Home / wiki / Artuklular

Artuklular

Artuklular, 11. yüzyıl sonlarından 15.
yüzyıl başlanna değin Anadolu’nun güneydoğusunda
hüküm süren Türkmen hanedanı.
Hanedanın bir kolu, 1098-1232 arasında
Hısn Keyfa (bugün Hasankeyf) ve Amid’de
(bugün Diyarbakır), bir kolu da 1104-1408
arasında Mardin ve Meyyafarkin’de (bugün
Silvan) egemen olmuştur.
Selçuklu sultanı Melikşah ve kardeşi Tutuş’a
yaptığı hizmetler karşılığında hanedanın
kurucusu Artuk bin Ekseb’e (Eksük)
1086’da Filistin toprakları bağışlandı. Fatımiler
tarafından Filistin’i terk etmeye zorlanan
Artuk’un torunlarından Muineddin
Kızıltepe Ulu Cami, Orhan Tunçer’in çizimi
Ara Altun (der.) Anadolu’da Artuklu Devri
Türk Mimarisi’nin Gelişimi
Sökmen, Diyarbakır’a geri dönerek (1102)
Hısn Keyfa ve Mardin ile daha kuzeydeki
bazı toprakları ele geçirdi. Bu arada kardeşi
Necmeddin İlgazi, Selçuklu hizmetine girdi
ve Sultan Mehmed Tapar tarafından Irak
valiliğine atandı. Yaklaşık 1107’de Diyarbakır’a
gönderilen İlgazi, Mardin’i yöneten
Sökmen’in oğlunu uzaklaştırıp (1108) burayı
kendi soyunun merkezi yaptı ve Hısn
Keyfa’yı da kardeşinin soyuna bıraktı.
Bundan sonra Artuklular ile Selçuklular
arasındaki ilişkiler giderek bozuldu. İlgazi,
Selçuklu Musul valisine karşı Türkmenleri
bir araya getirerek, 1118’de Diyarbakır’ı
bütünüyle denetimi altına almayı başardı.
Ertesi yıl, Halep’e yaklaşan Haçlıları bozguna
uğrattı. Artuklular, 1113’ten başlayarak
Fırat’ın doğu yakası boyunca kuzeydoğu
yönünde yayıldılar. İlgazi’nin yeğeni
Belek’in Harput’ta kurduğu devlet, onun
1124’te ölmesinden sonra, Davud (hd y.
1109-44) tarafından, başkenti Hısn Keyfa
olan Artuklu Beyliği’yle birleştirildi.
Davud ve ardılı Kara Arslan (hd 1144-67)
dönemlerinde Zengilerin Musul’da, sonra
da Halep’te güçlenmesi, Artuklu yayılmasına
son verdi. Nureddin Zengi’nin, Haçlılara
ve Bizans’a karşı savaşa sürdüğü Artuklular,
onun 1174’te ölmesiyle Zengilere bağımlı
duruma düştüler. Selahaddin Eyyubi’
nin Nureddin’in yönetimindeki topraklan
adım adım fethetmesi üzerine, Diyarbakır’
daki durumları daha da zayıfladı. Muhammed
(hd 1167-85), 1183’te Selahaddin Eyyubi
ile kısa süreli bir ittifak kurarak
Diyarbakır’ın kendisine verilmesini sağladı
ve burayı yeni Artuklu başkenti yaptı.
Selahaddin Eyyubi 1185’te Meyyafârkin’i
alınca, çoğu genç şehzadelerden oluşan
Artuklu yöneticileri kısa sürede ona boyun
eğdiler.
Artuklular, Diyarbakır’daki varlıklannı
Anadolu Selçuklulanna ve Harezmşahlara
bağımlı olarak iki yüzyıldan çok sürdürdüler.
Hısn Keyfa, Diyarbakır ve Harput’taki
Artuklu egemenliğine Selçuklular 1232’de
son verdiler. Hanedanın Mardin kolu, uzun
süre İlhanlIların ve Timurlulann egemenliği
altında yaşadıktan sonra 1408’de bir başka
