aruz (Arapçada “çadmn orta direği”),
hecelerin uzunluğu kısalığı temeline dayanan
şiir ölçüsü. Aruz ilk kez Arap dilcisi
İmam Halil bin Ahmed (ö. 786) tarafından
belirli kurallara bağlanmış ve Arap edebiyatında
yaygınlık kazanmıştır. İslamiyetin yayılmasıyla
birlikte İranlı şairler de aruzun
kendi dil yapılarına ve beğenilerine uygun
plan kalıplarını alıp kullandılar. Türklerin
İslamiyeti kabul etmelerinden sonra, medrese
kültürüyle yetişen şairlerin Farsçayı
edebiyat dili olarak benimsemeleri aruzun
Türk edebiyatına da girmesine yol açtı.
Uzun ünlü bulunmamasından dolayı Türkçeyi
yetersiz gören bu şairler, Arapçadan ve
Farsçadan birçok sözcük aldılar. Aruzun
uzun kalıplanna uydurmak için de Türkçe
sözcüklerdeki kimi ünlüleri uzatma yoluna
gittiler. Güçlü bir hece ölçüsü geleneğine
bağlı Türk şiirinde aruz, ilk birkaç yüzyıl
pek başarıyla kullanılamadı. Başlangıçta,
hece ölçüsüne yakın olan aruz kalıplarının
kullanılması yeğlendi. Zamanla Türkçeye
Arapça ve Farsçadan pek çok sözcük ve dil
kuralı girince, bunlann aracılığıyla aruza
uyma olanağı sağlandı. Divan şairleri aruz
bakımından çok başanlı şurler yazdılar. Onlardan
etkilenen Yunus Emre, Gevheri,
Dertli, Âşık Ömer gibi bazı tasavvuf ve halk
şairleri de aruzu kullandılar. Aruz ölçüsünün
Türçede ilk kullanıldığı yapıt 11. yüzyılda
Yusuf Hashacib’in yazdığı Kutadgu Bilig’dir.
Türk edebiyatında aruz, divan edebiyatından
başka Tanzimat, Servet-i Fünun ve
Fecr-i Ati şairlerince de kullanıldı. 19.
yüzyıl sonlarında ve 20. yüzyıl başlannda
Tevfik Fikret, Mehmed Akif, Yahya Kemal
gibi şairler, konuşma dilini aruza başarıyla
uygulayarak yeni bir Türk aruzu oluşturdular.
Milli Edebiyat Akımının doğuşuyla
dilde yalınlaşmaya paralel olarak aruz yerine
hece vezninin kullanılması da yaygınlaştı.
Cumhuriyet’ten sonra gelişen Türk şiirinde
ise birkaç şair dışında kimse aruzu
kullanmadı.
Aruzda heceler uzun (kapalı) ve kısa
(açık) olarak ikiye ayrılır. Uzun heceler
çizgi (—), kısa heceler nokta (.) ile gösterilir.
Uzun ve kısa heceler çeşitli biçimlerde
yan yana gelerek kalıplan oluşturur. Bu
kalıplar, yan yana geliş biçimlerine göre
fâilâtün, fâilün, mefâilün vb değişik adlarla
anılır. Aruz ölçüsüyle şiir yazmak için
sözcükleri bu kalıplara uydurmak gerekir.
Aruzda sözcükleri, ses özelliklerini bozmadan
kullanmak her zaman olanaklı değildir.
Bu yüzden heceleri kimi zaman uzun ya da
kısa okumak gerekir. Sık rastlanan bu iki
duruma “imale” ve “zihaf” denir. Aruz
ölçüsünde, hece ölçüsündeki duraklar yoktur.
Dizelerdeki hece sayılan eşit olmayabilir.
Dize sonlarındaki heceler kısa da olsa
uzun kabul edilir.
İmale (uzatma) kısa bir heceyi doğal
sesinden daha uzun okumaktır [örn. evini
(. . .) sözcüğünün, eevini (- . .) biçiminde
okunması]. Zihaf ise uzun hecenin kısa
okunmasıdır [örn. âsî (- -) sözcüğünün, âsi
(- .) biçiminde okunması]. Zihaf, aruzda
kusur sayılır. Aynca bir sözcük sessiz biter,
ondan sonra gelen sözcük sesli harfle başlarsa,
bu sesli harf, birinci sözcüğün sonundaki
sessiz harfi kendisine çeker. Böylece birinci
sözcüğün sonundaki sessiz harfle biten uzun
hece, kısa hece durumuna gelir. Bu duruma
da vasi (ulama) denir Örneğin (örn. yeşil
elmas: ye-şi-lel-mas gibi).
Aruz kalıplarında baştaki bütün fe i lâ
tün’ler (. . – -), fâ i lâ tün (- . – -), sondaki
bütün fe i lün’ler (. . -), fâ’lün (^ -) olabilir.






