sıf. (ar. tasdik ve -/’den tasdiki). Esk. Doğrulamayla, onaylayıp kabul etmeyle ilgili....

ı çoğl. a. (ar. tasdikin çoğl. taşdıkst). Esk. Onaylamalar, doğrulamalar: ‘’Tasdikat ile nazariyat ve kavanin-i tabiiye muvacehesinde tekevvün ve tahsil etmezler” (Baha Tevfik)....

a. (ar. şıdk’dan tasdik). 1. Gerçek, doğru olduğunu belirtme, doğrulama. —2. Onay, onaylama: Bir tayinin tasdiki. —3. Tasdik edilmek, doğrulanmak; onaylanmak. I| Tasdik etmek, doğrulamak; onayla...

çoğl. a. (ar. taşdi’”\n çoğl. taşdi’ât). Esk. Baş ağrıtmalar, can sıkmalar....

a. (ar. sudandan taşdf). Esk. 1. Baş ağrıtma, can sıkma: “Bu mektupla seni tasdiden maksadımın ne olduğunu anlatayım” (Baha Tevfik). —2. Tasdi etmek, rahatsız etmek, can sıkmak: “Nic...

, Valais Alpleri’nde (İsviçre) doruk, Mischabel kütlesinde; 4 490 m. Doruğa ilk tırmanışı İngiliz dağcılardan J. L. Davies ve J. W. Hayvvard (rehberleri J. ve S. Taugwalder ve J. Sommermatter il...

(Louis Alexandre), ka- nadalı avukat ve siyaset adamı (Ouöbec 1867 – ay. y. 1952). Liberal milletvekili (1900-1936), Bayındırlık (1907) ve Çalışma (1909) bakanı, 1920’den 1936’ya kadar da ...

(Angelo), İtalyan kökenli transız siyaset adamı ve tarihçi (Moretta, İtalya, 1892 – Paris 1960). Kuruluşundan beri İtalyan komünist partisi’nin, sonra parti sekreterliğinin üyesi (1923) oldu. 19...

a. (tas ve fars. -öâz’dan tas -bsz). Sey. oy. Taslarla gözbağcılık ve el çabukluğu hünerleri sergileyen sanatçı. (Geniş entarilerinin altına sakladıkları boş ya da yemek dolu tasları, tencereleri çıka...

a. (ar. taşannu’). Esk. Yapmacık, bir şeyi olduğundan daha güzel gösterme, sanat yapma: “…yazılarında süs yok, tasannu yok, vezin yahut kafiye hatırı için kabul edilmiş vazifesiz kelime yok…&#82...

a. (ar. şulb’den taşallüb). Esk. 1. Katılaşma, sertleşme. —2. Sağlamlaştırma. —3. Din konusunda tutucu davranma. —Esk. anat. Tasallüb-i cild, derinin sertleşmesi. || Tasallüb-i dimağ, beyin sert...

a. (ar şalef’ten taşallüf). Esk. Kendisini olduğundan üstün gösterme, üstün özelliklere sahipmiş gibi övünme: “His ve fikir sahtekârlıkları, riyakârlığı, tasallüf, hülasa bütün bu iğrenç ş...

a. (ar. salatet’ten tasallut). 1. Saldırı, musallat olma: “Kim derdi ki, bir vakitler bir muacciz hayaletin tasallutundan kaçar gibi kaçtığı Şerife Hanım onu böyle arkasından koşturacaktı&...

gçz. f. Bir şeyi üzüntü konusu yapmak; kaygılanmak: Tasalanma, zamanı gelince borcumuzu öderiz. Benim için tasalanma, artık kendime bakabilirim. Geç kalırım diye tasalanıyorsan, gitmeyeyim....