Anasayfa / wiki / İBN-I EBİ Zİ’B

İBN-I EBİ Zİ’B

Tâbiîn’den tanınmış bir
hadîs âlimi. İsmi, Muhammed bin Abdurrahmân
bin Mugire bin Hâris bin Ebî Zi’b,
Künyesi, Ebû Hâris’dir. 80 (m. 699; senesinde
doğup, 158 (m. 774) tarihinde vefât
etti. Medîne-i mü ne v verelidir. Burada
fetvâ verirdi. İmâm ı Mâlik’in çok yakın bir
arkadaşı olup, birbirlerini çok severlerdi.
Çok sâlih bir zât idi. Vera’ sâhibi idi. Emr-i
ma’ruf ve nehy-i anil-münker (iyiliği emredip,
kötülükten alıkoyma; emrine çok dikkat
ederdi. Hakkı söyleme hususunda
kimseden korkmazdı. Hadîs ilminde yüksek
bir derecesi olup, sikadır (güvenilir).
Kardeşi Mugire’den, dayısı Hâris bin
Abdurrahmân el-Kureyşî, Abdullah bin
Sâib bin Yezîd, İbn-i Abbâs’m azâdlısı
İkrime, Kâsım bin Abbâs, İbn-i Ömer’in
azâdlısı Nâfi, Zührî, Sâlih bin Kesir ve
daha bir çok muhterem zâtlardan (r.
anhüm) hadîs-i şerîf dinlemiştir. Kendisinden
de, Sevrî, Ma’mer, Saîd bin İbrahim,
Velîd bin Müslim, Abdullah bin Mübârek,
Haccâc bin Muhammed, Muhammed bin
Ömer el-Vâkıdî gibi büyük zâtlar, hadîs-i
şerîf bildirmişlerdir.
Halife Mehdî, kendisini Bağdat’a da’vet
etti. Bir müddet orada hadîs-i şerîf rivâyet
ettikten sonra, Medîne-i münevvere’ye
dönerken, Kûfe’de vefât etmiştir.
Menkıbeleri: Haccâc el-A’ver (r.a.; dedi:
Bağdat’a gelir, kendisinden duyduklarımı
ona tashih ettirirdim. Fakat, bu düzeltmeyi
onun huzûrunda yapmazdım. Kalkardım,
•bir direk veya başka bir şeyin arkasına giz.
lenir, düzeltilecek şeyi orada düzeltir,ondan sonra, tekrar O’nun yanına dönerdim.
tmâm-ı Mâlik hazretleri, Halife Ebû Ca’
fer el-Mansûr’un yanına gelmişti. Ebû Ca’
fer, İmâm-ı Mâlik’e (r.a.) Medîne-i
münevvere’de âlimlerden kim kaldı?” diye
sorunca, O da “Ey mü’minlerin emîri! İbn-i
Ebî Zi’b, İbn-i Ebî Seleme, îbn-i Ebî Sibre’
nm (r. aleyhim)” isimlerini söyledi.
Ebû Naîm anlattı: Bir sene, Halife Ebû
Ca’fer Mansur ile hacca gitmiştim. Daha
yirmibir yaşında idim. Ebû Ca’fer’in beraberinde
îbn-i Ebî Zi’b ve Mâlik bin Enes de
vardı. Ebû Ca’fer, İbn-i Ebî Zi’b’i, güneşin
batacağı sıralarda, meclis binâsına
çağırttı ve onu yanma oturttu. Sonra ona
“Haşan bin Zeyd bin Fâtıma hakkında ne
dersin?” diye sordu. İbn-i Ebî Zi’b “O, adâ-
leti araştırıp, ona riâyet eden mübârek bir
zâttır” cevâbını verdi. Bu sefer, Ebû Ca’fer
“Ya benim hakkımdaki kanâatin nedir?”
diye iki-üç defa tekrarlayınca, “Şu Kâ’be-i
muazzamanın Rabbi olan Allahü teâlâya
yemîn ederim ki, sen zâlim bir insansın”
dedi. Bu söz üzerine, orada bulunanlardan
birisi, İbn-i Zi’b’in (r.a.) sakalına yapıştı.
Ebû Ca’fer, “Dokunma ona” dedi ve üçyüz
dinar verilmesini emretti.
Muhammed bin Kâsım bildirdi:
“Halife Mehdî, Resûlullah efendimizin
mescidini (Mescîd-i nebevî’yi) ziyârete gelmişti.
İçeri girince, herkes ayağa kalktı.
Yalnız Ebî Zi’b, kalkmamış, yerinde oturuyordu.
Bunun üzerine,Müseyyib bin
Züheyr, “Kalk, Yâ İbn-i Ebî Zi’b, bu gelen,
mü’minlerin emîri, Mehdî’dir” dedi. İbn-i
Zi’b’in ona cevâbı “İnsanlar, ancak âlemlerin
Rabbi olan Allahü teâlâmn huzûrunda
ayakta kalır” oldu. Bunu gören Halife
Mehdî, “Dokunma ona, kalsın öyle” dedi.
Bu hâdiseyi anlatan Muhammed bin
Kâsım, bu manzara karşısında,korkudan
başımdaki tüyler, ayağa kalkmıştı” dedi.
İbn-i Zi’b, Halife Mansûr’a: “Ey mü’
minlerin emîri! İnsanlar mahvoldu. Elindeki
imkânlarla, onlara biraz yardım
etseydin, iyi olurdu” dedi. Bunun üzerine
Halife “Yazık sana, eğer memleketin
önemli noktalarına askerler gönderip, oralardan
düşmanın girmesine mâni olmasaydım,
şimdi onlar evine girip, seni
boğazlamış olacaklardı” dedi. İbn-i Ebî Zi’b
de Mansûr’a “Bu bölgelerin emniyetini
te’min eden, fetihler yapıp, insanlara ihtiyaçlarım
karşılaması için bol bol bağış­
larda bulunan başkalarıdır. Hem O, seçkin,
senden daha üstün bir zât idi” deyince,
Mansûr “Kim O?” dedi. İbn-i Ebî Zi’b, “O,
Hz. Ömer idi” deyince, Mansûr başını
önüne eğmek zorunda kalmış ve yanında- *
kilere dönerek “İşte, şu gördüğünüz pîr-i
fânî (yaşlı zât;, Hicâz ehlinin seçilmişlerinden birisidir” demiştir.Ebû Ömer Abdullah bin Kebîr dedi ki:
Abdüssamed, Medîne-i münevvereye vâli
ta’yin edilmişti. Kureyşlilerden ba’zısım
dar bir yere hapsetti. Bunların akrabâlanndan
ba’zıları, bu durumu mektupla,
halife Ebû Ca’fer’e bildirip, şikâyette
bulundular. Ebû Ca’fer, mektupla beraber
bir adamını Medîne-i münevvereye gönderip,
ulemâyı (âlimleri; da yanma alarak teftiş
edip, bu hususta onlara rapor da
tutturmasını, söyledi. Âlimler komisyonunda
İbn-i Ebî Zi’b de vardı. Hapishane
görülüp, durum incelenerek, sıra rapor
işine gelince, komisyondaki âlimler yumuşak
ifâdeler kullandılar. Fakat İbn-i Ebî
Zi’b, ne görüp, ne tesbit ettiyse, aynısını
olduğu gibi rapora yazdı. Raporlar halifeye
gönderildi. Halife, hacca giderken Medîne-i
münevvereye uğradı. Âlimleri yanına
çağırdı. Gelip, halifenin huzûruna girdiler.
Hapishane mes’elesi hakkında bilgi verdiler.
Fakat yine durumu yumuşak bir
şekilde anlattılar. Ibn-i Ebî Zi’b ise, mes’
eleyi gördüğü gibi, hapishanenin çok dar
ve içerdekilerin vâlinin elinden neler çektiklerini
anlatınca, halife renkten renge
giriyor, vâliye hiddetli bir şekilde bakı­
yordu. Bu sırada, hâdiseyi anlatan Ebû
Ömer, İbn-i Zi’b’in bu sözleri karşısında,
vâli Abdüssamed’in akıbetinin kötü olacağından
endişelenerek, az da olsa halifeyi
yumuşatmak için ba’zı şeyler söyledi.
Bunun üzerine İbn-i Ebî Zi’b: “Vallahi, ey
mü’minlerin emîri! Benim onlara bir kastım
yok. Neyse onu söylüyorum. Siz, bana
kendinizi bile sorsaydınız, neyseniz onu
söylerdim” deyince, halife, Allah aşkına
söyle, beni nasıl buluyorsun?” dedi. Bunun
üzerine İbn-i Ebî Zi’b: “Vallahi, sen zâlim
birisisin” dedi. Herkes artık îbn-i Ebî Zi’b’
in işinin bittiğine kesin inanmışlardı.
Fakat tam aksine, halife onu ertesi gün
çağırtıp, tebrik etti ve “Hoş geldin, ey
Allahü teâlâmn rızâsı yolunda, kınayanın
kınamasından çekinmeyen muhterem
insan” diye karşıladı.
1) el-A ’lâm cild-6, sh-189
2) Tehzib-üt-tehzib cild-9 sh-303
3) Vefeyât-ül-a’yân cild-4, sh-183
4) Tezkiret-ül-huffâz cild-1, sh-191
5) Târih i Bağdad cild-2, sh-300, 305.

Cevap bırakın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir