamaya, akla
uydurmaya kalkışan ve yalnız aklın beğendiğine
inanan kimseler, hakikata, doğruya ulaşamamaktadırlar.
Böyle kimseler, akim erebileceği şeylerde
doğruyu bulabilir ise de, aklın kavrayamadığı,
erişemediği birçok şeyde yanılıyor, aldanıyorlar.
Meselâ; mutlak varlık (Allah), ruh, Cennet, Cehennem
gibi mânevî varlıkların mâhiyeti akıl ile
anlaşılamıyor. Nitekim eski Yunan felsefecilerinin
ve şimdiki komünistlerin sonra gelenleri, öncekilerin
yanlışlarını çıkarmış, birbirlerini beğenmemişlerdir.
Felsefeciler, sık sık yanılan aklın
esiri, mahkumu kimselerdir. Bunlar tecrübe etmeyip,
akıl ile söylediklerinde ve deneyleri açıklarken
vehimlerine, hayallerine kapıldıkları zamanlarda
aldanıp, zararlı oluyorlar.
Filozoflar, aklın üstüne çıkamamış kimselerdir.
Halbuki aklın üstünde yer alan ve tamâmen
İlâhî bir kaynağa, yâni vahye de bağlanan İslâm
âlimleri, zamanlarına kadar olan fen bilgilerini
okuyup, seksen bilgiyi iyi öğrendikten sonra, İslâmiyetin
gösterdiği yolda, kalplerini açarak, nefislerini
temizleyerek aklın erişemediği bilgilerde
de doğruyu bulmuşlar, hakîkata varmışlardır.
Çünkü akıl, göz gibidir. Din bilgileri de ışık gibidir.
Yâni insanın aklı, gözü gibi zayıf yaratılmıştır.
Göz karanlıkta göremediğinden, Allahü
teâlâ güneşi, ışığı yaratmıştır. Akıl da, yalnız başına
mâneviyâtı, faydalı zararlı şeyleri anlayamıyor.
Allahü teâlâ, aklımızdan faydalanmamız
için peygamberleri ve onlarla duyurduğu din ışığını
yarattı. Peygamberler, dünyâda ve âhirette rahat
etmek yolunu bildirmeseydi, aklımız doğruyu
bulamaz, işe yaramazdı. Tehlikelerden, zararlardan
kurtulunamazdı. İslâm âlimleri, aklın erdiği
şeylerde ona güvenmişler, aklın ermediği, yanıldığı
yerlerde, Kur’ân-ı kerîmin ışığı altında akla
doğruyu göstermişlerdir.
Mantık ilminin bölümleri: Mantık, iki büyük
bölüme ayrılır: Formel veya genel mantık, metodoloji
ve özel mantık.
1. Formel veya genel mantık: Buna sûrî
mantık da denir. İnsan düşünmeyi ve istidlâli (akıl
yönetmeyi) zihin ile yapar. Formel mantık, zihnin
kendisini ele alır. Zihnin işleyiş kânunlarını inceler.
Düşünmenin konusunu, maddesini dikkate
almaz.
Zihnî hayatta biri diğerini tamamlayan üç çeşit
faaliyet vardır: Fikirler (tasavvur, terim); JHükümler
(kaziyye, önerme=propositions) ve İstidlâl (kıyas, akıl yürütme+inference=reasoning).
Masa, kedi, taş gibi zihinde hayal meydana getiren
canlı, cansız her şey fikirdir, terimdir. Fikirler,
mefhumlar arasındaki alâkaya ve bunun söz ile
ifâdesine hüküm (önerme) denir. Meselâ “her insan
canlıdır” sözü bir hükümdür. Bilinen fikir ve
hükümler yardımı ile bilinmeyenleri çıkarmaya da
istidlâl (akıl yürütme) denir.
İstidlâl iki ana dala ayrılır: Tümdengelim (genelden
özele, tâlîl=deduction); tümevarım (özelden
genele, istikrâ=induction). Tümdengelim
mantığının kurucusu M.Ö. 4. asırda yaşayan Aristo
olarak bilinir. Aristo’nun tümevarım mantığı
üzerine de çalışmaları vardır. Aristo’nun bütün bu
çalışmaları. Organon başlığı altında toplanmıştır.
2. Metedoloji ve özel mantık: Zihnin düşündüğü
şeyleri inceler. Zihnin dış varlıklardan,
türlü olaylarda, gerçeği arama yollarını gösterir.
Mantığın en verimli koludur. Bundan dolayı mantığın
bu bölümüne “tatbikî mantık” da denir.
İslâm dünyâsında mantık: İslâm âlimleri
akim erdiği ve ermediği bilgileri kapsayan nakli
esas alarak, rasyonel düşünceye ve doğru hüküm
çıkarmaya büyük önem vermişlerdir. Mantık bilmeyenin
ilmine güvenilmez demişledir. Mantık;
dil (konuşma, nutuk) ile ilgili olduğundan ilm-i beyâna
da önem verip, lafız, külliyâte hams (beş
tümel) târif (tanım), burhan (ispat), cedel (diyalektik),
hitâbet, şiir, safsata esaslarını anlatmışlardır.
Tümdengelim (dedüksiyon, istidlâl) Endülüs
yolu ile Avrupa’ya girmiş ve rönesansı etkilemiştir.
Rönesanstan sonra Bacon Descartes,
Aristo’yu ve Aristoculuğu tenkid ettiler ve Metodolojiyi
etkilediler. Deneye dayanılması gerektiğini
savundular. On dokuzuncu yüzyılda
Sembolik Mantık çalışmaları başladı ve De Morgan
(1806- 1876), Boole (1815-1864) cebir işlemlerini
mantığa uygulamak istediler. Russel
(1872-1970) ve Whithead lojistik adı ile Sembolik
Mantığı kurdu ve Hilbert ve Bernays Grundlagen
der Mathematik (1939) ile matematiğe uygulanan
mantığı geliştirdi.
İmâm-ı A’zam, İmâm-ı Gazâlî ve İmâm-ı Rabbânî
gibi İslâm âlimleri tefekkür (düşünme), kelâm
(diyalektik) ve kıyas (doğru akıl yürütüp benzetme)
gibi hususlara ehemmiyet verirken, kâinât
(evren, âlem) kadimdir yoktan var olmamıştır,
diyen Aristo ve bunun tâkipçileri olan İbn-ür-
Rüşd, İbn-i Sînâ ve Farabî gibi filozofların küfre
varan hatâlarını ortaya koydular. Aristo’dan sonra
gelen ve Aristoculuğu tenkid ederek sâdece
deneye (gözlem, tecrübe) güvenen Bacon ve Descartes
ise çok kere yanılan his uzuvlarına (duygu
organlarına) dayandılar. Bu da yerine göre yanılmalara
yol açtı. Daha sonraları ortaya çıkan ve matematiğe
ve dolay isiyle diğer birçok imlere temelolarak kabul edilen sembolik mantık ise, rakam ve
sembollere dayanmakta olup kelimelerin ifâde
ettiği kavramların hepsini kapsayamaz. Sözün
özü şudur ki, her şey kendi sınırları içinde ve
kendi yerinde, yâni hikmete uygun kullanılırsa
hatâdan kurtulunur. Akıl da bu çerçeve içinde işgörür.
İslâm âleminde mantık ilmine dâir yazılan
eserler: İslâm dünyâsında yazılan mantık ilmine
âit eserlerden belli başlıcaları şunlardır:
1. Eş-Şifâ: İbn-i Sinâ’nın eseridir.
2. Îsâgûcî’nin Külliyât-ı Hams’ı: Esîrüddîn
Ebheri’nin tercüme ve şerhidir.
3. Beyânül-Hak, Metâif-ul-Envâr ve Menâhic:
Bu üç eser Ermûyin’e âittir.
4. Keşfül-Esrâr ve Mûcir: Hûncî’ye âittir.
5. Şemsiyye: Kazvinî’ye âittir.
6. Telhâvât ve Metârihât: Sühreverdî’nindir.
7. El-Mûteber: Ebü’l-Berekât’indir.
8. Mulahhas ve Şerh-i İşârât: Er-Râzî’nindir.
9. Ta’dîlül-Mîzan: Sadr-uş-Şeria’nındır.

Cevap bırakın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir