(ar. şadr’dan taşaddur). Esk. 1. Baş köşeye oturma. —2. Başa geçme, ileride olma. —3. Tasaddur etmek, baş köşede oturmak; başa geçmek....

u a. (ar tasadduk). Esk. 1. Sadaka verme: ‘Ül tasadduk yazılur defterine” (Ahmedi, XIV. yy.). —2. Tasadduk etmek, eylemek, sadaka olarak vermek: “Onları fukaraya tasadduk eyle deyive...

a (ar taşaddi). Esk. 1. Bir işe girişme, başlama: “Bil illeti kıl sonra mü- davata tasaddi” (Ziya Paşa, XIX. yy.).—2. Tasaddi etmek, bir işe girişmek....

Mindanao’nun (Filipin- ler) güneyindeki dağlık bölgelerde yaşayan endonezya dil grubundan bir etni. Toplamacılık; balıkçılık ve avcılıkla beslenen yerleşik bir yaşam sürdüren, doğal mağaralarda barına...

a. (fars. fâse’den). 1. Bir kimseyi tedirgin eden, endişelendiren, üzen düşünce; kaygı, dert: Hiçbir tasanız olmasın, ben her şeyi hallederim. Tasayı bırak, neredeyse gelirler. —2. Tasa çekmek, ...

sıf. (fr. tartronique). Org. kim. Tartrorıik asit, formülü HOCO—CHOH —COOH olan hidroksipropan-dioik asidin yaygın adı. (Eşan. hİdroksimalonİk ASİT.) Altın tartıcısı (1664) Gârard Dou’nun yapıtı...

a. (fr. tart’razine). Boyar- mad. Formülü C16H9N4Na309S2 olan, di- hidroksitartarik asidin fenilhidrazinsülfonik asitle birlikte ısıtılması sonunda-elde edilen boyarmadde; hem yünü ve ipeği sa S...

g. f. 1. Bir şeyi, bir kimseyi (bir şeyle) tartmak, belli bir araç kullanarak ve bir birime oranlayarak ağırlığını saptamak: Bir paketi teraziyle tartmak. Bir yükü kantarla tartmak. Bir bebeği tartıyl...

a. Tartmak eylemi, tartmak işi. —Bine. Yarışmalardan önce jokeyin ve atın üzerine konulacakların tartı hakemin- ce tartılması. —Ruhbil. Karma bir notun hesaplanmasına giren çeşitli değişkenlere katsay...

(Giuseppe), İtalyan kemancı, besteci ve kuramcı (Pirano, istria, 1692 – Padova 1770). Din adamı olmaktan vazgeçerek Padova Üniversitesi’nde felsefe ve edebiyat okudu (1708). Elisabetta Pre...

. (ar. rüfubet’ten tartib). Esk. 1. Islatma, nemlendirme. —2. Tazelik verme. —3. Hoşlandırma, tat verme. —4. Tartib etmek, ıslatmak; tazelik kazandırmak; tat vermek: “Buy-i gül ü hurşid il...

. Hiçbir tartışmaya yol açmayacak kadar kesin bir şey için kullanılır: Bir karşılaşmanın, bir yarışmanın tartışmasız galibi....

I sıf. 1. Tartışmalı geçen, herhangi bir tonunun tartışıldığı: Tartışmalı oturum. —2. Güvenilir ya da kesin olmayan, hakkında çok değişik görüşler bulunan: Oldukça tartışmalı bir konu. —Dilbil. Özneni...

g. f. (tartmak’tan). 1. (Bir sorunu, bir tasarıyı vb.) tartışmak, iki ya da daha çok kişi ya da bir grup sözkonusuysa, iyice kavramak, bir çözüm getirmek, bir karara bağlamak için, sorunu karşıt yönle...

Bir şeyi tartışmak, karşıt ya da değişik yönlerini ortaya koymak eylemi, o şeyin çözümlenmesini, eleştirili incelemesini yapmak işi: Meclis’te bu yasa tasarısının tartışması günlerce sürdü. Bu s...