Home / wiki / MAHŞER

MAHŞER

MAHŞER; Aim. Auferstehurıg (f), Fr. Resurrection
(f), İng. Resurrection. Toplanma yeri. Kıyâmette
bütün canlıların tekrar diriltilip bir araya
toplanarak hesâba çekileceği yer. Mahşer yerine
“Arasat meydanı” ve “Mevkıf” da denir. Mahşer,
Arapça bir kelime olup, “Haşr” kelimesinden türemiştir. Haşr, kıyâmette bütün canlıların beden ve
ruhları ile bir arada hesap yerinde toplanmasıdır.
(Bkz. Haşir ve Neşir)
Mahşer, âhiret hayâtından bir safhadır. Âhiret
hayâtı bu dünyâ hayâtına benzemez. Âhiret işleri,
akıl ile anlaşılamaz ve bulunamaz. Çünkü akıl ancak
dünyâ işlerini anlayabilecek şekilde yaratılmıştır.
Âhiret hakkında bilinenler ise Allahü teâlânın
ve peygamberlerinin bildirdikleridir. Buların
dışında ve bunlara uymayan sözlerin, bilgilerin
hiçbir kıymeti, değeri yoktur.
İslâm âlimlerinin bildirdiğine göre sâlihlerin
(iyilerin) amel defteri sağ; fâsıkların, kötülerin
arka veya sol taraftan verilecektir. İyi ve kötü,
büyük ve küçük, gizli ve meydanda yapılmış olan
her şey defterde bulunacaktır. Mahşerde, Allahü teâlânm
dilediği her gizli şey meydana çıkacaktır.
Peygamberlere, Allahü teâİânm hükümlerini ve
dîn-i İlâhîyi kullara nasıl bildirdiniz? Meleklere,
yerlerde, göklerde neler yaptınız? Onlardan başka
herkese ise, peygamberlere, sizlere bildirilen dinlere
nasıl uydunuz? Birbiriniz arasında bulunan
hakları nasıl gözettiniz? diye sorulacaktır. Mahşerde,
îmânı olup, ameli ve ahlâkı güzel olanlara
mükâfat ve ihsânlar, iyilikler olacak; îmânı, îtikâdı
doğru olmayan bozuk amelli, kötü huylulara da
ağır cezâlar verilecektir.
Allahü teâlâ, adâleti ile, şirkten, küfürden başka,
her günâhı affedecek, dilerse küçük günâh için
de azâb edecektir. Şirki (kendisine ortak koşulmasını)
küfrü (îmânsızlığı, inkârı) hiç affetmeyeceğini
bildirmektedir. Kitaplı ve kitapsız kâfirler,
yâni Muhammed aleyhisselâmın bütün insanlara
peygamber olduğuna inanmayan, O’nun bildirdiği
ahkâmdan, yâni emir ve yasaklardan birisini
bile beğenmeyenler, elbette Cehenneme sokulacak,
sonsuz azap göreceklerdir.
Allahü teâlâ, akıllı ve akılsız bütün insanları,
çocukları, melekleri, cinleri, şeytanları, diğer hayvan
ve kuşlan, kısaca göklerde ve yerde, karada ve
denizde ne kadar büyük ve küçük canlı var ise, hepsini
mahşer meydanında toplayacaktır. Dünyâda
iken yapdıklarmdan hesâba çekecektir. Haksızlığa
uğrayanlar, zulüm yapanlardan haklarını alacaklar,
mîzân (terâzi) kurulup insanların sevapları
(iyilikleri) ve günahları (kötülükleri) tartılacak
ve mîzânda sevapları ağır gelenler Cennete, günâhları
ağır gelenler ise, Cehenneme gönderilecektir.
Bütün canlıların mahşer yerinde toplanması,
İsrâfil aleyhisselâmın ikinci defa sûr’a üflemesi ve
kabirde bulunan ölülerin diriltilip, rûhları ile birleşmesinden
sonra olacaktır. Allahü teâlâ ölüleri diriltmeyi
dileyince, yeryüzünü çok şiddetli bir rüzgâr
ile dümdüz eder. Arasat meydanı (Mahşer yeri)
hazırlanır.Mahşer yeri alabildiği kadar büyüktür. İnsanlardan
önce ve sonra gelenlerin hepsi, karada, havada
ve denizde yaşayan hayvanlar, Ye’cüc ve
Me’cüc, cinler, şeytanlar ve yedi kat gökteki meleklerin
hepsi, burada toplanırlar. Birinci kat gökte
bulunanlar, mahşer yerini öyle sararlar ki, bütün
insanlar, cinler ve şeytanlar ortada kalırlar. Sonra
ikinci gökte bulunanlar ve böylece yedinci gökte
bulunanlar, bir öncekileri kuşatarak yedi saf olurlar.
Önce ve sonra yaratılan bütün mahluklar, melekler,
hûrîler, insanlar, cinnîler, şeytanlar, denizde
ve karada yaşayan hayvanlar ve bütün haşereler
bir anda mahşer yerine her taraftan toplanırlar,
îmânı olanlara ve amelleri iyi olanlara, peygamberlere,
velîlere, âlimlere, sâlihlere, Cennetten elbiseler
ve buraklar (binek hayvanları) gelir. Elbiseleri
giyer, buraklara biner, Arşın gölgesine gidip,
minber ve kürsîler üzerinde rahat ve selâmetle
otururlar. Nitekim; “Müttekîleri (Allah’tan korkarak
haramlardan sakınanları) binekler üzerinde
Cennete göndeririz.” meâlindeki Meryem sûresi
87. âyet-i kerîmesi bu husûsu bildirmektedir.
Ameli güzel kimselerin binekleri, merkep, katır,
at, deve ve koç şeklinde görülür. Her biri mümin
için bir nûr olur ki, önünden ve sağ yanından
o zamanki karanlığı aydınlatır. Sol taraflarında
nur yoktur. Şiddetli bir karanlık olup, hiçbir kimsenin
görmeye gücü yetmez. Bütün kâfirler, îmânlarında
şek ve şüphe sâhibi olan kimseler ve bid’at
sâhipleri, mezhepsizler, o karanlıkta şaşırıp kalırlar.
Ehl-i sünnet îtikâdma uygun doğru inanmış
müminler ise, kendilerine hidâyet nûru verildiğinde
hamd ve şükrederler. Zîrâ cenâb-ı Hak, o gün
böyle azap çeken şakîlerin (cehennemliklerin) hâllerini
müminlere gösterir. Müminlerden bâzılarınm
nûru, iki ayağı üzerinde ve parmakları ucunda
görülür. Bâzısınm nûru, bir kere ışık verir, bir kere
söner. Bunların nûrları îmânlarının kuvvetliliği
kadardır.
Geri kalan mahlûklann hepsi, aç, susuz, çıplak,
baş açık, yalın ayak, yaya olarak, düşe kalka,
Arasat meydanına (mahşer yerine) gelirler. İnanmayanlar,
gözleri âmâ (kör) olup, yüzleri üzerine sürünerek
gideceklerdir. Allahü teâlâ Isrâ sûresi 97.
âyetinde meâlen; “Kâfirleri, kıyâmette yüzleri
üzerine sürünerek haşrederiz” buyurdu. Müminlerin
sağ yanında parlayan nûrdan mahrum olurlar.
Mahşer meydanında halk, birbiriyle karmaç
karışık olur. İzdihamın (sıkışıklığın) çokluğundan,
bir ayak bin ayak üzerinde olur. Başlarına
güneş çok yaklaştırılıp harâretinin (sıcaklığının)
şiddetinden çok ter dökerler. Herkes günâhına göre,
ter içerisinde kalır. Bâzısı kulaklarına, bâzısı boğazına,
bâzısı göğsüne, bâzısı omuzlarına, bâzısı
dizlerine kadar terler. Bâzısı da susuz olan kimse,Peygamber efendimiz cenâb-ı Hakk’tan izin ister.
Arş-ı a’lâda secdeye kapanır. Bin sene secdede
durur. Bundan sonra, cenâb-ı Hakkı, kimsenin
bu âna kadar yapmadığı bir hamd ile hamd eder. Bu
arada insanların bulunduğu yer iyice daralır. Meşakkat
ve zahmetleri artar. İnsanlardan herbiri,
dünyâda iken sımsıkı sakladıkları malları boyunlarına
geçirilmiş vaziyettedirler. Zekâtını vermedikleri
develeri, sığırları, koyunları ve öşürünü
vermedikleri buğday, arpa vs. çuvallarını, denklerini
boyunlarına geçirip, ağırlıkları da dağlar
gibi olup, öyle beklerler. Günâh işleyenlerin bütün
çirkinlikleri meydana çıkar. Fuhuş ve zinâ yapanlar,
gıybet ve dedikodu edenler, fâiz yiyenler, yalan
söyleyen ve diğer haramları işleyenlerin bütün
günâhları fenâ bir hâlde, herkesin iğrenip tiksineceği
bir şekilde açığa çıkarılır.
Bu hâlde Allahü teâlâ, Peygamberimize buyurur
ki: “Yâ muhammed! Başını secdeden kaldır!
Söyle, dinlenir. Şefâat et, kabul olunur.” Bunun
üzerine Peygamberimiz sallallahü aleyhi ve
sellem; “Yâ Rabbî! Kulların arasından iyileri ve
kötüleri ayır ki, zamanları gâyet uzadı. Herbiri
günâhlarıyla Arasat meydanında rezîl ve rüsvâ
oldular” der. Bir nidâ gelir ki, “Evet yâ Muhammed!”
Peygamber efendimizin bu şekildeki
şefâatine Şefâat-i uzma (En büyük şefâat) denir.
Amel defterlerinin verilmesi: Dünyâda Kirâmen
kâtibîn meleklerinin yazdıkları, içerisinde
insanın iyi ve kötü işleri bulunan amel defterleri
mahşerde sâhiplerine dağıtılır. Allahü teâlâya itâ-,
at edenler, kitablarım sağ ellerine alınca, çok sevinirler.
Yanlarındakilere “Hele benim kitabımı
okuyun, ne kadar çok sevâb ve ihsân yazılmış”
derler. Bunların hesâbı kolay olur. Kitabını sol eli
ile alan, zâlim, kâfir, taşkın sapık ve kötü kimseler,
büyük bir elem, acı ve üzüntüye boğulurlar.
Kur’ân-ı kerîmde İnşikak sûresi 10 ve 11. âyet-i
kerîmesinde meâlen; “Amel defteri arkasından
sol eline verilen, bunu gördükte, keşke helâk olsaydım,
diye temennî eder.” buyruldu.
Mîzân ve hesâb: İnsanların iyilikleri ve kötülükleri
mîzânda tartılır. O gün herkese adâlet
yapılır. Kimseye zulüm, haksızlık yapılmaz.
Bundan sonra, bütün hayvanların arasında
hükmeder. Boynuzlu koyundan, boynuzsuz koyunun
hakkını alır. Dağdaki hayvanların ve kuşların
arasındaki haksızlıkların hesâbım gördükten sonra,
melekler, insanlar, cinler, şeytanlar ve Allahü
teâlânın kalmasını dilediklerinin dışında, bütün
hayvanlara; “Toprak olunuz!” emri verilir. Hepsi
bir anda toprak olurlar. Bunu gören kâfirlerin
herbiri Cehennemde azap çekmemek isteyecektir.
Nebe’ (Amme) sûresi, son âyetinde meâlen;
“Kâfir, âh ne olsaydı ben de toprak olsaydım, diyecektir.”
buyruldu.Kıyâmet günündeki suâller: Mahşerde herkesi
Allahü teâlâ hesâba çekecek, ona suâl soracaktır.
Kendilerine Peygamber gönderilen bütün
kavimlere suâl vardır. Peygamberlere de suâl olacaktır.
Nitekim Allahü teâlâ A’râf sûresi 6. âyetinde
meâlen; “Biz kendilerine, peygamber gönderilen
kavme, elbette suâl ederiz. Peygamberlere de suâl
ederiz.” ve Mâide sûresi 10. âyet-i kerîmesinde
meâlen; “Allahü teâlâ kıyamet günü peygamberleri
toplayıp, sizin ümmetleriniz, dâvetlerinizde
neyi kabul ettiler, neyi reddettiler,
buyurur.” buyruldu. Kâfirler, peygamberlerini
inkâr edip, tebliğlerini (bildirdiklerini) yalanlarlar.
Her peygamberin ümmeti, bizlere peygamber gelmedi,
îmâna dâvet etmediler dedikleri zaman, Muhammed
aleyhisselâmın ümmetinden Müslüman
olanlar, peygamberlerin peygamberliklerini tebliğ
ettiklerine, tevhide (îmâna) dâvet edip, sâdık (doğru)
olduklarına şâhitlik ederler. Müslümanların
şâhitliklerine ve doğru söylediklerine de, insanların
ve cinlerin peygamberi Muhammed aleyhisselâm
şâhitlik edip, Allahü teâlâ siz doğru söylüyorsunuz
diyecektir.
Bütün peygamberler, insanlar kitaplarını okuyup,
hesapları görülünce; Allahü teâlâ tarafından
“Ey mücrimler (kâfirler)! Şimdi sizler (müminlerden)
ayrılınız.” diye nidâ edilir. Daha önceki
Peygamberlere îmân eden müminler, Muhammed
aleyhisselâma da îmân edenler Cennete, inanmayanlar
Cehenneme sevk edilir. (Bkz. Âhiret, Kıyâmet,
Cennet, Cehennem)

Cevap bırakın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir