Anasayfa / wiki / MATBAA

MATBAA

MATBAA; Aim. Druckerei, Fr. İmprimerie,
İn g . Printing office. Yazı, resim veya şekilleri,
kâğıt, deri, kumaş gibi malzemeler üzerine özel bir
sûrette basarak çıkaran ve birden çok nüsha hâline
getirilmesini sağlayan makine veya sistem.
Baskı makinesi diye de bilinen matbaa, Arapça
asıllı bir kelimedir. Basım evi, basım yeri, baskı
âleti gibi anlamlarda kullanılmaktadır.
Allahü teâlâ ilk insan olan Adem aleyhisselâma
peygamberlik verdi. Emir ve yasaklarını bildirmek
için de kitap gönderdi. Fizik, kimyâ, tıp, eczâcılık
ve matematik bilgileri hazret-i Âdem’e öğretildi.
Âdem aleyhisselâm ve onun neslinden gelen
insanlar, kerpiç üstüne çeşitli dillerde yazılar
yazdılar. Diğer peygamberlere gönderilen kitaplar
da insanlar tarafından okunup yazıldı. Ayrıca çeşitli
ilimlerle ilgili kitaplar yazıldı. Bu kitaplar
ilk zamanlar elle yazıldıysa da, zamanla daha çok
kimsenin faydalanabilmesi için çoğaltma yolları
araştırıldı. Taş ve ağaç üzerine oyulan çeşitli damgalar
ve kalıplar geliştirildi. Böylece baskı tekniği
ve matbaa ortaya çıktı. Eski devirlerden beri bilinen
ve kullanılan matbaa bal mumu veya kil üzerine
silindir biçimindeki damgalar ve kalıplarla
elde edildi. Tahta ve metal kalıplarla oyulmuş tuğlalardan
da faydalanıldı. M.S. 2. yüzyılın sonlarında
Çinliler tarafından geliştirilen matbaada klâsik
budist metinler basıldı. Mermer levhalara oyulan
yazı ve şekiller üzerine ıslak kâğıt basıldı, kâğıt
üzerine çıkan kabartma yazı ve şekiller mürekkeple
boyandı. Böylece tek tek yazmak veya
çizmek gibi zorluklar bir kenara bırakılarak aynı
yazı ve şekiller pekçok sayıda çoğaltılabildi. Zamanla
mermer levhaların yerini ağaç baskı blokları
aldı. Ağaç blok üzerine harfler ve şekiller kabartmalar
hâlinde oyuldu. Basım için ağaç blok fırçayla
mürekkeplendi. Mürekkepli kısmın üzerine
kâğıt basılarak yazı ve şekiller kâğıt üzerine aktarıldı. Bu usulle Çin ve Japonya’da M.S. 8 ve 9.
yüzyılarda çeşitli kutsal metinler basıldı. On birinci
yüzyılda Çinli bir bilim adamı olan Sheng, metni
meydana getiren harfleri, kil ve tutkalı karıştırıp pişirerek
tek tek hazırlama usulünü buldu. Özel hazırlanmış
ve pişirilmiş olan harfleri bir demir levhanın
üzerine yan yana dizdi. Üzerlerini reçine,
mum ve kâğıt külüyle sıvadı. Daha sonra levhayı
hafif ateşte ısıtarak harflerin katılaşmasını sağladı.
Katılaşmış harflerle kaplı levhanın üzerini mürekkepleyerek
üzerine kâğıdı bastı ve basılmasını
istediği metinden istediği kadar nüsha çoğalttı.
Basım işlemi bittikten sonra da kalıbı yeniden ısıtarak
harfleri tek tek söktü. Bu harfleri sonraki
seferlerde tekrar tekrar kullanabilme usûlünü geliştirdi.
Böylece tipo baskı tekniğinin ilk örneği elde
edilmiş oldu.
Çinlilerle komşu olan ve münâsebette bulunan
Türkler de matbaayı kullanmaya başladılar.
Türkiye Bilimsel Araştırma Kurumu Tübitak’ın
aylık olarak yayınladığı Bilim ve Teknik
Dergisinin Ağustos 1993 târihli 309. sayısında
Türklerin M.S. 8. yüzyılda matbaayı bildikleri ve
baskı tekniğini kullandıkları şöyle bildiriliyor;
“Basım işinin bulunması Çinliler ve Türklere âittir.
Berlin-Brandenburg Bilimler Akademisince
yapılan araştırmalarda Doğu Türkistan’da yaşamış
Türk halklarının dilleri ve kültürleri inceleniyor.
Turfan yöresinde yapılan kazılar ve elde
edilen ip uçları basım işinin Türkiye’de sanıldığı
gibi, ilk defâ Mainz’li Alman Johannes Gutenberg
tarafından bulunmadığını buna karşılık M.S. 8.
yüzyılda Doğu Türkistan’da bulunduğunu ortaya
çıkarıyor.
Bilimler Akademisi’nden Annamarie von Gabain’in
incelemeleriyle Berlin’de değerlendirilen
Doğu Türkistan baskı kitapları, Uygur ve eski
Türk kültürünün örneklerini oluşturuyor ve “Turfan
Araştırmaları” olarak anılıyor. Sekizinci yüzyılın
ortalarında Kore ve Japonya’daki örnekleriyle
benzerlik gösteren Turfan tahta baskılar
10 0.000’den çok örneği basılmış olan budist sutra
resim ve metinleri gösteriyor. Eski Türkçe olan bu
eşsiz güzellikteki baskılar Doğu Türkistan’ın Taklamakan
Çölü çevresinde Tarım Irmağı, Aksu-
Turfan şehirleri yörelerinde bulunuyor. Dînî belgelerin,
resmî evrakların, yıllık takvimlerin çoğunlukta
olduğu binlerce kitap tahta oyma harf
ve klişelerle basılarak geniş bir alana dağıtılmış bulunuyor.
Berlin Brandenburg Bilimler Akademisi
ilk baskı örneklerini topluyor ve araştırmaları yoğun
olarak sürdürüyor.
Ticâret yapmak ve îslâmiyeti yaymak gâyesiyle
Semerkand ve diğer Orta Asya şehirlerine giden
Müslüman-Ârap tüccarlar kâğıt kullanımını ve
baskı tekniğini görerek memleketlerinde uygulamaya başladılar. Kuzey Afrika üzerinden İspanya’ya
geçen ve devlet kuran Endülüs Emevileri
de matbaa ve baskı tekniğini kullandılar. Bunlardan
da ticâret ve ilim öğrenmek için Endülüs’e
giden Avrupalılar öğrendiler. On dördüncü yüzyıldan
îtibâren Avrupa’da matbaa kullanılmaya
başlandı. İlk zamanlar daha çok dînî mâhiyetteki
resimler basıldı. 15. yüzyılın başlarında ise birkaç
sayfalık küçük kitapçıklar basılmaya başlandı.
1423-37 seneleri arasında harflerin tek tek ağaçtan
oyularak hazırlanmasına geçildi. Daha sonra metalden
hazırlanan harflerle baskı yapıldı. Önce pirinç
veya tunçtan bir dizi harf kalıbı hazırlandı.
Sonra bu kalıplar, basılacak metni meydana getirecek
şekilde kil veya kurşun gibi yumuşak bir
metal matris üzerine tek tek vuruldu. Arkasından
matrisin yüzeyine kurşun dökülerek klişe levha
hazırlandı. Böylece Tipo baskı tekniğinde matbaa
geliştirilmiş oldu.
Yanlış olarak matbaayı keşfeden Avrupalı bilgin
diye tanıtılan Johannes Gutenberg daha önceden
bilinen baskı tekniğini biraz daha geliştirdi. Harfleri
ve karakterleri tek tek dökerek hazırladı. Önce
karakterin pirinç veya tunçtan kalıbını hazırladı.
Kalıpların çevresine kurşun dökerek bir matris elde
etti ve bunun üzerine kurşun kalay ve antimon karışımı
bir alaşım dökerek karakterler elde etti.
Altta sâbit bir yatak ile üstte vidalı bir kol
yardımıyla düşey olarak hareket eden bir kapaktan
meydana gelen bir matbaa makinesi geliştirdi. Bu
sistemde baskısı yapılacak klişe yataktaki metal bir
çerçeveye tesbit ediliyor, mürekkepleniyor ve üstüne
kâğıt konuluyordu. Daha sonra kapak kâğıdın
üzerinden, merdâne belli bir basınçla bastırılarak
kâğıt üzerine baskı gerçekleştiriliyordu. Bunu tâkiben
Peter Schöffer 1475’te yumuşak metal kalıplar
yerine çelik kalıpların kullanılması uygulamasını
başlattı. Satırların düzgün bir biçimde dizilebildiği
bakır klişelerin hazırlanmasını elverişli
hâle getirdi. Baskı makinesinin yatak bölümü
de hareketli duruma getirilerek kâğıt değiştirme,
klişe mürekkepleme ve üst kapağa basınç uygulama
işlemleri de kolaylaştırıldı.Matbaa ve baskı sistemlerinde zaman içinde
yeni değişiklikler oldu. 1790’da İngiliz William
Nicholson mürekkepleme işleminde deriyle kaplı
merdane kullanımını başlattı. 1795’te ABD’li
Samuel Rust tamâmen çelikten yapılmış ve üstten
vidayla sıkıştırılan matbaa makinesini geliştirdi.
1803’te Alman Friedrich Koenig buhar gücünden
ve dişli çark sisteminden faydalanarak baskı kapağının
inip kalkmasını, yatağın ileri geri hareketini
ve klişenin merdânelerle mürekkeplenmesini
tek bir mekanik hareket olarak birleştirdi. 181 l ’de
yardımcısı Andreas Bauer ile birlikte baskı kapağının
yerine, üzerine kâğıt sarılı bobinlerin kullanımını
başlatarak rotatif baskı sisteminin gelişmesinin
ilk adımlarını attı. 1865’te ABD’li William
Bullock tabaka yerine bobin kâğıtlar kullanarak
kâğıt besleme işlerini devamlı kıldı. Daha sonra
da otomatik katlama makinelerini geliştirerek
basım işini hızlandırdı.
On dokuzuncu yüzyılın sonlarında ve yirminci
yüzyılda matbaa makineleri ve baskı teknikleri
husûsunda büyük gelişmeler oldu. Tipo baskı sisteminin
yanında tifdruk, rotogravür ve ofset teknikleri
kullanıldı. Basımı yapılacak yazıların harf
klişelerini tek tek dökerek dizen sıcak metal kullanan
dizgi makinelerinin yerini çok hızlı optik
usullerin kullanıldığı bilgisayarlı dizgi makineleri
aldı. Bu sâyede büyük okuyucu kitleleri olan
gazeteler çoğaldı.
Türkiye’de ilk matbaayı 1493’te İstanbul’da
İspanya’dan göç eden Mûsevîler kurdu. 1567’de Ermeniler,
1627’de Rumlar tarafından İstanbul’da
matbaa açıldı. İlk Türk matbaası ise İbrâhim Müteferrika
tarafından 1727’de kuruldu. Geçimlerini
kitap yazmakla kazanan bâzı hattatlar, çıkarlarına
ters düştüğü için matbaanın kurulmasına karşı çıktılar.
Ancak Şeyhülislâm Yenişehirli Abdullah
Efendi verdiği fetva ile matbaa kurmanın İslâm dîni
açısından bir mâni olmadığını bildirdi. Bununla
ilgili olarak; Yenişehirli Abdullah Efendiye
matbaa açmak kitap basmak husûsunda şöyle soruldu: “Kitap basma sanatını iyi bildiğini söyleyen
bir kimse, lügat, mantık, astronomi, fizik ve benzerleri,
âlet ilimleri kitaplarının harflerini ve kelimelerini
birer kalıba çıkarıp buradan kâğıtların
üzerine basarak bu kitapların benzerlerini elde
ederim dese bu kimsenin böyle kitap basmasına dînimiz
izin verir mi?” Şeyhülislâm Yenişehirli Abdullah
Efendi cevâbında; “Kitap basma sanatını iyi
bilen bir kimse, bir kitabın harflerini ve kelimelerini
birer kalıba çıkarıp, buradan kâğıtlara basmakla
bu kitaptan az zamanda kolayca çok sayıda
kitap elde ediyor. Böylece çok ucuz kitap yazılmasına
sebep oluyor. Faydalı bir iş olduğundan dînimiz
bu kimsenin bu işi yapmasına izin verir.
Kitapta yazılı ilmi bilen birkaç kişi önce kitabı
tashih etmelidir. Tashih ettikten sonra basılırsa
güzel bir iş olur.” buyurdu.
Yenişehirli Abdullah Efendinin bu fetvâsı İslâm
dîninin ilme, tekniğe, fenne ve yeni teknolojik
gelişmelere verdiği önemi ortaya koyduğu gibi
“İslâmiyet bizi geri bıraktı İlmî ve teknik gelişmelere
mâni oldu” diyerek gençliği târihinden,
dîninden ve îmânından soğutmak isteyenlerin çirkin
iftiralarına cevap teşkil etmektedir.
İbrâhim Müteferrika tarafından kurulan ve “basmahâne”
diye anılan bu matbaada ilk olarak Vankulu
Lügati basıldı. Toplam 23 kitabın basıldığı bu
matbaa 1794’te kapandı. 1795’te Hasköy’deki Mühendishânede
ikinci bir matbaa kuruldu. Sultan
Üçüncü Selim Han tarafından 1802’de Dârü’t-tıbaati’l-
Cedîde adıyla üçüncü bir matbaa kuruldu. Bu
matbaa daha sonra Sultan İkinci Mahmûd Han zamanında
183l’de Takvim-i Vekâyî adlı resmî gazetesinin
basılması için kurulan Takvimhâne-i Amire
matbaasıyla birleşerek Matbaa-i Âmire adını aldı.
Mısır’da kurulan Bulak Matbaası ve İstanbul’da
kurulan Matbaa-i Bab-ı Hazret-i Seraskeriyye Matbaası,
Maçka Mekteb-i Harbiye Matbaası, Ceridehane
Matbaası, Mekteb-i Tıbbiyye-i Adliye Matbaasından
başka yeni matbaalar da kuruldu.
1860’tan sonra basım ve yayın çalışmaları daha
da hız kazandığından 100’den fazla matbaa kuruldu.
Bunu tâkip eden senelerde de matbaa kurma
çalışmaları artarak devâm etti. Dönemlere göre kurulan
matbaa sayısı ise şöyledir; 1729-1875 arasında
151,1876-1892 arasında 172,1893-1907 arasında
199, 1908-1917 arasında 368.
Osmanlı Devleti döneminde uzun yıllar hizmet
vermiş olan Matbaa-i Âmire Cumhûriyetin kuruluşundan
sonra Milli Matbaa ve Devlet Matbaası
adını alarak faaliyetini sürdürdü. 1 Kasım 1928’de
yapılan harf inkılabından sonra matbaacılık bir bunalım
dönemine girdi. Bazı matbaalar kapandı. Daha
sonra İstanbul dışında Ankara, İzmir, Bursa ve
Adana gibi şehirlerde çeşitli matbaalar açıldı. İlk zamanlar
linotip, rotatif baskı tekniklerinin kullanıldığı matbaalarda 1950’li yılların sonunda tifdruk,
1960’lı yılların sonunda ise ofset baskı tekniğine geçildi.
Çeşitli il ve ilçelerde kurulan matbaaların sayısı
giderek arttı. Bugün ülkemizde pekçoğu en
son teknik gelişmelere göre faaliyet gösteren 3000-
4000 civârında matbaa bulunmaktadır (1993).

Cevap bırakın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir