“Herkes konuşur. Ama herkesin sözü sustuğunda, geriye sadece hakikat kalır.”
Bazı insanlar vardır… Sessizce beklerler. Seni alkışlıyormuş gibi görünürken aslında düşmeni isterler. Parladığında gözlerini kısar, sustuğunda kulaklarını açarlar.
Ben öyle biriydim ki… Hedef koyduğumda durmam. Geceleri uykusuz geçirmişim, sabahları tek başıma ayakta kalmışım, fark etmez. Yolun sonunda ayakta durmak benim için her zaman kıymetliydi. Bu dik duruş, kimi zaman takdir kazandırır… ama çoğu zaman sessiz bir düşmanlık doğurur.
Bir dönem yakınımda olanlar – isim vermeye gerek yok – bir şekilde yollarıma eşlik etti. Kimiyle bir hayat kurmuştum, kimiyle aynı sofrayı paylaşmıştım, kimini evimde ağırlamıştım… Güvendiklerimdi. En azından öyle sanmıştım.
Ama sonra bir sessizlik oldu. Öyle bir sessizlik ki içinde fısıltılar yankılandı. Duyduğum her şey, aslında arkadan gelen adımların sesiymiş. Gittikçe büyüyen bir gölge gibi, kendi içlerinde birleştiler. Düşmemi bekleyen gözler, aynı duvara sırtlarını verdi.
Ev dedikleri şey bir tuğladan ibaret değil. İçinde yıllar var, emek var, niyet var. Ben o niyeti korudum, onlar duvarları. Sonra gün geldi, ben dışarıdaydım, onlar içeride. Kapıyı çaldığımda bana yabancıymışım gibi baktılar. Onlara göre artık bendeki ışık, gölgeye dönüşmüştü.
Ama bilmedikleri bir şey var:
Herkes konuşur. Ama herkesin sözü susunca, geriye sadece hakikat kalır.
Ve ben, o sessizlikte kendi sesimi duymayı öğrendim.
Bazı şeyler söylenmez.
Ama o söylenmeyenler, söylenen her kelimenin arka planını oluşturur. Sessiz kalınan yerlerde kimlik, niyet, hatta korkular gizlidir.
İnsanlar çoğu zaman ne söyledikleriyle değil, neleri söylemedikleriyle kendilerini açığa vurur.
Bir bakış, bir duraksama, bir konuyu geçiştirme — hepsi birer cümledir aslında. Ve ben, o cümleleri okuyorum.
Bana ne kadarını gösterdiğinizden çok, neyi saklamaya çalıştığınızla ilgileniyorum.
Çünkü insan, en çok gizlediğinde kendisi olur.








