Home / wiki / AFGANİSTAN CUMHURİYETİ

AFGANİSTAN CUMHURİYETİ

afganistan-cumhuriyeti

AFGANİSTAN CUMHURİYETİ
GENEL BİLGİLER

Yüzölçümü: 652,090 km2. Başkenti ve en büyük kenti: Kabil (2 200 000 nüf.; 1989 tah.).

TOPLUM YAPISI

 Nüfus (1992 tah.): 16 900 000; nüfus yoğunluğu km2’ye 26 kişi. Nüfus dağılımı (1992): % 18 kentlerde, % 82 kırsal kesimde. Yıllık artış hızı (1992 dönemi): % 2,6.

Resmî dilleri:Peştu, Dari (Farsça).

Başlıca dini: İslâm.

EĞİTİM VE SAĞLIK

Okuryazarlık oranı (1990 tah.): yetişkin nüfusun % 29’u. Üniversite sayısı (1990): 5. Hastane yatak sayısı (1990): 7 227. Hekim sayısı (1987): 2 957. Ortalama ömür: Kadınlarda —42, erkeklerde —41. Bebek ölüm oranı (1992): 1 000 canlı doğumda 172.

EKONOMİ. GSMH (1989): 3 milyar ABD doları; kişi başına ulusal gelir: 200 ABD doları. Etkin nüfus dağılımı (1990): Tarım|— % 68; ticaret ve hizmetler)— %13; sanayii— % 10; yapı sanayisi)— % 6. Dış ticaret (1989): dışalım]— 900 milyon ABD doları; dışsatımj— 433 milyon ABD doları. Ticaret yaptığı başlıca ülkeler: Eski SSCB ülkeleri, Japonya, Singapur, Almanya. Para birimi: jAfga- ni=100pul. HÜKÜMET. Türü: İslâm Cumhuriyeti. Yasama gücü: Millet Meclisi (ilke olarak). Yönetim bölümlemesi: 31 eyalet.

ULAŞIM. Demiryolları (1988): 10 km. Karayolları (1988): 19 200 km. Başlıca limanlar: Yok. Başlıca havalimanları: 2.
müştür. Büyük kentlerdeyse, kırsal kesimlerdeki savaştan kaçanlar nedeniyle büyük bir nüfus artışı gözlenmiştir:Başkent Kâbil’in nüfusu iki kat,|Kandahar, Herat, Mezarışerif, Celalabad ve Kunduz’un nüfusları da önemli ölçüde artmıştır. 1988’den sonra, komşu ülkelere sığınanlar, Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek Komisyonu görevlilerinin gözetiminde ülkeye dönmeye başlamışlarsa da, bu kez iç savaş, dönüşü yavaşlat- mıştır. Sağlık. Sıtma ve kolera gibi yerel hastalıkların denetim altına alınmış olmasına karşılık, etkili tıbbi bakım ve kamu sağlık hizmetleri yalnızca kentlerde sınırlıyken, savaş ve merkezî hükümetin denetiminin ortadan kalkması, durumu daha da kötü leşti rm iştir. Nüfus yavaş bir hızla artmakta, yüksek doğum oranını, bebek ve çocuk ölümleri dengelemektedir. Eğitim. Eğitimde 1950-1973 yılları arasında büyük bir ilerleme gerçekleştirilmiş, okul çağındaki çocukların yarısından çoğu ilköğretimden yararlanmaya başlamış, ayrıca aşağı yukarı bütün kasabalarda ortaöğretim kurumlan açılmış, Kâbil’deki ulusal üniversitede oldukça yüksek nitelikli öğretim programları yürürlüğe konmuştur. Birçok ülkenin yardımıyla gerçekleştirilen bu ilerle
melere karşın, nüfusun % 70’i hâlâ okuma-yazma bilmemektedir. 1979’dan sonra, özellikle kırsal kesimde eğitim, savaş nedeniyle gerilemiştir: Devlet okulları ve öğretmenler, Sovyet birliklerine direnen Mücahit topluluklarının temel hedefi haline gelmişti. EKONOMİ Afganistan’da XX. yy. başlarında ticareti geliştirmek, sanayi üretimine geçmek, ulaşımı yaygınlaştırmak için yüzeysel çabalar harcanmış, gerçek gelişmeyse, 1950 yıllarında ABD’den ve SSCB’den, daha sonra da İran’dan ve Basra körfezi kıyısı ülkelerinden alınan yardımlarla başlamıştır. Ne var ki, 1979’da patlak veren savaş, bu olumlu gelişmelerin aşağı yukarı bütün ürünlerini yok etmiştir.

Tarım.Afganistan ekonomisi temelde tarıma dayalıdır. Başlıca besin ürünü buğday, sulamayla önemli ölçüde yetiştirilir. Ticarete yönelik ürünlerin başındaysa pamuk gelir. Ayrıca az miktarda da olsa çeşitli sebze ve meyveler (özellikle üzüm ve karpuz) yetiştirilir. Hayvancılık ürünlerinden deri, post ve karakul koyunu kürkleri, büyük ölçüde yurt dışına satılır. 1979-1988 yılları arasında tarım üretimi % 50’den çok azalmıştır. Üstelik sulama kanallarının savaştan büyük zarar görmesi nedeniyle, üretimin yeniden geliştirilmesinde büyük güçlüklerle karşılaşılmaktadır.

Sanayi ve ulaşım. Sanayi gelişmemiştir; Kabil ve çevresinde az sayıda fabrika ve yapımevleri de tarım ürünlerinin işlenmesiyle sınırlıdır. Ulaşımda, büyük kentler arasında karayollarıyla bağlantı sağlanmıştır. Aşağı yukarı bütün eyalet merkezleri arasında da hava ulaşımı kurulmuştur.

TARİH Afganistan konumundan ötürü, uzun tarihi boyunca birçok halk tarafından istila edilmiş, İ.Ö. VI. yy’da Pers kralı Dara’nın, İ.Ö. 328’de Büyük İskender’in, İ.Ö. II ve I. yy’larda Sakalar, Parthlar, Hintliler ve Kuşilerin, İ.S. V. ve VI. yy’larda Ak Hunların eline geçmiştir. VI. yy’da Arapların İslâm dinini yaydıkları ülke, XI. yy. başında Gazneli Mahmut yönetimindeki Türkler tarafından, İslâm uygarlığının odak noktalarından birine dönüştürülmüştür. XIV. yy. sonunda bütünüyle Timur İmparatorluğu topraklarına katılan ülkede, Timur soyundan Babur, başkenti Kâbil olan Türk-Hint İmparatorluğu’nu kurmuştur. XVI. ve XVII. yy’lar boyunca ülkenin bazı kesimleri Moğolların, geri kalan kesimler de İran’daki Safevilerin egemenliğinde kalmıştır. Afganistan 1947’de Peştulardan Ahmet Şah’ın önderliğinde İran boyunduruğundan kurtularak, bağımsız bir krallığa dönüştü. XVIII. yy. sonundaki bir iç çekişmeden sonra, Dost Muhammet Han 1839’dan başlayarak bütünlüğü yeniden sağladı; ama İngiliz saldırılarına şiddetle savaşmasına karşın, bir tür yarı bağımsızlığı kabuL etmek zorunda kaldı. Torunu Abdurrahman Han, İngi- lizlere karşı bağımsızlık savaşını yeniden başlattı ve İn- gilizler çok uzun yıllar süren savaşlar sonunda, AfganlIlara boyun eğdirmeyi bir türlü başaramayıp, sonunda 8 Ağustos 1919 Ravalpindi ateşkesi ve 22 Kasım 1921 Kâbil antlaşmasıyla, Afganistan’ın bağımsızlığını kabul etmek zorunda kaldılar. Abdurrahman’ın torunu Emanullah Han, ülkenin bağımsızlığa kavuşmasını sağladıktan sonra, bir dizi siyasal ve toplumsal devrim gerçekleştirmeye giriştiyse de, tutucuların tepkileri karşısında, tahttan çekilmek zorunda kaldı (1929). İktidarı ele geçiren Habibullah Han’ın altı ay süren kanlı yönetiminden sonra, Emanullah Han’ın akrabalarından Nadir Şah, diktatörü devirerek (1929), ülkeyi 1933’e kadar yönetti. Öldürülmesiyle yerine geçen (1933) oğlu Zahir Şah, 1964’te çok partili meşrutiyet rejimine geçme kararı alıp, bir Anayasa ha- zırlattıysa da, kurulan siyasal partiler arasında dönem dönem şiddete kadar varan çekişmeler, 1973’te kralın amcaoğlu Serdar Muhammet Davut’un askerî darbesine yol açtı: Zahir Şah sürgün edilerek, İtalya’ya yerleşti. Serdar Muhammet Davut’un Nisan 1978’de marksçı bir darbe sırasında öldürülmesiyle iktidarı ele geçiren Hizb-i Demokratik-i Halk-ı Afgani’nin (Afgan Halkının Demokratik Partisi: AHDD) önderi Nur Muhammet Te- reki, Devrim Konseyi başkanı olarak yönetimi üstlendi. AHDD’nin marksçı bir rejim uygulamaya başlayarak, eğitim, toprak mülkiyeti, aile hukuku, vb. alanlarda yüzeysel de olsa bazı köktenci reformlar uygulamaya girişmesi ve ağır bir baskı rejimini başlatması, özellikle kırsal kesimdeki müslümanlar arasında yoğun tepkiye yol açtı ve rejime karşı silahlı direnişe geçen ilk Mücahit toplulukları kuruldu. Artan Sovyet desteğine karşın, ayaklanmaların önünün alınamadığı ülkede, NurTere- ki’nin Eylül 1979’da Hafızullah Emin tarafından devrilmesinden (kısa süre sonra da öldürüldü) sonra, Aralık 1979’daki Sovyet askerî müdahalesini H. Emin’in yerine Babrak (ya da Bebrek) Karmal’ın getirilmesi izledi.

Hindikuş'taki yaylaların birinde karakul koyunu kırkan Peştu çobanları (yünler, keçe ve kilim ipliği yapmakta kullanılacaktır). Afganistan'dagöçebe yaşama biçimi hızla ortadan kalkmaktadır. Bunun başlıca nedenlerinden biri, 1979'dan sonra pek çok göçebenin dağlardan Pakistan'a ve İran'a geçmiş olmalarıdır.
Hindikuş’taki yaylaların birinde karakul koyunu kırkan Peştu çobanları (yünler, keçe ve kilim ipliği yapmakta kullanılacaktır). Afganistan’dagöçebe yaşama biçimi hızla ortadan kalkmaktadır. Bunun başlıca nedenlerinden biri, 1979’dan sonra pek çok göçebenin dağlardan Pakistan’a ve İran’a geçmiş olmalarıdır.

Sovyet) müdahalesinden sonra çeşitli Mücahit toplulukları “ortak düşmana karşı birlikte hareket” kararı alarak, Pakistan ve ABD’nin yoğun silah yardımlarıyla, ülkenin önemli bir bölümünü denetimleri altına almayı başardılar. Afgan gizli polis örgütü başkanı Muhammet Necibullah, 1986’da Babrak Karmal’ın Afgan Komünist Partisi genel sekreterliğinden ve devlet başkanlığından
ayrılmasından sonra yönetimi üstlenip, muhafazakârların desteğini kazanmak amacıyla devletin marksçı uygulamalarına son verirken, barışın sağlanması için görüşmeleri de başlattı. Kasım 1987’de, aşiret başkanları- nın kurdukları bir meclise yeni bir Anayasa oylatıp, cumhurbaşkanlığına seçildikten sonra, Nisan 1988’de iki meclisli bir Parlamento için genel seçimler yapılacağını ve Parlamento’nun Devrim Konseyi’nin yerini alacağını açıkladı. Uzun görüşmelerden sonra, Nisan 1988’de İsviçre’de Cenevre’de imzalanan anlaşmayla Sovyet birliklerinin tümünün 15 Şubat 1989’a kadar ülkeden çekilmeleri kararlaştırıldı. Ayrıca Pakistan ile Afganistan arasında, birbirlerinin içişlerine karışmama ve milyonlarca mültecinin sınırdan geçmelerine izin verme1 konusunda anlaşıldı. SSCB ve ABD, anlaşmalara garantör olarak imza koydular. Sovyet birliklerinin yarısının 15 Ağustos 1988’de, geri kalanının 15 Şubat 1989’da ülkeden çekilmesinden sonra, anlaşmaların imzalanmasına katılmamış olan Mücahitler, Necibullah yönetimine karşı savaşımı, gün geçtikçe şiddetlendirerek sürdürdüler. Eylül 1991 ‘de ABD ile SSCB’nin, savaşan taraflara silah yardımında bulunmamakta anlaşmalarının ardından, Necibullah tek yanlı olarak ateşkes ilan ettiyse de, Mücahitler bu karara da uymayarak, Nisan 1992’de Kâbil’e girmeyi başardılar. Hemen ardından, Necibullah bütün görevlerinden çekildiğini açıklamak zorunda kaldı ve çeşitli Mücahit gruplarının temsilcilerini içeren 50 kişilik bir Geçici Konsey oluşturuldu; ama Mücahit topluluklarının en önemlilerinden Hizb-i İslâmî’nin önderi Hikmetyar, bu konseyi tanımadığını açıkladı. 14 yıl süren savaştan sonra yönetimi resmen devralan Geçici Konsey’in başkanlığına Müceddidi, başbakanlığa da Abdüssabur Ferit atandı. 28 Haziran 1992’de Afganistan’ın bir İslâm Cumhuriyeti olduğu ilan edildi ve devlet başkanlığına Prof. Burhanettin Rabbani getirildi.

GÜZEL SANATLAR

Afganistan, Pers, Hinteski Yunan, buddhacıhk ve İslâm uygarlıklarının merkezleri arasında yer almış bir ülkedir. Son derece önemli arkeoloji alanlarının büyük bölümünde henüz hiçbir kazı yapılamamıştır. Ortaya çıkarı- labilen arkeoloji anıtlarının başlıcaları arasında Bami- yan ve Hadda’daki manastırlar, Gazne’deki Gazneli sarayı, eski Yunan kentlerinden Ay-Hanum kenti, vb. sayılabilir. Özellikle XV. yy. sonlarında Timurlular döneminde minyatür sanatının baş yapıtlarının verilmesiyle tanınan Herat kenti XI. yy’dan XVI. yy’a kadar büyük bir uygarlık ve sanat merkezi olmuştur.

Cevap bırakın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir