Home / wiki / Ebu Appdullah El Busri

Ebu Appdullah El Busri

Şam evliyâsının ve âlimlerinin büyüklerinden. Havran civarında Busr köyündendir. İsmi Muhammed bin Haşan olup, Ebû Abdullah (Ebû Ubeyd/Âbid) künyesidir. Köyüne nisbetle Busrî diye tanındı. Ebû Türâb-ı Nahşebî, Ahmed bin Yahyâ Celâ, Ebû Sa’ îd-i Harraz ve daha birçok evliyâ ve âlimin sohbetlerinde bulundu. 245 (m. 859) senesinde vefât etti. Ebû Ubeyd-i Busrî h azretleri, Ramazan-ı şerifin başında abdest alıp bir odaya kapanır ve Ramazan çıkıncaya kadar, yemez, içmez ve uyumazdı Bir tahâretle (temizlik ve abdestle) bir ay boyunca devamlı ibâdet ederdi Ettiği duâ larin çoğunun kabûl edildiği hemen görülürdü. Ahmed bin Yahyâ Celâ ‘‘Altıyüz kadar şeyh ile görüştüm. Bunların en mümtazlan, Zünnûn-i Mısrî, Ebû Türâb-ı Nahşebî, Ebû Abdullah Busrî ve Ebü’l-Abbâs bin Atâ (r.aleyhim) idi” buyurdu Talebelerinden biri anlatır Ebû Âbid-i Busrî hazretlerinin yanma hac zamanına üç gün kala evliyâdan iki kişi geldi. H acca gidip gitmeyeceğini sordular. O da, gidemeyeceğim söyledi ve yüzünü bana dönerek “Senin şeyhine onlara nisbetle daha kısa zamanda oraya varma (tayy-ı mekân) imkânı verilmiştir” buyurdu. Allah yolunda cihad etmek niyetiyle bir savaşa katıldı. Altında bir tay vardı Yolda hayvan öldü. Ebû Âbid hazretleri duâ edip, seferden dönünceye kadar Rabbmden tayın diriltilmesini istedi. Ölen tay ayağa kalktı. Gazâ bittikten sonra Busr’daki evine varınca, oğlundan tayın eğerini almasını istedi. Oğlu, hayvanın çok terli olduğunu görünce eğeri almaktan vazgeçti. Bunun üzerine Ebû Âbid hazretleri “Eğerini al, bu bize ödünç verilmiştir” buyurdu. Oğlu eğerini alınca, tay hemen yere düşüp öldü Birgün Şam’da dostlanyla oturuyordu Ansızın bir atlı geçti. Peşinden, arkasından atın eğer örtüsü bulunan kölesi kızgın bir hâlde koşuyordu. Ebû Âbid hazretlerinin yanından geçerken “Yâ Râbbî! Sen beni bu güç durumdan kurtar” diye duâ edip, “Ey Allahın sevgili kulu! Bana duâ et” dedi. Ebû Âbid hazretleri de “Yâ Rabbî! Bu kulunu Cehennem ateşi ve kölelikten kurtar” diye duâ etti. O anda attaki binici kuşağını yere atıp, kölesine “Sem azât ettim” diye bağırdı. Köle de taşıdığı örtüyü bırakıp “Beni sen değil, bunlar azât etti” diyerek, Ebû Âbid ve dostlannm yanma gitti ve ölünceye kadar onlarla berâber kaldı. Oğlu yağ satarak geçimini sağlardı Birgün babasına gelerek, “Babacığım sermâyem olan birkaç testi yağım vardı. Dışan çıkarırken düşürüp kırdım, Bütün sermayem yok oldu.” dedi. O da “evlâdım, sen de babanın sermâyesinden sermâye edin. Yemin ederim ki, babanın dünyâ ve âhırette Allahü teâlâdan başka sermâyesi yoktur” buyurdu. “Birşeyın fazlasını elde etmek, ondan başka şeylerden el çekmekle mümkündür. Ama neden el çekmek gerektiğini, neden el çekmemek gerektiğini bilmek icâbeder. Bunlar şahsa ve yerine göre değişir. Bunu da kendisi ayarlayacaktır, öyle ki, bir grup insan bu sözümüzü tutar, selâmete Şam evliyâsının ve âlimlerinin büyüklerinden. Havran civarında Busr köyündendir. İsmi Muhammed bin Haşan olup, Ebû Abdullah (Ebû Ubeyd/Âbid) künyesidir. Köyüne nisbetle Busrî diye tanındı. Ebû Türâb-ı Nahşebî, Ahmed bin Yahyâ Celâ, Ebû Sa’ îd-i Harraz ve daha birçok evliyâ ve âlimin sohbetlerinde bulundu. 245 (m. 859) senesinde vefât etti. Ebû Ubeyd-i Busrî h azretleri, Ramazan-ı şerifin başında abdest alıp bir odaya kapanır ve Ramazan çıkıncaya kadar, yemez, içmez ve uyumazdı Bir tahâretle (temizlik ve abdestle) bir ay boyunca devamlı ibâdet ederdi Ettiği duâ larin çoğunun kabûl edildiği hemen görülürdü. Ahmed bin Yahyâ Celâ ‘‘Altıyüz kadar şeyh ile görüştüm. Bunların en mümtazlan, Zünnûn-i Mısrî, Ebû Türâb-ı Nahşebî, Ebû Abdullah Busrî ve Ebü’l-Abbâs bin Atâ (r.aleyhim) idi” buyurdu Talebelerinden biri anlatır Ebû Âbid-i Busrî hazretlerinin yanma hac zamanına üç gün kala evliyâdan iki kişi geldi. H acca gidip gitmeyeceğini sordular. O da, gidemeyeceğim söyledi ve yüzünü bana dönerek “Senin şeyhine onlara nisbetle daha kısa zamanda oraya varma (tayy-ı mekân) imkânı verilmiştir” buyurdu. Allah yolunda cihad etmek niyetiyle bir savaşa katıldı. Altında bir tay vardı Yolda hayvan öldü. Ebû Âbid hazretleri duâ edip, seferden dönünceye kadar Rabbmden tayın diriltilmesini istedi. Ölen tay ayağa kalktı. Gazâ bittikten sonra Busr’daki evine varınca, oğlundan tayın eğerini almasını istedi. Oğlu, hayvanın çok terli olduğunu görünce eğeri almaktan vazgeçti. Bunun üzerine Ebû Âbid hazretleri “Eğerini al, bu bize ödünç verilmiştir” buyurdu. Oğlu eğerini alınca, tay hemen yere düşüp öldü Birgün Şam’da dostlanyla oturuyordu Ansızın bir atlı geçti. Peşinden, arkasından atın eğer örtüsü bulunan kölesi kızgın bir hâlde koşuyordu. Ebû Âbid hazretlerinin yanından geçerken “Yâ Râbbî! Sen beni bu güç durumdan kurtar” diye duâ edip, “Ey Allahın sevgili kulu! Bana duâ et” dedi. Ebû Âbid hazretleri de “Yâ Rabbî! Bu kulunu Cehennem ateşi ve kölelikten kurtar” diye duâ etti. O anda attaki binici kuşağını yere atıp, kölesine “Sem azât ettim” diye bağırdı. Köle de taşıdığı örtüyü bırakıp “Beni sen değil, bunlar azât etti” diyerek, Ebû Âbid ve dostlannm yanma gitti ve ölünceye kadar onlarla berâber kaldı. Oğlu yağ satarak geçimini sağlardı Birgün babasına gelerek, “Babacığım sermâyem olan birkaç testi yağım vardı. Dışan çıkarırken düşürüp kırdım, Bütün sermayem yok oldu.” dedi. O da “evlâdım, sen de babanın sermâyesinden sermâye edin. Yemin ederim ki, babanın dünyâ ve âhırette Allahü teâlâdan başka sermâyesi yoktur” buyurdu. “Birşeyın fazlasını elde etmek, ondan başka şeylerden el çekmekle mümkündür. Ama neden el çekmek gerektiğini, neden el çekmemek gerektiğini bilmek icâbeder. Bunlar şahsa ve yerine göre değişir. Bunu da kendisi ayarlayacaktır, öyle ki, bir grup insan bu sözümüzü tutar, selâmete

Cevap bırakın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir