kelâm âlimlerinin en meşhûrla- rından. İsmi, Muhammed bin Tayyib bin Muhammed bin Câfer; künyesi Ebû Bekr, lakabı Bâkıllâ- nî el-Eş’arî’dir. Bâkıllânî veya Kâdı diye şöhre bulmuştur. Doğum târihi kesin bilinmemekle be râber 941 (H.330) senesinde Basra’da doğduğı kabûl edilmektedir. 1013 (H. 403) senesinde Bağ dât’ta vefât etti. İlk tahsîline Basra’da başlayan Bâkıllânî, za mâninin meşhûr âlimlerinden ilim öğrendi. Ke lâm ilmini Ebü’l-Hasan Eş’ârî’nin meşhûr talebe lerinden İbn-i Mücâhid Tâî’den tahsil etti. Ayrıca Ebû İshak el-İsferâînî, Ebû Bekr bin Fûrek v< Ebü’l-Hasan el-Bâhilî gibi âlimlerden ders aldı Bağdât’a giderek Ebû Bekr bin Mâlik Katiî, Eb( Ahmed Hüseyin bin Ali Nişâbûrî gibi hadîs âlim lerinden ders aldı ve hadîs öğrendi. Tahsilini ta marnlayıp, kelâm ilminde çok iyi yetiştikten son ra, Bağdât’ta Câmi-i Mansûr’da ders vermeye vı kıymetli eserler yazmaya başladı. İlimdeki şöhre ti yayılıp, hükümdâr ve devlet adamlarından büyül îtibâr gördü. Adudüddevle tarafından Bizans’a elçi gönde rilen Bâkıllânî, Bizans hükümdârının kendi hu zûruna eğilerek girmesini sağlamak için hazırlat tığı dar ve alçak dehlizden ters dönüp eğilerel
Yeni Rehber Ansiklopedisi 14,
Kimyasal maddelerle işlem görmüş bloklar; işçiler bakır tabakalarını ayırıp onları kalıplar halinde işlemeye getirilirler.
Bakır işlemeciliğinde önde gelen illerimizden Kahramanmaraş’ta bir usta yaptığı eserleriyle görülmektedir.
uzaması ise % 30 Zn ihtivâ eden alaşımda en yüksektir. Saf bakıra göre % 40 daha fazladır, a pirinci soğukta şekillendirilebilir. Döküm kâbiliyeti iyi değildir. a + p pirinci soğukta şekillendirilemez. Fakat talaşlı işlenmesi kolaydır. Kurşun katılırsa daha da iyi olur. Pirincin rengi sarı olduğu için süs eşyâsı yapımında, ısı değiştiricilerde, dövme ve haddeleme gibi usûllerle şekillendirilmesi zorunlu olan parçalarda, çalgı âletleri yapımında silah fişekleri yapımında kullanılır. Pirinç içerisinde Ni (nikel) bulunursa, mukâvemet daha da yükselir. Mn (mangan), deniz suyu ve kızgın buharlara karşı direnci artırır. Al (alüminyum) yüksek sıcaklıkta oksitlenmeye karşı direnci artırır. Bakırın Zn’dan başka diğer elemanlarla yaptığı alaşımlara bronz denir. En fazla bulunan alaşım elemanına göre isimlendirilir. Bronzlar içerisinde en fazla kullanılan kalay bronzudur. % 9’dan daha az Sn ihtiva eden alaşımlar soğukta ve sıcakta dövülebilir. Bunlara dövme alaşımları denir. % 9- 20 arasında kalay ihtivâ eden alaşımlar oldukça serttir ve döküm olarak îmal edilirler. Bronzlar korozyon ve aşınmaya oldukça dayanıklıdırlar. