Anasayfa / wiki / ERBİL ATABEGLİĞİ

ERBİL ATABEGLİĞİ

ERBİL ATABEGLİĞİ; on iki ve on üçüncü
yüzyıllarda merkezi Erbil olmak üzere Kuzey Irak
ve Güneydoğu Anadolu’da Zeyneddîn Ali Küçük
bin Begtigin tarafından kurulan beylik. Bunun
için Begtiginliler de denilmektedir. Zeyneddîn
Ali, Musul atabeglerinden İmâdeddîn Zengî’nın
kumandanlarından idi. İmâdeddîn Zengi, 1131 senesinde
Erbil’i ele geçirince, bölgeyi Zeyneddîn
Ali’ye verdi. 1144 senesinde Musul nâibliğine tâyin
edilen Zeyneddîn Ali, Zengi’nin ölümünden
sonra, onun evlâdını ve hükümetini koruyanların
başında yer aldı. Elindeki kuvvetlere rağmen velînimetine
sadakât göstererek, Zengî’nîn oğlu Seyfeddîn’e
ve onun ölümünden sonra da Kutbeddîn’e
bağlı kaldı. Erbil, Şehrezûr, Tikrit, Sincâr, Musul
ve Harran gibi şehirler onun hâkimiyetindeydi.
Ömrünün sonlarına doğru Zeyneddîn Ali, oğlunun
Erbil’de yerine geçmesini emniyet altına alarak,
idâresi altındaki yerleri Musul Atabeği Kutbeddîn’e
bıraktı. Cesur, âdil, cömert ve ilim sâhiplerinin
koruyucusu bir zât olan Zeyneddîn Ali, 1168 senesinde
Erbil’de vefât etti.
Zeyneddîn Ali’nin yerine on dört yaşındaki
Gökböri geçti. Fakat Erbil vâlisi ile arası açık olduğundan,
vâli Kaymaz onu ülkeden uzaklaştırıp,
yerine kardeşi Zeyneddîn Yûsuf u geçirdi.
Gökböri, Musul Atabeği İkinci Seyfeddîn Gâzî’nin
hizmetine girdi. Bunun üzerine Gökböri’ye
iktâ olarak Harrân bölgesi verildi. 1183 senesindedüşmanı olan vâli Kaymaz, Musul vâliliğine getirilince,
Gökböri, Selâhaddîn Eyyûbî’ye tâbi oldu.
Selâhaddîn-i Eyyûbî, kız kardeşi ile evlendirerek,
Urfa ve Samsat’ın idâresini ona verdi. Gökböri, Selâhaddîn-
i Eyyûbî’nin Haçlılara karşı yaptığı savaşlarda
Sûriye ile Filistin’in zabtında önemli rol
oynadı.
Erbil hâkimi olarak görünen Zeyneddîn Yûsuf
un ilk devrelerinde yönetim, fiilen vâli Kaymaz’ın
elindeydi. Kaymaz, Musul’a vâli tâyin edilince,
Yûsuf, Atabegliğin idâresini ele aldı. Onun
da 1190 yılında ölümü üzerine Muzafferüddîn
Gökböri, Atabegliği tekrar eline geçirdi.
1193 senesinde Selâhaddîn-i Eyyûbî’nin ölümüne
kadar Eyyûbîlere bağlı kalan Gökböri, önce
Zengîlerin Musul kolunu zayıf düşürmeye çalıştı.
Bu hususta Eyyûbîler ile ittifak kurdu. Ahmedîlilerden
Alâeddîn Kara Sungur ile birleşerek, İldeniz
Atabeği Ebû Bekr bin Pehlivan’ın idâresindeki
Azerbaycan’a sefer düzenledi. Fakat Irak-ı Acem
hâkimi Şemseddîn Aydogmuş’un müdâhalesi ile
geri döndü. Sonraları genişleme siyâseti gütmekte
olan Eyyûbîleri tehlikeli görmeye başladı ve
onlara karşı olan ittifaklarda yer aldı. Musul’da idâreyi
ele geçiren Atabeg Bedreddîn Lü’lü ile mücâdele
etti. 1220 senesinde Moğol tehlikesiyle
karşı karşıya kalan Gökböri, Celâleddîn Harezmşâh’a
tâbi oldu ise de ülkesini tahrib olmaktan
kurtaramadı. 1232 senesinde Erbil’de vefât eden
Gökböri, erkek evlâdı olmadığından, ülkesinin
halîfeye verilmesini vasiyet etti. Onun ölümü üzerine,
Bağdat’taki Abbâsî halîfesinin kuvvetleri
Erbil’e gelerek şehri teslim aldılar.
Erbil Atabegliğinde Muzafferüddîn Gökböri,
kültür ve îmâr faâliyetlerinin yanısıra, sosyal yardım
müesseseleri kurmakla da dikkati çekti. Câmiler,
hankâhlar, medreseler ve hastahâneler yapdırdı
ve bunların masrafını karşılamak için vakıflar
tahsis etti. Erbil surlarını tâmir ettirdi. Çarşılar
yaptırıp sokakları düzelttirerek, Erbil’i büyük bir
şehir haline getirdi. Bir kültür ve sanat merkezi
olan Erbil’de heryıl Resûlullah efendimizin doğum
günü muhteşem merâsimlerle kutlanırdı.
Dörtbir taraftan gelen âlimler, insanlara vâz ve
nasihat eder, mevlid merâsimlerine ayrı bir renk
verirlerdi.
Gökböri, Haçlılarla bizzat savaşmasının yanında,
esir düşmüş Müslümanları da fidyesini vererek
kurtarırdı. Yaptırdığı hastahâneyi haftada
iki defâ ziyâret eder, hastaların muhtaç akrabâlarına
nafaka gönderirdi. Bir dul hanımlar evi ile yetimhâne
yaptırdı. Annesiz süt çocuklarına süt anneleri
tuttu.
İlim sâhiplerini gözeten Muzaffereddîn Gökböri’nin
sarayında Mübârek bin Ahmed, Erbil Târihi’ni,
İbn-i Hallikân Vefeyât-ül-A’yân’mı yazdı.Erbil Atabeglerinde, Büyük Selçuklulara benzer
bir teşkilâtın bulunduğu anlaşılmaktadır. Hükümdâr
ile hükümet arasmdaki irtibâtı temin eden
görevlilere hâcib, bunların başkanlarına da hâcib-
ül-hüccâb denirdi. Saray teşkilâtında hâcib-ülhüccâb’dan
sonra en yetkili görevli üstâd-üd-dâr
idi. Bu şahıs saraya âit umûmî masraflardan ve
mutfağın denetiminden mesuldü. Sarayın ve hükümdârın
korunması ile görevli muhâfız birliği
olan cândârların reisine emîr-i cândâr denirdi.
Beyliğin en önemli işlerinin görüldüğü bir
büyük dîvân vardı. Bu dîvânın vezir dışındaki
üyeleri; müstavfî, müşrif, münşî ve ânz-ül-ceyş idi.

Cevap bırakın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir