MAL; Aim. Eigentum, Geldung Gut, Vermögen.
Ware, Fr. biens, propriete,fortone, richesse, İng.
Property, beloinging, possession, wealth, scamp,
goods. Mülkiyete konu olabilecek şeyler. İnsanın
arzuladığı ve lâzım olunca kullanmak için saklanabilen
madde, cisim, metâ. Bir kimsenin, kurum
veya kuruluşun mülkiyetinde bulunan menkul veya
gayrimenkul varlık, mülk, eşyâ. Büyük ve küçük
baş hayvanlar.
Mal, para ile değeri takdir edilebilen ve insanlar
arasında devir edilmesi mümkün olan kıymetlerdir.
İnsana faydalı olan, insanın özel olarak
kendine mülk edinebildiği ve haklara konu olan her
şey maldır. Mal, lügatta “mülk edinmeye konuolabilen her şey (madde, şeyler ve menfaatler),
mâlik olunan şey, sonradan elde edilen ve mâlik
olunan her türlü maddî eşyâ” mânâlarına gelir. Bu
ismi Araplar, ençok develer hakkında kullanmışlardır.
Bir yerden bir yere götürülmesi mümkün olan
mala menkûl (taşınır); niteliklerinde değişiklik
olmaksızın taşınamayan mala gayrimenkûl (taşınmaz)
denir. Mal; ağırlık, hacim, satıh, uzunluk
ve sayı ile ölçülmelerine göre beş türlüdür.
Mülkiyete konu olmayan, yâni mülk edinmeye
elverişli bulunmayan şey mal değildir. Bu îtibârla,
bir buğday tânesi, rüzgâr, hava, güneş ışınları,
denizdeki balık, yerinde bulunan su veya toprak
mal değildirler. Ancak, elektrik, havagazı ve
şehir suyu mal sayılırlar.
Türk Medenî Kânunufna göre mal: Arâzi,
mâdenler, binâlar, tapu siciline müstakil ve dâimî
olarak kaydedilen haklar araziye bağlı gayrimenkuller
mal sayılırlar.
Mallar hukûkî bakımdan maddî ve maddî olmayan
mallar diye ikiye ayrılır. İster menkul, ister
gayrimenkul olsun, elle tutulup gözle görülebilen
mallara maddî mallar; ihtira beratı, alâmeti
farika, ticâret ünvânı, telif hakkı… gibi dış âlemde
bir yer işgal etmeyenlerine ise; maddî olmayan
mallar denir.
İnsanların doğumundan ölünceye kadar pek
çok şeye ihtiyacı vardır. İnsanların gece gündüz demeden
çalışmaları, ihtiyaçlarını daha iyi karşılayabilme
gayretinden kaynaklanır. İşte İktisadî bakımdan
ihtiyaçları gideren vâsıtalara “mal” denir.
Bunlardan bir kısmı tabiatta bol miktarda mevcuttur.
Hava, akarsular, güneş ısı ve ışığı gibi.
Bunlar hayat için zarûrî olmasına rağmen, emek ve
gayret göstermeksizin elde edilebildiği için iktisâdî
olarak mal sayılmazlar.
Temin edilebilmeleri için emek ve çaba harcanmasını
gerektirenler iktisâdî mallardır. İktisâdî
mallar, az bulundukları için iktisâdî değer taşırlar.
İktisâdî mallardan bir kısmı doğrudan doğruya
ihtiyacı giderirler ki, bunlara “tüketim malları”
denir. Bir kısmı ise ihtiyaçları giderecek malların
üretiminde kullanılırlar. Bunlara da “üretim
malları” denir.
Devletin fonksiyonlarını gerçekleştirebilmek
maksadıyla, doğrudan doğruya veya dolaylı olarak
sâhip olduğu mallara amme (kamu) malı denir.
Devletin kamu hizmetlerine tahsis ettiği, hizmetin
yürütülebilmesi için zarûrî malları vardır. Okullar,
hastâneler, Devlet dâireleri ve içlerindeki her türlü
âlet, edevât ve cihazları gibi. Devletin, herhangi
bir tahsis işlemine gerek duymadığı, herkesin yararlanmasına
açık olan kamu malları da vardır.
Özel mülkiyet dışında bulunan kamu arazisi, göl,
nehir, deniz, dağ gibi yerler böyledir.Mal beyanı: borçlu olup icrâ tâkibi altında
bulunanlar, kendisi ve üçüncü kişiler nezdinde bulunan
mal varlıklarını borca îtiraz etmediği takdirde,
tebliğ târihinden îtibâren yedi gün içinde
İcra Dâiresine bildirmek mecburiyetindedirler.
Mal beyanında bulunmaz veya gerçek duruma
aykırı beyanda bulunurlarsa hapisle cezâlandırılır.
İcrâ ve İflâs Kanunu’na göre mal beyanında,
borçlunun mal, alacak ve haklarından borcuna
yetecek miktârının cins, mâhiyet ve miktârı, her
türlü kazanç ve gelirleri, yaşayış tarzına göre geçim
kaynakları ve borcunu nasıl ödeyebileceği İcra
Dâiresine bildirilir. Ayrıca devlet memurluğuna
girişte de kişilerden mal beyanında bulunmaları
istenir.
İslâm Hukukunda “mal” ile ilgili hükümler
en geniş ve en açık şekilde düzenlenmiştir. İslâmiyette
mal kötülenmemiştir. Mâl sâhibi olmak
emir ve teşik edilmiştir. Birçok ibâdetin mal ile yapılacağı
bildirilmiştir. Yalnız haram edilen yollardan
kazanılan mal kötülenmiştir.
Mal Allahü teâlânm verdiği bir nîmettir. Âhireti
kazanmak, mal ile olur. Dünyâ ve âhiret, mal
ile intizâm bulur, rahat olur. Hac, cihad sevâbı
mal ile kazanılır. Bedenin sıhhat, kuvvet bulması,
mal ile olur. Başkasına muhtâç olmaktan insanı koruyan
maldır. Sadaka vermek, akrabayı dolaşmak,
fakirlerin imdâdına yetişmek mal ile olur. Mescidler,
mektepler, hastâneler, yollar, çeşmeler,
köprüler yaparak, asker yetiştirerek insanlara hizmet
de mal ile olur. Dînimiz “İnsanların en iyisi,
onlara faydası çok olanıdır.” buyuruyor. İnsanlara
yardım etmek için çalışıp para kazanmak, nâfile
ibâdet etmekten daha çok sevaptır. Cennetin
yüksek derecelerine mal ile kavuşulur. Hadîs-i şerîfte;
“Allahü teâlâ, bir kuluna mal ve ilim verir.
Bu kul da haramlardan kaçınır, akrabâsını
sevindirir, malından, hakkı olanları bilip verir
ise, Cennetin yüksek derecesine gider.” buyruldu.
Diğer bir hadîs-i şerîfte de buyuruldu ki:
,f İki şeyden birine kavuşan insana gıpta etmek,
buna imrenmek, yerinde olur. Allahü teâlâ bir
kimseye İslâm ilimlerini ihsân eder. Bu da, her
hareketini, bilgisine uygun yapar. İkincisi, Allahü
teâlâ, birine çok mal verir. Bu kimse de malını,
Allahü teâlânm râzı olduğu, beğendiği yerlere
hare eder.” Peygamber efendimiz Amr ibni
Âs (r.anh) için; “İyi kimseye mâlın iyisi, ne güzel
yakışır.” buyurdu. Enes bin Malik (r.anh) için
de; “Yâ Rabbî! Buna çok mal ve çok çocuk ver
ve bunlarla kendisini bereketlendir!” diye duâ
buyurdu. Allahü teâlâ, Kur’ân-ı kerîm’de, mala
hayırlı şey ismini vermektedir ve Habîbine verdiği
nîmetleri hatırlatırken meâlen; “Sen malsız idin,
sana, kimseye muhtaç olmayacak kadar, mal
verdim.” buyurmaktadır.Büyük âlim Süfyân-ı Sevrî (rahmetullahi
aleyh) buyuruyor ki: “Bu zamanda mal, insanın silâhıdır.”
Yâni, insan canını, sıhhatini, dînini ve
şerefini mal ile korur. Medîne-i münevverinin yedi
büyük âliminden biri olan Saîd bin Müseyyib
buyuruyor ki: “Borçlarını ödemek için ve ırzını, nâmusunu
korumak için ve ölünce, geride kalanlara
miras bırakmak için mal kazanmayan kimse, hayırsızdır”.
Yâni kendine ve cemiyete zararlıdır.
Büyük âlim İbn-i Cevzî (rahmetullahi aleyh) buyurdu
ki: “İyi niyetle mal kazanmak, mal kazanmamakdan
iyidir.” İslâmiyette, kendinin ve çoluk
çocuğunun ihtiyaçlarını helâlden temin etmek,
kimseye muhtaç kalmamak için mal kazanmak
Allahü teâlânm yolunda cihâd etmek, harb etmek
gibi sevaptır. Böyle çalışırken ölürse şehit
olur. Birçok ibâdetten daha sevaptır.
İslâmiyet, haram, yâni yasak edilen yollardan
biri ile, meselâ gasp, hırsızlık, kumar, fâiz, rüşvet
almak vs. ile mal kazanmayı yasak etmiştir. Çalışarak,
alın teri ile kazanılan mal kıymetlidir. Şu kadar
var ki, böyle malların da, nisab mikdârı olunca
zekâtını seve seve vermeyi emr etmiştir (Bkz.
Zekât). Ayrıca malı, Allahü teâlânm izin vermediği
yerlere harcamak ve izin verdiği yerlerde isrâf
ederek kullanmak da yasak edilmiştir. Allahü teâlâ
Kurfân-ı kerîm’de fâizi, kumar oynamayı,
malı, parayı çoğaltıp öğünmeyi, haram olan çalgılara,
süslenmelere para harcamayı, mal ve mevki
ile gösteriş yapmayı yasaklamaktadır.
Malın büyük bir nîmet olduğu meydandadır.
Malı isrâf, Allahü teâlânm nîmetini hakîr görmek,
nîmete kıymet vermemek, nîmeti elden kaçırmak,
kısaca küfrân-ı nîmet etmek, yâni şükür etmemek
olur. Bu ise, nîmeti verenin düşman muâmelesi
yapmasına, azarlamasına ve azâb etmesine sebep
olacak büyük bir suçtur. Nîmetin kıymeti bilinmeyince,
hakkı gözetilmeyince elden gider. Şükür
edilince ve hakkı gözetilince elde kalır ve artar. Cenâb-
ı Hak, İbrâhim sûresi, 7. âyetinde meâlen;
“Şükrederseniz, verdiğim nîmetleri elbette arttırırım.”
buyuruyor.
İslâm Hukukunda malın, tabiî, iktisâdî ve hukukî
bir değeri vardır. İslâmiyetin, kullanılmasını,
faydalanılmasını yasak ettiği şeyler hâriç, diğer
mallardan tabiî ve iktisâdî olarak değerli olanlar,
hukukî olarak da değerlidir. Kısaca insanların,
mülk edinmesine, faydalanmasına ve tasarruf etmesine
yarayan eşyâlarin ve hakların hepsi “mal”
sayılmaktadır. Hür insan mal değildir. Köleler
hakkında ayrı hükümler vardır (Bkz. Köle). Buna
göre mal çeşitleri şöyle tasnif edilmektedir:
1. Mütekavvim ve gayrimütekavvim mal:
Mütekavvim mal, kıymetli mal demektir. Kullanması
mübah ve mümkün olan maldır. Müslümanlar
için, şarap, domuz ve besmelesiz kesilen veyakesmeden öldürülen hayvan, denizdeki balık, kıymetli
mal değildirler. Hür insan ve insanın her
parçası, balık ve kendiliğinden ölmüş hayvan leşi
(Bkz. Leş), kan, mal değildir. Sülük ve yerinden
alınıp götürülen toprak, su maldır. İslâm Hukukunda
satışın geçerli olabilmesi için, malın mütekavvim
olması lâzımdır.
2. Misli ve kıyemi mallar: Misli mal, çarşıda
aynı vasıflarda benzeri bulunan mal olup, fiyatları
başka olmaz. Ağırlıkla, hacim ile ve uzunlukla
ölçülenlerden fabrikada, tezgâhta yapılan şeyler ve
sayı ile ölçülenlerden aynı büyüklükte olanlar
böyledir. Yumurta, aynı büyüklükte karpuz gibi.
Kıyemi mal ise, çarşıda benzeri bulunmayan,
bulunsa da, fiyatları farklı olan maldır. Uzunlukla
ölçülenlerden tarla, elde dokunan kumaş, halı ve
elbise, ev, dükkân, yazma kitap, irili ufaklı karpuz
vb. kıyemidir.
3. Menkul ve gayrimenkul mallar: Menkul,
bir yerden başka bir yere nakli mümkün olan şeydir.
Bunlar da nakit olarak kullanılan altın, gümüş
ve bunlar karşılık gösterilip basılan mâden ve
kâğıt paralar, hayvanlar, hacim (kile) ve tartı ile ölçülen
bütün mallardır (Mecelle, 128, 130, 131,
133 134. maddeler).
Gayrimenkul ise, ev, arâzî gibi başka bir yere
nakli mümkün olmayan şeylerdir. Gayrimenkul
üzerindeki binâlar, dikili ağaçlar ile arâziye tâbi
mâdenler, arâzinin sâhibine âittir (Mecelle, 1224-
1227, 1228-1233, 1234-1262. maddeler).
4. Ayn ve deyn mal: Bey’ (satmak) ve şirâ (satın
almak) ilminde ayn, belli bir mal demektir.
Fakat lügatta madde, cisim demektir. Bey’ ve şirâda,
bir ev, bir at, bir sandalye gibi kıyemi malların
belli birer tanesine ve hazır olup da gösterilenin
hepsine veya ayrılmış parçasına, misli olan
mallardan da, hazır olup gösterilen hepsine veya
ayrı olarak gösterilen yahut ayrılmamış belli mikdâr
bir parçasına yahut hazır olmayıp, benzerlerinden
ayrı ve yalnız olarak bulunduğu yeri ve
cinsi bildirilen mala “ayn” denir. Ayrı olarak bulunduğu
yer, çuval, sandık, oda, ev veya şehirdir.
Buralarda bulunan malı müşteri biliyorsa veya ilk
üç yerde bulunanı bilmiyorsa da, hep “ayn” olur.
Görülen bir yığın buğday, görülen bir miktar para
ayndır. Bu para semen (bedel, karşılık) olunca
deyn olur.
“Deyn”, satış ve ödünç verme veya başka sebeplerle
ödenmesi lâzım olan borçtur. Alış verişte,
ise hazır olmayıp, ayrı olarak bulunduğu yeri
bildirilmeyen her türlü mala ve hazır ise de, ayrı
olarak gösterilmeyen kıyemi mal parçasına, “deyn”
denir. Ödünç alman karz yâni borç para deyndir.
Fakat her deyn, ödünç alman borç demek değildir.
5. Amme (kamu) malları ve hususî (şahsi)
mallar: İslâm Hukukunda, toplumdaki fertlerinüzerinde özel mülkiyet tesis edemediği, hiç kimsenin
özel mülkiyetine girmiş olmayıp ammenin
(halkın) ihtiyaç ve faydasına ayrılan mallara, “Amme
malları” denir. Bunlardan bir kısmı, aslında
özel mülkiyete konu olabildiği halde henüz kimsenin
olmamış olan şeylerdir. Meselâ, av hayvanları,
ormandaki odun ve ölü arâziler (arâzi-i mevât)
vs. böyledir. Bir kısmı da, şahısların sâhip çıkıp,
kendilerine mal edinmeye kalkışamadıkları şeylerdir.
Bunlar, büyük akarsular, yeraltı suları, umumî
yollar, köprüler, ibâdethâneler (câmiler), mezarlıklar,
vakıflar gibi toplumun ihtiyacına yarayan
şeylerdir.
Şahsî mallar ise özel mülkiyete konu olabilen
mallar olup, sâhibinden başkasının bu malda tasarruf
hakkı yoktur. İslâm Hukukuna göre, aslında
her şeyin özel mülkiyete konu olması esastır.
Ancak hava, deniz köprüler, mer’alar (otlaklar)
ve benzeri umûmî ihtiyaçları karşılayanlar gibi
hukuk îcâbı mülk edinilmesi mümkün olmayan
şeyler, özel mülkiyete konu olmaz.
Tabîatta var olan kaynağındaki su, umûmî yerlerdeki
ot, odun ve ateş, bütün insanların ortak
kullanabileceği mallardandır. Bunlara âit husûsî
hükümlere fıkıh kitaplarında geniş yer verilmiştir.
Ölçü birimine göre mal: Ağırlık, hacim, yüzey
birimi, uzunluk birimi ve sayı ile ölçülen mallar
olmak üzere beşe ayrılır.
Buğday, arpa, hurma ve tuz dâimâ hacim yâni;
ölçek, kile ile ölçülen maldır. Tartı ile kullanılmaları
hacim ile ölçülen mal olmalarını değiştirmez.
Altın ile gümüş dâimâ ağırlıkla ölçülen
maldır. Bildirilen bu altı maldan başka şeylerin ölçülmeleri
âdete bağlıdır. Çarşıda, pazarda nasıl
ölçülüyorsa, öyle olduğu kabul edilir.
Nakit kullanılan mal: Külçe veya basılmış
para hâlindeki altın ve gümüşlere “nakit”, “nakdeyn”
veya “nükûd” denir.







