Anasayfa / wiki / AD EM -I M E R K E Z İY E T Ç İL İK

AD EM -I M E R K E Z İY E T Ç İL İK

Alm. Dezentralisationismus, Fr. Decentralisationism, İng. Decentralizationism. Mahallî idârelere geniş yetkiler tanıyan ve İkinci Meşrûtiyetten sonra Prens Sabahaddîn’in Türk idâre sisteminde uygulanmasını teklif ettiği ve savunduğu prensip. Merkeziyetçi idâre prensibinin zıttı. Ortaçağ Avrupasında, feodal düzenin ortak özelliklerinin değişmesinden sonra gittikçe güçlenen merkezî idâreler geniş halk kitlelerine hükmetmeye başladı. Mahallî idârecilerin ve kilisenin hükümranlık yetkileri kısıldı. Devlet idâresine ta- mâmen merkeziyetçilik hâkim olup güçlü bir devlet otoritesi ortaya çıktı. Bunun yanında halkın mahallî problemlerinin tesbiti için bölge temsilci meclisleri veya bölge temsilcileri teşkil edildi. Osmanlı Devletinde de sancak beylerine, vâlilere ve kâdılara geniş yetkiler verildi. Kâdılar ilmiye sistemine göre tâyinle gelen mahallî idâre- cilerdi. Kâdıların veya yardımcı personelin yöre halkı tarafından seçilmesi veya denetlenmesi söz konusu değildi. Ancak ekonomik işlerde, kolluk görevinin yerine getirilmesinde, mâlî işlemlerin yürütülmesinde kâdılar halkın ve esnafın temsilcisi sayılan kimselere başvurduğu takdirde bunlar ken
ADEM-1 M ERKEZİYETÇİLİK
Yeni Rehber Ansiklopedisi 153
ADEM-I M ERKEZİYETÇİLİK
dilerine yardımcı olurlardı. Tanzimat devrine kadar geniş mânâda adem-i merkeziyet prensibine uyulmamakla berâber, mahallî idârecilere geniş yetkiler verilmesi Osmanlı Devletinde tamâmen merkeziyetçi bir idârenin söz konusu olmadığını ortaya koymaktadır. Tanzimat döneminde her sâhada olduğu gibi, devletin idârî yapısında da bâzı değişiklikler yapılmasına ihtiyaç duyuldu. Tanzimat Fermânıyla gayri müslim vatandaşlara Müslümanlardan daha geniş haklar verildi. Osmanlı Devletinin parçalanmasını ve yıkılmasını isteyen Avrupa devletlerinin destek ve teşvikiyle gayri müslim vatandaşlar mahallî idârelerde söz sâhibi olmak istediler. Onların istekleri doğrultusunda bâzı mahallî muhassıllık meclisleri kuruldu. Fakat kısa bir müddet içinde bu uygulamadan vazgeçildi. Batılı devletler Tanzimat ve Islahat fermanlarında gayri müslimler için vâd edilen reformların uygulanması ve merkeziyetçi sistemin terk edilmesi konusunda Bâbıâlî’ye yâni Osmanlı hükümetine baskılarını arttırdılar. Batılı devletlerin baskılarıyla hazırlanan 9 Haziran 1861 târihli Lübnan Nizâmnâmesi adem-i merkeziyetçiliğe doğru gidişin ilk müşahhas örneği oldu. Dînî ve etnik çatışmaların hüküm sürdüğü Lübnan’da cemâatlerin yönetime eşit ağırlıkta katılmaları sağlandı. Bu doğrultuda bütün Osmanlı İmparatorluğunu içine alacak idârî yapının yeniden düzenlenmesi husûsunda iki farklı görüş ortaya çıktı. Bir kısmı sınırları genişletilmiş vilâyet ve livâlara mâlî ve idârî yetkiler verilmesini savunurken, bir kısmı adem-i merkeziyet prensibini Osmanlı tebeasının bölünmüş olması dolayısıyla mahzurlu buldular. Bu tartışmalar sonunda hazırlanan 1864 târihli Vilâyet Nizâmnâmesi Fransız department sistemini andıran bir hüviyete sâhipti. Merkeziyetçiliği ve adem-i merkeziyetçiliği bir denge içinde uygulamayı hedef alan 1864 nizâmnâmesi 22 Ocak 1871 târihli İdâre-i Umûmiyye-i Vilâyet Nizâmnâmesinde merkeziyetçiliğin ağır basması yönünde değiştirildi. Nizâmnâme hükümlerine göre vilâyet sancaklara, sancaklar kazalara, kazalar da karyelere ayrılıyordu. Vilâyet merkezinde vâlinin başkanlığında toplanan bir vilâyet idâre meclisi, kazâlarda da kazâ idâre meclisi vardı. Hâkim, mektupçu, defterdâr, hâriciye memuru, müftü ve gayri müslim rûhânî reis meclislerin tabiî üyeleriydi. Ayrıca meclislerde halkın seçtiği iki müslüman iki gayri müslim dört üye daha vardı. Bâzı vilâyetlerde Avrupa devletlerinin destek ve müdâhalesiyle yarı bağımsız bir statü uygulandı. Umûmî vilâyet sisteminin dışında kalan Yemen, Hicaz ve Mısır gibi yerler mahallî hânedân- lar tarafından idâre edildi. Osmanlı merkezî idâresi burada sâdece âsâyişi temin etmekle meşgul oldu.
>b as
Adem-i Merkeziyetçiliğin Türkiye’deki ilk savunucularından Prens Sabahaddin.
Avrupa devletlerinin Osmanlı Devletini parçalamak ve yıkmak emeline dayanan, gayri müslim unsurları tahrik ve teşvik ederek ve Osmanlı hükümetine baskı yaparak kurdukları adem-i merkeziyetçi idâreler kısa zamanda merkezî devlet otoritesini zayıflattı. Bu sebeple merkeziyetçi idâ- reye yönelik bâzı reformcu uygulamalara gidildi. Birinci Meşrûtiyetten sonra Osmanlı ülkesinin parçalanmasını önlemek isteyen Sultan İkinci Abdülhamîd Han daha çok merkeziyetçi bir idâre tarzını uygulamaya çalıştı. Onun devlet ve milletin faydasına olarak aldığı kararlara karşı çıkan bâzı kimseler Avrupa’ya kaçarak adem-i merkeziyetçi bir idâre tarzını harâretle savundular. Avrupa devletlerinden destek gören bu kimseler çıkardıkları gazeteler ve dergilerle Osmanlı Devletinin aleyhinde bulundular. Bunlardan birisi de Dâmâd Mahmûd Celâleddîn Paşanın oğlu Prens Sabahad- din’dir. Fransız yazarı Edmond Domolins’in fikirlerinden etkilenen Prens Sabahaddin, Jön Türk- ler hareketinin önde gelenlerinden oldu. 1902 Paris Kongresinde Jön Türler ikiye ayrıldılar. Bir kısmı Ahmed Rızâ’nın bir kısmı ise Prens Saba- haddin’in etrâfmda toplandılar. Teşebbüs-i Şahsî ve Adem-i Merkeziyet Cemiyeti adıyla bir cemiyet kurdular. Avrupa devletlerinin teşvik ve destekleriyle Doğu Anadolu’da bağımsız bir Ermenistan Devletiyle yine o devirde Osmanlı Devletinin hâkimiyeti altında bulunan İşkodra, Yanya ve Kosova gibi vilâyetlerden meydana gelen müstakil bir Arnavutluk Devletinin kurulmasını ve çeşitli unsurlara muhtariyet ve bağımsızlık verilmesini sa
Yeni Rehber Ansiklopedisi 154
ADEN KÖRFEZİ
vundular. 23 Temmuz 1908’de Meşrûtiyetin Hânından sonra yurda dönen Prens Sabahaddîn ve arkadaşları çeşitli gazetelerdç adem-i merkeziyet ve teşebbüs-i şahsî fikirlerini neşrettiler ve kendilerine taraftar topladılar. Prens Sabahaddîn’in adem-i merkeziyetçi görüşlerini benimseyen gençler Nesl- i Cedid Kulübünü kurdular. Daha sonra İttihat ve Terakki Fırkasına muhâlif olarak kurulan çeşitli unsurları bünyesinde toplayan Hürriyet ve İtilaf Fırkası da Prens Sabahaddîn’in adem-i merkeziyet ve teşebbüs-i şahsî fikirlerini savundu. Prens Sabahaddîn’in savunduğu adem-i merkeziyet prensibine göre; “Her şeyi devletten bekleyen Osmanlı toplumunun gelişebilmesi için ferdiyetçi bir yapıya geçmesi gereklidir. Adem-i merkeziyetçilik ferdiyetçi yapıya geçilirken devlet düzeninin yenilenmesinde temel ilke olacaktır. Yeni yetişecek burjuva sınıfının teşebbüsçülüğü- nü engellemeyecek bir idâre biçimi ancak İngiliz ve Amerikan örneğine uygun bir adem-i merkeziyet modeli olabilir. Buna göre yapılacak ıslahatla bütün tebeayı içine alan bir adem-i merkeziyet uygulanmalıdır. Seçimle gelecek belediye meclisi üyeleri mahallî idârede söz sâhibi olmalıdır. Vilâyet meclislerinde azınlıklar nüfusları oranında temsil edilmeli, Osmanlı tebeası arasında imtiyazlı hiçbir grup bulunmamalıdır. Jandarma teşkilâtında her azınlık, nüfûsu oranında yer almalıdır. Yalnız vâli, mutasarrıf, defterdâr, mahkeme reisleri merkezî idâre tarafından tâyin edilmelidir.” Prens Sabahaddîn’e göre; “Bir toplumun, bir devletin temelini fertler teşkil eder. Toplumu ku
ran, ona varlık bütünlüğü ve yaşama gücü kazandıran fert olduğu için, sosyolojinin işe, fertleri ele alarak başlaması gerekir. Fert toplum için değil, toplum fert içindir. Devletin idâre biçiminin değiştirilmesiyle yenileşme ve reform olmaz. Reform ancak fert hayâtının gelişimini durduran, özel teşebbüsü önleyen kurumların değiştirilmesi, yenilerinin kurulmasıyla olur. Türkiye’de yapılması gereken en önemli yenilik eğitim ve öğretim düzeninde olmalıdır.” Osmanlı Devletindeki geleneksel teşkilâtlanmayı, çağdaş gelişmeye ayak uyduramamanın sebebi olarak gören ve eskiye âit değerleri inkâra yönelen Prens Sabahaddîn’in ilk bakışta parlak görünen adem-i merkeziyetçi fikirlerinin bâzıları- nın uygulanması bile Osmanlı Devletinin parçalanmasına ve yıkılmasına sebeb olmuştur. Cumhûriyet târihinde 1921 Anayasasının 11- 14. maddeleri vilâyetlere muhtâriyet ve mânevî şahsiyet bağışladı. Vilâyet şûrâlanna da mahallî konularda yetkiler verdi. Vâli TBMM’nin temsilcisi olarak devletin işlerini görecekti. 1924 Anayasasında bu hükümlere ve benzerlerine yer verilmedi. Mahallî idârelerle ilgili düzenlemeler ise .büyük ölçüde iktidâra gelen siyâsî partilerin tutumuna bağlı kaldı.

Cevap bırakın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir