Anasayfa / wiki / İBN İ C Ü R E YC (A b d iilm e lik binA b d ü la zîz),

İBN İ C Ü R E YC (A b d iilm e lik binA b d ü la zîz),

Tebe-i tâbiîn devrinde
Mekke’de yetişen hadîs ve fikıh âlimlerinden.
Adı, Abdülmelik bin Abdülaziz bin
Cüreye el-Mekkî’dir. Ebü’l-Velîd ve Ebû
Hâlid diye iki künyesi vardır. Ümmeyye
bin Hâlid bin Üsevd’in azâdlı kölesidir.
Aslen âilesi Rum diyarındandır. Türk
soyundan olduğu da rivâyet edilmektedir.
150 (m. 767; de yaşı 70’den fazla olduğu
halde Mekke’de vefât etti.
îbn-i Cüreyc’in hadîs ilminde sika (güvenilir,
sağlam) bir râvi olduğu icma’ ilesâbittir.
Hadîs imâmı olup, üçyüz binden ziyâde
*hadîs-i şerifi, râvileri ve senetleri ile birlikteezberleyen yüksek bir âlimdir. En son vefât
eden sahâbilere de yetiştiği bildirilmektedir.
Fakat onlardan hadîs-i şerif rivâyet
etmemiştir. En çok Atâ bin Ebî Rebâh’tan
(r.a) rivâyette bulunmuştur. Ondan başka
Amr bin Dinar, Ibn-i Ebî Müleyke, Muhammed
bin Münkedir, İbn-i Tâvus, Nâfi ve
Meymun bin Mihran, Hişam bin Urve ve
daha birçok hadîs âliminden rivâyette
bulunmuştur. Kendisinden de Yahyâ bin
Saîd el-Ensârî, Sevr bin Yezîd el Humsî,
Evzâî, Süfyân-ı Sevrî, Leys bin Sa’d ve
daha pekçok âlim hadîs-i şerif rivâyet
etmişlerdir.
İbn-i Cüreyc, zamanındaki Mekkeli
fakihlerin en büyüklerindendi. ilk olarak
kitap yazan bu zâttır. îlim için, Bağdat’a
ve yaşlılığında Basra’ya gitti. On yedi sene
Atâ bin Ebî Rebâh’ın yanında kalarak,
ondan ilim aldı ve çok hadîs-i şerîf ezberledi.
Bu bakımdan “İmâm” ve “Hâfız”
Unvanlarına sâhiptir. Talha bin Ömer
el-Mekkî şöyle anlatıyor Atâ bin Ebî
Rebâh’a, “Senden sonra kime soralım?”
dedim. O da, “Eğer yaşarsa bu gence!” dedi,
îşâret ettiği îbn-i Cüreyc idi. Yahyâ bin
Saîd ve Ibn-i Maîn, O’nun sadûk (rivâyet
ettiği hadîslerde sağlam; ve sika (güvenilir)
bir râvi olduğunu bildirdi. îmâm-ı Ahmed
bin Hanbel’in oğlu Abdullah, “Babama
hadîsde kitapları tasnif edenlerin ilki kimdir?
diye sordum. îbn-i Cüreyc ve İbn-i
Arûbe’dir dedi” diye nakletti. Ayrıca,
Ahmed bin Hanbel, O’nun ve îbni Arûbe’
nin ilimde bir derya olduğunu bildirdi,
îmâm-ı Iclî de; O’nun Mekke’li sika bir râvi
olduğunu bildirdi. Yahyâ bin Saîd de, “Biz
îbni Cüreyc’in kitaplannı emin kitaplar
diye isimlendirdik” dedi. Yine Velid bin
Müslim de, “îmâm-ı Evzâî’ye ve daha
başka kimselere, ilmi kimin için tahsil
ediyorsunuz?” diye sordum. îbni Cüreyc
hâriç hepsi, (kendim için; dedi. O ise,
“(insanlar için tahsil ettim; dedi” diye bildirdi.
Ali bin el-Medînî de dedi ki: “Baktım
ki, isnat altı kişi üzerinde dönüyor.
(Bunların isimlerini saydıktan sonra)
Önların ilmi bu ilimde (hadîsde; eserler
veren kimselere intikâl etti, Mekke’de îbni
Cüreyc onlardandır”.
îbn-i Cüreyc, fıkıh ilminde de yüksek bir
âlimdi. Hicaz bölgesinin Mekke’de yetişen
meşhûr fakihlerindendi. Şâfi’î mezhebi
âlimlerinin imamlarındandı. Çünkü
îmâm-ı Şâfi’î fıkıh ilmini, Müslim ibni
Hâlid’den, O da îbn-i Cüreyc’den, O da Atâ
bin Ebî Rebâh’tan ve O da Abdullah ibn-i
Abbâs’tan aldı. îbn-i Hıbbân, “KitabüsSikâ”sında,
onun hakkında şöyle diyor:
“O, Hicâz’ın fakihlerinden, Kur’ân-ı kerimi
en güzel okuyanlarından ve herşeyi güzel
yapan âlimlerindendi.”
îbn-i Cüreyc, çok ibâdet ederdi. Her ay,
üç gün hariç hep oruç tutardı. Kendisinin
çok ibâdet eden bir hanımı vardı. İbâdetlere
düşkünlüğü, haramlardan sakınması
ve Allahtan korkusu çoktu. îmâm-ı Ahmed
bin Hanbel, “îbn-i Cüreyc’ten daha güzel
namaz kılan birisini görmedim” dedi. Yine
Abdürrezzâk da, “Mekke’nin âlimleri dediler
ki, îbni Cüreyc namazı Atâ bin Ebî
Rebâh’tan, O da îbni Zübeyr’den, O da Hz.
Ebû Bekir’den ve O da Resûlullahtan
öğrendi. îbni Cüreyc çok güzel namaz
kılardı” dedi. Bir kerre de, “Ondan daha
güzel namaz kılanı görmedim. Onu gördü­
ğüm zaman, Allahtan çok korktuğunu
hemen bilirdim” dedi.
îbni Cüreyc, insanlara ihsânı, ikrâmı
bol olan bir zâttı. Kendisinden birşey isteyen
bir kimseyi boş çevirmezdi. Birgün
evinden dışarı çıktığında, birisi gelip kendisinden
ihtiyâcım karşılamak için birşeyler
istedi. O da, hemen çıkarıp çok miktarda
dinar (altın para) verdi.
Rivâyet ettiği hadîs-i şeriflerden ba’-
zıları şunlardır:
“Mii’m ine diken veya daha büyük
musibet isabet ederse, o onun günahlarına
keffâr ettir.”
îbn-i Cüreyc, Ebû Said’in şöyle rivâyet
ettiğini bildiriyor:
Ebû Mûsâ el-Eş’arî kapının arkasından
üç defa Hz. Ömer’e selâm verdi, fakat kendisine
gir izni verilmediği için geri döndü.
Hz. Ömer arkasından bir adam gönderip,
Ebû Mûsâ’yı çağırttı ve neden dönüp gitti’ğini
sordu. O da Resûlullahın (s.a.v.): ” Sizden
biriniz üç defa selâm verir de,
cevap alamazsa geri dönsün! dediğiniişittim.” dedi. Hz. Ömer o zaman Ebû
Mûsâ’ya, “Ya Resûlullahın böyle buyurduğunu
is b â t ed ersin , y ah u t seni
cezalandırırım” dedi. Bunun üzerine Ebû
Mûsâ el-Eş’arî rengi uçmuş vaziyette bize
geldi. Biz oturuyorduk, sana ne oldu? dedik.
Hâdiseyi bize anlattı. Ve dedi ki: “Sizden
bunu işiten oldu mu?” Biz de, “Evet, hepimiz
işittik!” dedik. Orada bulunanlar Ebû
Mûsâ el-Eş’arî ile birlikte Ebû Sâid elHudrî’yi
Hz. Ömer’e gönderdiler ve durumu
haber verdiler.”
“H er kim şu sebzeden, ya’nî sarım8aktan
y erse m escidim izde bizim
yanımıza gelm esin!”
Eshâb-ı kirâmdan Mikdâd (r.a; “Yâ
Resûlallah! Ben kâfirlerden bir adama rastlasam
da benimle vuruşsa, ellerimden
birini kılıçla kestikten sonra bir ağaca
sığınsa ve: “Ben Allaha teslim oldum, ya’nî
müslüman oldum dese, bu sözü söyledikten
sonra onu öldürebilir miyim?” Resûlullah
(s.a.v.) “Onu öldürme!” buyurdu. Ben:
“Ama, o evvelâ benim elimi kesti, ondan
sonra bu sözü söyledi, yâ Resûlallah! Şu
halde onu öldüreyim mi?” dedim. Resûlullah
(s.a.v.): “Onu öldürme! Çünkü öldü­
rürsen, O, senin onu öldürmezden
önceki vaziyetine geçer, sen de onun
söylediği sözünden önceki vaziyette
olursun” buyurdular.
“H er hangi biriniz, namaza durduğu
zaman önüne (sütre olabilecek; bir
şey koysun!”
îbn-i Cüreyc şöyle anlatıyor: “Ebû
Eyyûb (r.a.) devesine binerek Mısır’da oturan
Ukbe bin Âmir’in (r.a.) yanına geldi ve:
“Sana bir şey soracağım. Çünkü Resûlullahın
(s.a.v.) Eshâbmdan sen ve benden
başka kimse hayatta kalmadı. Sen Resûlullahın
(s.a.v.) müslümanın ayıbını örtmek
konusundaki hadîsini nasıl işittin?” O da:
“Ben Resûlullahın (s.a.v.) “Kim dünyâda
bir m ü’minin ayıbını örterse, Allahü
teâlâ da kıyûmet günü onun ayıplarını
örter.” buyurduğunu işittim.” deyince,
Ebû Eyyûb (r.a.) tekrar devesine binerek
geri döndü ve memleketine varınca bu
hadîs-i şerîfi tekrar etti.
tbni Cüreyc’den bildirilen hikmetli sözlerden
ba’zılan şöyledir:
“Onlar (kirâmen kâtibin; iki tane melektir.
Bir? 3ağda, diğeri soldadır. Solda duran,
sağda duranın şehâdeti ile yazar. Ama
sağda duran, soldakinin şehâdetine bakmaz.
Oturulduğu zaman biri sağda, diğeri
de solda kalır. Yüründüğü zaman, biri
arkada diğeri de önde kalır. Uyuma
zamanı, biri baş ucunda, diğeri de ayak
ucunda durur.”
1) el-A’lâm cild-4, sh-60
2) Tezkiretü’l-huffâz cild-1, sfı-1693) Vefeyatü’l-a’yân cild-3, sh-163
4) Târih-i Bağdad cild-10, sh-400
5) Tehzîb-üt-tehzib cild-6, sh-402
6) Mîzân-til-i’tidâl cild-2, sh. 659
7) Müsned-i Ahmed İbni Hanbel cild-4, sh-394

Cevap bırakın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir