Kaynaklı 1. Kaynak yapılmış olan şey için kullanılır: Kaynaklı borular yenideğiştirılecek. -2….kaynaklı, belli bir yerden kaynaklanan, kaynağı belirtilen yer olan: Dış kaynaklı haberler Londra kaynakl...

Kaynama Kaynamak eylemi. -Boyac. Boyanın sürülmesi sırasında ortaya çıkan kabarcık ya da delikçik (çatlayan kabarcıklar) gibi kusurlar. (Bk. ansıkl. böl.) – Camc. Cam kütlesi içinde (yuvarlak, uzun) y...

Kavisname Ok, okçuluk ve okçular üzerine yazılan kitaplara verilen ad. (Bosnalı kemankeş Mustafa Efendi’nin bu adla yazılmış bir yapıtı [Süleymaniye kütüphanesi, Aşır Efendi bölümü no. 254] vardır.)...

Kaynamak Bir sıvı ya da sıvılaşmış bir madde sözkonusuysa, sıvı yüzeyine çıkıp patlayan buhar kabarcıkları yaymak ve fokurdamak: Su atmosfer basıncında 100°C’ta kaynar -2. Bir şeyden söz ederken, kayn...

Kaviş 1. Kazma, eşme. —2. Arama, inceleme yapma; denetleme. —3. Bir şeyi derinlemesine bölme, yarma....

Kavernli Kavemli solunum, üfürüm, ral, içinde boşluklar bulunan bir akciğer (tüberküloz, irinli enfeksiyonlar) muayene için dinlenirken duyulan sesler...

Kaveza Hokkabaz yardakçılannın giydiği bir tür başlık. (Siyah keçeden yapılır, üzerinde büyükçe, kırmızı renkte ve yuvarlak bir tepelik olurdu.)...

Kavga 1. Karşılıklı güç kullanmaya yönelik düşmanca davranış, dövüş; karşılıklı düşmanca konuşmalar; tartışma, uyuşmazlık: Toplantıda kavga çıkmış. Kavgalarının dışında kalmak için ne yaptımsa olmadı....

Kavgacı 1. Kavga etmeyi seven, sık sık kavga çıkaran, geçimsiz kimse için kullanılır: Çok kavgacı bir insandır, sakın ona uyma. —2. Bir amaca ulaşmak için çaba harcayan, savaşım veren, mücadeleci kims...

Kavgalarım Hüseyin Cahi’t’in (Yalçın), Servetifünun hareketi içinde giriştiği edebiyat tartışmalarını konu eclinen kitabı (1910). Önsözde, yazar Dersaadet idadisi’nde öğrenciyken edebiyatla, ilgisinin...

Kavgalı 1. Bir kimseyle ya da birbirleriyle kavga ederek darılmış, ilişkisini kesmiş kimse ya da kimseler için kullanılır: Ben onunla kavgallyım. Onlar kavgalı, birbirleriyle görüştüremezsiniz. —2. Ka...

kaynaşmak 1. iki şeyden söz ederken, ayrılmayacak şekilde birleşmek: Kemığin kaynaşması uzun sürdü. -2. (Bir yerde) kaynamak, canlı varlıklardan söz ederken, süreklı bir devinim içinde ol– mak: Toprak...

kaynaştırmak 1. Birleştirmek, yapıştırmak, kaynaşmalarını sağlamak. -2. Insanların yakınlaşmasını, dost olmasını sağlamak: Bu olay iki arkadaşı öyle kaynaştırdı ki. -3. İki şeyi bağdaştırmak, uyuşturm...

kaynatmak 1. Bir sıvıyı,.bir şeyi kaynatmak, bir sıvıyı kaynama noktasına kadar ısıtmak; bir şeyi kaynar suda bırakmak ya da kaynar suda pişirmek, haşlamak: Suyu kaynatıp makarnayı içine atmak. Eti ka...

kaynatılmak Kaynarnak eylemine konu olmak. -Deric. Kaynatılmış deri, kalıp eşya üretiminde kullanılmak üzere hazırlanan deri. (Bu eski teknikte deri önce kolalı suda birkaç saat kaynatılır sonra da ka...