Türkmen hanedanı olan Karakoyunlular
tarafından yıkıldı.
Artuklu sanat ürünleri güçlü bir Selçuklu
etkisi taşır. Batı’yla ilişkilerinin etkisi ise,
bezemelerde yer yer rastlanan Bizans öğelerinde
görülebilir. Günümüze Artuklu metal
işçiliğinin birçok örneği kalmıştır. İnsan
başlı, aslan gövdeli, kartal kanatlı iki kabartmayla
ve çiçekli yazılarla bezenmiş
kçnar süslü bronz bir kantar topu (Ulusal
Kitaplık, Paris) Selçuklu etkisini yansıtır.
Artuklu dokumacılığı, zarif ipeklileri ve
ağır işlemeli kumaşlanyla dikkati çeker.
Sıra halinde birbirini izleyerek bütün yüzeyi
kaplayan çift kartal süslemesi, Artuklu
kilimlerinin tipik özelliğidir. Selçuklular
öncesinde İran’da hüküm süren Büveyhi
sanatını andıran bu örgeye karşın Artuklu
stilizasyonu gene de özgünlük taşır.
Artuklular 12. yüzyıldan başlayarak yetkin
mimarlık yapıtlan ortaya koymuşlardır.
Anadolu’da ilk kez maristan (darüşşifa),
medrese, mescit ve hamamıyla birlikte bir
bütün olarak planlanan külliyeler bu dönemde
ortaya çıkmıştır. Cami mimarlığı ise
gene bu dönemde, yarım yüzyıl gibi kısa bir
sürede olgunluğa ulaşmıştır. Artuklu camilerinin
genellikle bir mihrap önü kubbesi
çevresinde gelişen enine plan şeması, çoğu
kez üç şahından oluşur. Kubbe, önceleri tek
sahnın içinde kalırken, giderek üç şahını da
kaplayan anıtsal boyutlara ulaşmıştır. Kapalı
mekânın kuzeyinde yer alan cami
avlusu, çoğu kez kapalı mekândan daha
büyük tutulmuştur. Kare planlı minareler
de sayıca silindir biçiminde olanlar kadar
çoktur ve bazı yapılarda birden fazla olduğu
görülür. Medreselerde açık avlulu plan
daha yaygındır. Daha çok kesme taşın
kullanıldığı ve taş bezemenin yoğun olduğu
Artuklu yapılannda özellikle cephede görülen
iki renk taş işçiliğinde ve çok dilimli
kemerlerde Kuzey Suriye Zengi mimarlığının
etkileri sezilir.
Artuklu yapılanndan günümüze ulaşanlar
azdır. Yeni kazılardan ve tarihsel anlatımlardan,
Diyarbakır’daki Artuklu Sarayı’
nm(*) görkemli bir yapı olduğu anlaşılmaktadır.
Buradaki kazılarda mozaik süslü ve
çok renkli taş döşemeler ortaya çıkanlmıştır.
50 odası olduğu söylenen bu sarayın, en
önemli Artuklu anıtsal yapısı olduğu sanılmaktadır.
Hısn Keyfa ve Harput surlarının yanı sıra
Diyarbakır surlarının bir bölümü ile burç
(Ulu Beden ve Yedi Kardeş burçları) ve
kapıları da Artuklu ürünüdür. Aynca Diyarbakır’daki
Mesudiye ve Zinciriye medreseleri
ile Mardin’deki Hatuniye ve Zinciriye
medreseleri, Hasankeyf’teki Hüsamiye
Medresesi; Mardin, Silvan ve Kızıltepe
ulucamileri, Harput Karaarslan Camisi;
Malabadi, Dicle, Devegeçidi Suyu ve Karaarslan
köprüleri, Artuklulardan kalma en
önemli mimarlık yapıtlarıdır.

Cevap bırakın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir