Çin-Japon Savaşı 468
S!in-Japon Savaşı, Japonya ile Çin arasına
çıkan ve Japonya’nın bir dünya gücü
olarak belirlenmesine yol açarken Çin’de
imparatorluğun güçsüzlüğünü ortaya koyan
savaş (1894-95). iki ülkenin Kore’de üstünlük
sağlama çabalarından çıktı. Kore uzun
süredir Çin’e bağlı en önemli ülkeydi. Ama
Japon adalarının karşısındaki stratejik konumu,
kömür ve demir yataklarıyla da
Japonların ilgisini çekiyordu. Batı teknolojisini
benimsemeye başlayan Japonya
1875’te Kore’ye baskı yaparak bu ülkeyi
dışa, özellikle Japon ticaretine açılması ve
dış ilişkilerinde Çin’den bağımsızlaşması
için zorladı.
Japonya, kısa zamanda Kore yönetimindeki
radikal yenilikçi güçlerle özdeşleşti; Çin
ise kraliyet ailesi çevresindeki tutucu görevlileri
desteklemeyi sürdürdü. 1884’te Japon
yanlısı bir grup reformcu, Kore’de hükümeti
devirme girişiminde bulundu. Ama General
Yuan Shikai komutasındaki Çin birlikleri,
Japon elçilik muhafızlarından birçoğunu
da öldürerek krah kurtardı. Tarafların birliklerini
Kore’den çekme konusunda anlaştığı
Li-İto Sözleşmesi’yle Japonya ile Çin
arasında savaş önlendi.
1894’te ise modernleşme programının başarısı
ve genç Koreliler üzerindeki nüfuzunun
artmasıyla gururlanan Japonya artık
uzlaşma yanlısı değildi. Aynı yıl, 1884
hükümet darbesinin Japon yanlısı Koreli
önderi Kim Ok-kyun, büyük olasılıkla Yuan
Shikai’nin ajanlarınca Şanghay’da öldürüldü.
Cesedi bir Çin savaş gemisiyle Kore’
ye gönderilerek öteki ayaklanmacıları yıldırma
amacıyla teşhir edildi. Japon hükümetinin
doğrudan hakaret olarak değerlendirdiği
bu olay Japon kamuoyunda da
büyük tepkiyle karşılandı. Aynı yıl Kore’
de çıkan Tonghak Ayaklanması’nı bastırmak
için kralın isteği üzerine Çin hükümetinin
Kore’ye birlikler göndermesi, durumu
daha da gerginleştirdi. Japonya bunu Li-İto
Sözleşmesi’nin ihlali sayarak Kore’ye 8 bin
kişilik birlik çıkardı. Çin takviye kuvvetlerini
taşıyan İngiliz buharlı gemisi “Kowshing”
in Japonya tarafından batırılması ise çatışmayı
alevlendirdi.
Sonunda, 1 Ağustos 1894’te savaş ilan
edildi. Yabancı gözlemciler, kalabalık Çin
kuvvetlerinin kolay bir zafer kazanacağını
tahmin ediyordu. Ama Japonlar, modernleşmiş,
iyi donanımlı ve hazırlıklıydılar;
hem karada, hem denizde çabuk ve ezici
zaferler kazandılar. Mart 1895’te, Shandong
ve Mançurya’yı istila ettiler; Pekin’e denizden
ulaşıma egemen konumdaki kaleleri de
güçlendirdiler. Bu durumda Çin barış
istedi.
Savaşı sona erdiren Şimonoseki Antlaşması
(1895) ile Çin, Kore’nin bağımsızlığını
tanıdı. Tayvan ile yanındaki P’eng-hu Adalarını
ve Mançurya’daki Liaodong Yarımadasını
Japonya’ya bıraktı.
Ayrıca büyük bir tazminat ödemeyi ve
topraklan üzerinde Japonya’ya ticari ayrıcalıklar
vermeyi de kabul etti. Japonya’nın
genişlemesinden kaygılanan Rusya ile Fransa
ve Almanya’nın ortak müdahalesiyle
antlaşmada sonradan değişiklik yapıldı; Japonya,
Liaodong Yarımadasını Çin’e geri
vermek zorunda kaldı. Çin’in yenilmesi,
Batılı devletleri Çin hükümetinden daha
fazla istekte bulunma konusunda cesaretlendirdi.
Savaş Çin’de bir reform hareketine ve
Qing (Mançu) hanedanına karşı devrimci
etkinliklerin başlamasına yol açtı.
Çin-Japon Savaşı, Japonya’nın, 1931’den
başlayarak Çin toprakları üzerinde nüfuzunu
genişletmesine karşı Çin’in ülke çapında
direnişe geçmesiyle çıkan savaş (1937-
45). 1937-38 arasında Japonya, Çin’deki
milliyetçi Çan Kay-şek hükümetini devirmek
amacıyla ülkenin doğusundaki geniş
bir bölgeyi işgal etti. Bir süre her iki taraf
da ilerleyemedi; Japonya kuvvetlerini Güneydoğu
Asya’ya ve Batılı güçler ile müttefiklerine
karşı 1941’de başlayan Pasifik
Savaşı’na kaydırdı. II. Dünya Savaşı’nda
Müttefikler tarafından yenilgiye uğratılınca
Çin’den çekilmek zorunda kaldı (1945).






