Çaresizlik Bir Seçenek Değil, Tembellik Bahanesidir
Hayatta her insan, çıkmaz gibi görünen yollarla karşılaşır. İşler sarpa sarar, umutlar azalır, imkanlar daralır. Böyle anlarda dudaklardan en çok dökülen kelime “çaresizlik” olur. Oysa çoğu zaman çaresizlik, gerçek bir durum değil; bir kabullenişin, bir pes edişin adıdır.
Gerçek şu ki, insanın karşısına çıkan engeller kadar, onları aşma gücü de kendi içinde saklıdır. Zorlukların büyüklüğü, insanın vazgeçişine gerekçe olamaz. Çünkü çaresizlik, bir seçenek değildir; yalnızca tembelliğin kendini gizlemek için bulduğu bir bahanedir.
Çoğu zaman “yapamıyorum” dediğimiz şey, aslında “uğraşmak istemiyorum” cümlesinin başka bir ifadesidir. Zira mücadele etmek, denemek, defalarca düşüp yeniden kalkmak emek ister. Kolay olan ise pes etmek ve suçu şartlara yüklemektir. İşte bu noktada, çaresizlik maskesiyle gizlenen tembellik devreye girer.
Oysa tarih boyunca büyük dönüşümler, en imkânsız görünen anlarda gerçekleşmiştir. Çaresiz olduğunu düşünen insan, aslında kendi cesaretini ve yaratıcılığını uyandırdığı anda çözümü de bulur. Çünkü çözüm, dışarıdan gelmez; insanın içinde, harekete geçme iradesinde saklıdır.
Hayat, bize mücadeleyi öğretir. Ve her mücadele, içimizdeki potansiyeli açığa çıkarır. Bu yüzden, çaresiz hissettiğin anlarda kendine şu soruyu sor: “Gerçekten çaresiz miyim, yoksa sadece tembelliğe teslim mi oluyorum?”
Unutma; çaresizlik yoktur, yalnızca mücadeleyi bırakmayı seçen insanlar vardır.








