Home / wiki / ÇİN-HİNT SINIR ANLAŞMAZLIĞI

ÇİN-HİNT SINIR ANLAŞMAZLIĞI

Çin-Hint sınır anlaşmazlığı 466
Yeniden inşa (1969-71). Ekim 1968 toplantısı
aynı zamanda Çin’in kabuğundan çıkarak
yeniden dış dünyaya dönmesinin başlangıcı
oldu. ABD ile ilişkileri normalleştirme
çabalarında, Tayvan sorunu ve Çinhindi’ndeki
savaş nedeniyle önemli bir ilerleme
sağlanamadı. Bununla birlikte birçok ülkeyle
diplomatik ilişkiler kuruldu ve ÇHC
1970’te Birleşmiş Milletler’de Çin’in tek
temsilcisi olarak yerini aldı. SSCB ile dünyadaki
devrimci hareketlere ve Üçüncü
Dünya’ya önderlik etme konusunda sürdürülen
çekişme, SSCB’nin 1966-68 arasında
sınır bölgesine çok sayıda birlik kaydırmasıyla
doğrudan bir çatışmaya dönüştü. Mart
1969’da Ussuri (Wusuli) Irmağındaki sınır
çarpışmasının iki ülkeyi savaşın eşiğine
getirmesinden sonra, sınırları belirlemeye
yönelik bir anlaşma için görüşmelere
oturuldu.
ÇKP’nin Nisan 1969’da toplanan IX.
Kongresi, Mao’nun siyasal ve ideolojik
önderliğini pekiştiren ve komutanların parti
üst yönetimindeki ağırlığını artıran düzenlemelerle
sonuçlandı. 1956’da seçilmiş olan
Merkez Komitesi’nin yüzde 70’i yenilendi.
Bununla birlikte, yerel Parti örgütlerinin
biçimlenmesi oldukça karmaşık ve uzun bir
süreç izledi. Bu nedenle Ulusal Halk Kongresi’nin
toplanması ve yeni bir anayasanın
hazırlanması ertelendi. Parti önderliği içinde
birliği sağlamaya yönelik adımlar, alttan
alta süren iktidar mücadelesini yeniden
alevlendirdi. Bu çekişme içinde, aralarında
Chen Boda’nın bulunduğu aşırı solcu kanat
etkisini yitirirken, birçok alanda Kültür
Devrimi öncesindeki programlara dönüldü.
İki yıl geçmeden Politbüro’nun yarısı değişti.
1971 yazında Mao’nun ardılı gözüyle
bakılan Lin Biao’nun başarısız bir darbe
girişiminden sonra SSCB’ye kaçarken bir
uçak kazası sonucunda öldüğü açıklandı.
Böylece Başbakan Zhou Enlai ikinci adam
konumuna yükseldi.
Parti içi yeni mücadeleler (1972-76). Lin
Biao ve yandaşlarına karşı yürütülen kampanya
yeniden inşa sürecini bir süre daha
geciktirdi. Bu arada Parti içinde Parti ve
devlet yapısının biçimlendirilmesinde izlenecek
politikalara ilişkin tartışmalar bazı
gruplaşmalar doğurdu. Bu durum Mao ve
öteki yaşlı önderlerden sonra Parti yönetimine
egemen olma mücadelesiyle de yakından
ilgiliydi. Jiang Qing, Wang Hongwen,
Zhang Chunqiao ve Yao Wenyuan’in temsil
ettiği radikal eğilim ideolojik planda etkisini
sürdürmekle birlikte, ÇKP’nin X. Kongresi’nde
(Ağustos 1973) ve IV. Ulusal Halk
Kongresi’nde (Ocak 1975) genellikle eski
Parti kadrolarına dayanan kurumlaşma süreci
giderek hızlandı. Zhou Enlai’nin hazırlanmasına
öncülük ettiği V. Beş Yıllık
Kalkınma Planı’nda (1976-80) tarım, sanayi,
ulusal savunma ile bilim ve teknoloji
alanlarında kapsamlı bir modernleştirme
hedefi ortaya kondu.
1975’te Zhou’nun hastalanmasıyla, günlük
yönetim işlerini 1973’te saygınlığı geri verilerek
başbakan yardımcılığına getirilen
Deng Xiaoping üstlendi. Zhou’nun Ocak
1976’da ölmesinden hemen sonra radikal
grup Deng’i hedef alan bir kampanya
başlattı. Mao’nun sınıf mücadelesinin önemini
vurgulayan sözleriyle şiddetlenen kampanya,
Tian An Men Meydam’nda patlak
veren olaylarla (Nisan 1976) doruğuna ulaştı
ve Deng’in bütün görevlerden alınmasıyla
sonuçlandı. Başbakanlığa uzlaştırıcı bir
aday olarak düşünülen Hua Guofeng getirildi.
Mao’nun ölümünden (9 Eylül 1976)
sonra Dörtlü Çete olarak nitelendirilen
radikal grubu tasfiye eden Hua, Mao’nun
seçtiği ardıl olarak konumunu güçlendirmeye
girişti.
Deng’in iktidara yükselişi. Hua, ilk olarak,
geçmişten gelen sorunlar karşısında ekonomik
düzeni sağlamaya öncelik verdi ve
tüketim düzeyini yükseltmeye yönelik ücret
artışı, maddi destekler gibi önlemler
Deng Xiaoping (solda) ile Hua
Guofeng (sağda) bir toplantıda
ABC Ajansı
aldı. Bununla birlikte, öngörülen kalkınma
planı hedeflerinin gerektirdiği hızlı gelişmeyi
sağlayamadı. Bunun üzerine sanayi yönetimini
geliştirmeye kilit ekonomik projelere
ilişkin yatırımları artırmaya yöneldi ve on
yıllık bir kalkınma planı hazırlamaya girişti.
Birçok üst kademe yöneticisinin gerçekçilikten
uzak bulduğu bu plan ÇKP’nin XI.
Kongresi’nde (Ağustos 1977) onaylandıysa
da, yeniden güç kazanan Deng, Merkez
Komitesi’nin Aralık 1978’deki toplantısında
pragmatik bir ekonomik çizginin benimsenmesini
sağladı. Sonraki üç yıl içinde yakın
dönemin yeniden değerlendirilmesi süreci
içinde, Mao’yu da içine alan bir eleştiri
kampanyası açıldı. Ekonominin yeniden
düzenlenmesinde yavaş bir büyüme hızı
saptandı ve Parti önderliği ile bürokrasiyi
güçlendirmeye ağırlık verildi. Zhao Ziyang’ın
başbakanlığı, Hu Yaobang’ın Parti
genel sekreterliğini üstlenmesine karşın,
arka planda kalan Deng gerçek iktidarı
elinde tuttu. 1985’ten sonra Parti içinde
başlatılan gençleştirme hareketi, Ekim-Kasım
1987’de yapılan ÇKP XII. Kongresi
reformcuların yönetimde kesin ağırlık kazanmasıyla
noktalandı. Deng kendi isteğiyle
Merkez Komite’den ayrılırken, genel sekreterliği
üstlenen Zhao öne çıktı.
Kültür Devrimi sonrasında uluslararası
ilişkiler. ABD’nin Güneydoğu Asya’da gerilemeye
başlamasından sonra bu ülkeyle
yeniden başlayan diplomatik görüşmeler,
ABD başkanı Nixon’m Şubat 1972’de Çin’e
yaptığı geziyle yeni bir aşamaya ulaştı.
Kültürel ve ticari alanda geliştirilen ilişkilerin
ardından Ocak 1979’da tam diplomatik
ilişkiler kuruldu. Vietnam’ın 1979’da Kampuçya’ya
müdahale etmesi üzerine girişilen
askeri harekât, bu ülkeyle ilişkilerin gerginleşmesine
yol açtı. Bu arada uluslararası
düzeyde SSCB’ye karşı bir cephe oluşturma
çabaları, Çin dış politikasının Mao’nun Üç
Dünya Teorisi’nde ifadesini bulan yeni bir
yön kazanmasını sağladı. Asya, Afrika ve
Latin Amerika’nın büyük bölümünü içine
alan Üçüncü Dünya ile birleşmeyi, Japonya,
Kanada ve Batı Avrupa’nın oluşturduğu
ikinci Dünya’yla ittifak kurmayı ve iki
süper devleti kapsayan Birinci Dünya’yla mücadeleyi öngören bu çizgi, 1970’lerin
sonunda hegemonya ve savaş peşinde koşmakla
suçlanan SSCB’yi asıl hedef olarak
gören bir anlayışa ulaştı. Bununla birlikte
1980’lerde “Dört Modernleşme” hedefine
bağlı olarak dünya barışını korumanın temel
alınmasıyla, SSCB ile de ilişkileri
normalleştirme sürecine girildi.
Çin-Hint sınır anlaşmazlığı, Hindistan
ile Çin’in Tibet bölgesi arasındaki sınır
boyunca uzanan tartışmalı bölge üzerinde
1962’de ciddi çatışmalara yol açan anlaşmazlık.
Anlaşmazlığın kapsamına giren başlıca
iki bölge, batıda Tibet ile Keşmir
arasındaki sınırda bulunan Ladakh ve doğuda
Tibet ile Hindistan’ın Kuzeydoğu Sınır
Yönetimi arasındaki topraklardı. Her iki
bölge de denetlenmesi zor, uzak, dağlık
yerlerdir. İngiltere, Hindistan İmparatorluğu’nun
bir parçası olarak bu iki bölge
üzerinde hak iddia etmiş, 1947’den sonra
aynı iddiaları Hindistan ileri sürmüştü.
1950’de Tibet üzerinde denetim kuran Çin
ise bu bölgeleri Tibet’in parçası sayıyordu.
İzleyen 10 yıl içinde Hint ve Çin birlikleri
arasında birçok sınır çatışması oldu.
1959’da Çin, Çin yönetimine karşı çıkan
Tibetli önder Dalay Lama’ya sığınma hakkı
tanıyan Hindistan’ı Tibetli ayaklanmacılara
yardım etmekle suçladı. Gerilim arttı.
1962’de Hindistan başbakanı Cavaharlal
Nehru Çin’in Ladakh’tan çekilmesini istedi.
Çin ise burada Tibet’i Sinkiang’a bağlayan
bir karayolu yapmıştı. Çin’in Ladakh sınırları
içinde kalan 31.000 km2’lik bir alana
karşılık doğu bölgesindeki haklarından vazgeçme
önerisini Hindistan reddetti. Ekim
ve Kasım 1962’de her iki bölgede de
çatışmalar büyük ölçekli savaşa dönüştü.
Hintlileri hem doğu, hem batı bölgesinden
çıkaran Çinliler daha sonra kendiliklerinden
savaştan önceki yerlerine çekildiler. İzleyen
dönemde ise kurulan hassas barış dengesi
korundu.
Çatışmalar sırasında SSCB’nin Çin’i desteklememesi,
bu iki ülke arasındaki ilişkilerin
daha da kötüleşmesine yol açtı.

Cevap bırakın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir