Home / wiki / BEHÇET NECÂTİGİL

BEHÇET NECÂTİGİL

şâir ve yazar. 1916’da İstanbul’da doğdu. 1940 yılında Yüksek Öğretmen Okulu Türk Dili Edebiyâtı bölümünü bitirdi. Çeşitli illerde yaptığı edebiyât öğretmenliğinden sonra, İstanbul Çapa Eğitim Enstitüsüne öğretmen tâyin edildi; uzun yıllar burada çalıştı. 1980 yılında İstanbul’da öldü. Behçet Necâtigil, ilk şiirini 1935 yılında yayınladı. Yaklaşık 45 sene çeşitli edebiyât ve sanat dergilerinde yayınladığı şiirlerinde işlediği temaların belli başlıları arasında; “ev, âile, geçim sıkıntısı, aşk, anlaşılmama üzüntüsü, bunalış, ölüm, hiçlik, fânilik, aldırmaz görünmek” sayılabilir. Konularını kendi hayâtından veya etrâfından alan şâir, şiirlerinde sık sık kendi his ve anlayışlarını genelleştirerek bütün insanlara tercüman olmaya çalışır. Üslûbu çok defa kapalı, kelimeleri sâde ve zaman zaman argoludur. Sık sık konuşma diline uygun mısralar kullandığı gibi, argolardan da pek fazla kaçınmaz. Yalnızlığı seven, içine kapanık ve karamsar mizacı şiirlerine aksetmiştir. Şiirlerinde fakirlik ve çekingenlik duyguları mühim yer tutar. İlhamı kendi şahsi hayatına dayanır. Yer yer
Yeni Rehber Ansiklopedisi 315
Bir gün halîfe Hârun Reşîd ona; “Çok zamandır seninle görüşmek istiyordum.” deyince, Behlül; “Ben böyle arzu duymadım.” diye cevap verdi. Buna rağmen Hârun Reşîd kendisine yine nasîhat istedi. “Ne nasîhatı istiyorsun? Şu saraya bak, bir de kabirlere bak! Bunlardan ibret almayan nelerden nasîhat alır? Hâlin ne olacak, ey müminlerin emiri! Yarın cenâb-ı Hakk’ın huzûruna çıkacaksın. Büyük küçük yaptığın her şeyden suâl olunacaksın. Bunlara nasıl cevap vereceksin, iyi düşün! Bu hesap zamânında aç ve susuz olacaksın, çıplak bulunacaksın. Oradakiler sana bakıp gülecekler. Perişan hâlin orada meydana çıkacak. Bunları düşün başka nasîhatı ne yapacaksın?” dedi. Adâleti ile meşhur olan Hârun Reşîd onun nasihatlerinden çok istifâde etmiştir. Bir gün halka doğru yolu göstermek için söylediği sözlerden rahatsız olanlar, Hârun Reşîd’e gidip; “Sultânım, bizim yaptıklarımızın ona ne zararı var? Bizi kendi hâlimize bıraksın. Sonra her koyun kendi bacağından asılır.” gibi sözlerle şikâyet ettiler. Bunun üzerine Hârun Reşîd, Beh- lül-i Dânâ’yı çağırtıp halkın istediğini bildirdi. Behlül-i Dânâ hiç sesini çıkarmadan sarayı terk etti. Birkaç koyun alıp kesti, bacaklarından mahallenin köşe başlarına astı. Bunu gören halk gülerek; “Deliden başka ne beklenir, yaptığı işler hep böyle zâten.” diyorlardı. Aradan günler geçtikçe, asılan hayvanlar kokuyor, bundan ise bütün mahalle zarar görüyordu. Kokudan durulmaz hâle gelince, aynı kişiler, Hârun Reşîd’e gidip durumu anlattıl

Cevap bırakın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir