Home / wiki / EDEBİYAT

EDEBİYAT

EDEBİYAT; Alm. Literatür (f), Fr. Littérature
(f), İng. Literatüre. Düşünce, duygu ve hayallerin
sözlü veya yazılı olarak güzel ve tesirli biçimde anlatılması
sanatı.Arapça olan “edebiyat” kelimesi “edeb” sülâsi
mastarının ismi mensûbunun çoğuludur. Yâni
kelime “edebî”nin “-ât” eki ile yapılmış cem-i müennes
sâlim şeklidir. Arapçada “edb” kelimesi “dâvet,
husûsî olarak yemeğe dâvet” mânâsını taşımaktadır.
“Edeb”e çeşitli yazarlar farklı veya birbirine
yakın mânâlar vermişlerdir. Ebû Zeydü’l-Ensârî
kelimenin “güzel bir nefis riyâzâtı ve herhangi
bir fazilet” mânâsına geldiğini kaydederken,
Seyyid Şerif Cürcânî de “herhangi bir yanlışı
düzeltmeye yarayan bilgi” olarak târif etmiştir.
Meşhur İtalyan müsteşriki C. Nallino kelimenin
Câhiliye Devrinden hicrî ikinci asra kadar güzel
ahlâk ve âdeti ifâde ettiğini, üçüncü yüzyılda
din ilimleri ile âlet ilimlerinin ayrılması ile
“edeb”in âlete âit ilimler arasında yer aldığını ifâde
etmektedir.
Emevîlerin son devirlerinde halifeler çocuklarının
yetiştirilmesi için müeddibler (terbiyeci) tâyin
etmişlerdir. Zamanla Abbâsî halîfeleri ile onların
vezirlerine geçen ve tâyin edilen müeddibler
çocuklara şiir, târih ve din bilgisi öğretmekteydiler.
Kelime “littérature” mânâsını çok sonraları
kazanmıştır.
Kelime Türkçede de sıra ile; ahlâkî bir mânâ,
dile âit ilimler, güzel yazma sanatı ve onun öğretimi,
edebî yazılar, herhangi bir mevzû ile ilgili yayınlar
ve lüzûmsuz yere sözü uzatmak, edâda sanata
yer vermek mânâlarında kullanılmıştır.
Kâtib Çelebi, sözde ve yazıda hatâya düşmekten
kurtaran ilme edeb ilmi (ilmü’l-edeb) derken,
Şemseddîn Sâmî edebiyâtı, bir lisânın doğru
ve yanlışsız söylenmesiyle okunup yazılması olarak
ele alır. Muallim Nâcî ise, edeb sözünün içinde
bulundurduğu yüksek ve lafızla ilgili mânâları,
insanın vicdânına işleyecek derecede tesirli
olan belîğ sözlere edebiyât demektedir,
Bütün bu görüşler edebiyâtı ahlâka bağlayan
terbiye vâsıtası sayan görüşlerdir. Bunlardan farklı
görüşler de vardır. Kimisine göre edebiyât, hakikatin
dilidir. Kimisi şiir ve hayâl sanatı olarak
târif ederken, bâzısı mânevî hayatın yükselmesi
için vâsıta bilmişler ve güzel sanatların bir kolu
saymışlardır.
Gerçekte edebiyât; malzemesi dil olan bir güzel
sanattır. Fakat her edebiyât kendi devrinin düşünce,
hayal, duygu ve zevklerine yer vermektedir.
Bu durumda edebiyâtm doğduğu milletin değerlerine
bağlılığı olduğu gibi kaynak olarak kullandığı
değerleri de vardır. Böylece ortaya konan
eserleri edebî yönden; alelâde eserler, sanat değeri
taşıyan eserler ve şâheserler olarak üç grupta toplamaktayız.
Edebiyât, insanoğlu ile birlikte vardır ve ilk şiir
mersiye şeklinde Hâbil’in ölümü üzerine hazreti
Âdem tarafından söylenmiştir. Fakat bu eserlerinbir kısmı dilden dile söylene söylene gelirken, bir
kısmı da yazıya geçirilmiştir. Böylece şifâhî (sözlü)
ve yazılı edebiyâtlar ortaya çıkmıştır.
Sözlü (şifâhî) edebiyât: Eski ve büyük milletler
destanlara sâhiptirler. Başından büyük mâcerâlar
geçmemiş, târihte önemli roller oynamamış, büyük
işler yapmamış milletlerin destanları yoktur. İşte
târihin başlangıcı sırasında veya târihten önce milletlerin
karşılaştıkları hâdiseler, onlara karşı aldıkları
tavır ve vaziyetler destanların, dînî ve kahramanlık
efsânelerinin ve hikâyelerin doğmasına
sebeb olmuş ve sözlü edebiyât ortaya çıkmıştır.
Bunların bir kısmı yazıya geçirilmiş, bir kısmı ise
târih içinde unutulmuştur. Bugün de sözlü edebiyâtımız
yazılı edebiyatın yanında varlığını sürdürmektedir.
Yazılı edebiyât: Metinlerin yazıya geçirilmesi
ile başlamıştır. Yazılı edebiyâta sâhiplik yönünden
eskilik gösteren pek az millet vardır. Bunlar;
doğuda, Türk, Arap, Çin, Hind, Fars; batıda
Lâtin ve Grek (Yunan)tir. Batı edebiyâtlarından
Fransız edebiyâtı 11., İspanyol edebiyâtı 12., İtalyan
ve Alman edebiy âtları 13., İngiliz edebiyâtı ise
14. yüzyılda yazılı olarak ortaya çıkmışlardır.
Türk edebiyâtmda ise Büyük Hun İmparatorluğundan
kalma bâzı metinler bir tarafa bırakılırsa
asıl yazılı metinler 8. yüzyılda görülmektedir. Bu
durumda yazılı edebiyâtımızın bugünkü Avrupa
milletlerinden en azından üç beş asırlık bir zaman
öncesinde varlığı görülmektedir.
Yazılı eserler sözlü edebiyâttan daha iyi muhâfaza
olunmuştur. Fakat yazılı edebiyât sözlü
edebiyât gibi doğrudan doğruya dinleyiciye hitâb
etmediği için, halktan uzaklaşmış, yapmacık bir hâl
almıştır.
Edebiyât güzel sanatların bir şûbesidir. Her
güzel sanat şûbesinin bir gâyesi vardır. İnsanda
güzellik duygularını uyandırmak için her sanat
şûbesinin faydalandığı malzeme farklıdır.
Resmin malzemesi çizgi ve renktir. Mîmâride
taş, toprak gibi hacim malzemesine ihtiyaç
vardır. Edebiyâtm malzemesini de dil (lisan) teşkil
eder.
Edebiyâtm konusu: Edebiyâtm konusu çok
geniştir. Dünyâda görülen ve yaşanan her şey edebiyâtm
konusu içine girer. Fakat edebiyâtı sanat hâline
getiren konu değil, konuyu ele alış, işleyiş,
söyleyiş tarzıdır. İnsanlara utanç veren iğrenç ve
pis şeyler, küfür ve hakâret eden ifâdeler, güzellik
duygusunu incittikleri için edebiyât sâhasma girmezler.
Edebiyât terbiye dışına çıktı mı, güzel olma
özelliğini kaybeder. Kışkırtma maksadını güden
eserler de edebiyât sâhasma sokulmaz
Edebiyâtm faydası: Edebiyât, insanları iyiye,
doğruya, güzele yöneltmek için ahlâkî bir gâye
taşıdığı zaman büyük faydalar temin eder.Edebiyât; insanların hayâtını, duygu, düşünce
ve hayallerini anlatır. Bu sûretle ufku genişletir.
Edebî eserler insanlarda uyuyan duyguları uyandırır
ve besler. Onlar aracılığı ile geçmişte veya
uzaklarda yaşayan İnsanları tanır ve dost olurlar.
Edebiyât, insanlara hayâtı, dünyâyı Ye insanları
sevdirir. İnsanların çoğu duygu ve düşüncelerini
anlatamazlar. Büyük yazarların eserleri, onlara
hem nasıl yaşanılacağım, hem de nasıl konuşulacağını
öğretir. Güzel eserler, bizim duy*u, düşünce
ve hayâllerimize çeki düzen verirler kendi
kendimize yapamadığımız meseleleri çözeıler.
Edebî eserler: Malzemesi dil olan ve ianat
maksadı ile meydana getirilerek insanın hayâigücüne
seslenen ve duygularını harekete getirerekheyecan
ve zevk veren eserlerdir.
Bir ticâret kitabı, tıp kitabı, matematik kitaU,
hayâl gücüne tesir etmez. Rûhî reaksiyonlar v.
güzellik duygulan vermez. Fakat edebî eserlerde
çekici, nükteli, ahenkli, duygu ve hayâl uyandırıcı
bir taraf vardır. İyi yazılmış şiir, roman ve tiyatro
eserleri tıpkı resim, mîmârî gibi güzellik duygusu
uyandırırlar, bu güzellik duygusu konudan değil,
onun ele alış ve anlatış biçimden ileri gelir.
Edebiyât târihi: Bir milletin târihi içinde vücut
bulan edebî eserlerde, onları meydana getiren
yazar ve şâirleri, târih sırasına göre inceleyen, değerlendiren
bilim koluna denir.
Edebiyât târihinin asıl konusu eserler ve kişilerdir.
Ancak yazarları yetiştiren şartlar; zaman,
çevre, iktisâdî, siyâsî, târihî ve kültürel olaylardır.
Bunlar dolaylı olarak edebiyât târihini ilgilendirirler.
Edebiyât târihçileri, yazar ve şâirlerin sosyolojik,
estetik, psikolojik yapıları üzerinde dururlar.
Ortaya konulan eserlerle yazarların ve devrin
diğer şartlarının bağlantılarını araştırırlar.

Cevap bırakın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir