1-Ödeme, para ya da o değerde bir şey verme. 2- Borcunu ödeme. —3. Tediye etmek, ödemek. Esk. Tediye-i deyn, borcunu ödeme....

(Arthur), İngiliz mareşal (Glen- guin, Central, iskoçya, 1890 – Banstead, Londra yakınları, 1967). Fiji adalarında, daha sonra 1915’te fransız cephesinde görev yaptı. Ertesi yıl hava kuvvetlerin...

Düşüncesizce, yol açabileceği tehlikeli sonuç hesaba katılmaksızın yapılan davranış: Bu tedbirsizlik ona pahalıya mal oldu. Tedbirsizlik etmek....

Olabilecek durumları, olası tehlikeleri, davranışlarının doğurabileceği sonuçları hesaba katmayan kimse, onun tutum ve davranışı için kullanılır. Tedbirsiz bir biçimde; tedbirsiz olarak: Tedbirsiz dav...

Bir şeyi sağlamak ya da olası tehlikeleri önlemek amacıyla gerekli hazırlıkları yaptığını, gerekli önlemleri aldığını davranışlarıyla ortaya koyan bir kimse, onun tutumu ve davranışı için kullanılır; ...

1-Bir şeyi sağlayacak ya da olası bir tehlikeyi önleyecek yol, çare; önlem: Hastalığın yayılmasını önlemek için gerekli tedbirler. 2- Tedbir almak, kötü ya da yanlış bir sonuç doğurabilecek bir şeyi ö...

1-Para, bono, senet vb. için geçerli olma, sürümde bulunma; geçerlik, sürüm. 2- Dolaşımın eşanlamlısı. 3- Tedavülde olmak, geçerli olmak, sürümde bulunmak. Tedavülden kalkmak, sözkonusu paraysa geçerl...

1-Bir hastalığı, tıbbi yöntemlerle iyileştirme, sağaltım: Günümüzde veremin tedavisi oldukça kolaylaştı. Tedavisi olmayan bir hastalık. —2. Bir kimseyi, bir hayvanı ilaç ve bakımla sağlığına kavuşturm...

Gerekli şeyleri önceden sağlamamış olan kimse için kullanılır. -Gerekli şeyleri önceden sağlamadan: Tedariksiz yola çıkmak....

Gerekli şeyleri önceden sağlamış olan kimse için kullanılır, hazırlıklı: O gün tedarikli olduğum için o kadar konuğu rahatça ağırladım. -Gerekli şeyleri önceden sağlamış olarak: Yola tedarikli çıkmak....

1-Araştırıp bulma, elde edip hazır bulundurma; sağlama: Yiyecek tedariki. Benzin tedariki. 2- Tedarik etmek, gereksenen bir şeyi arayıp bulmak, sağlamak. Tedarikte bulunmak, tedarik görmek, bir iş ya ...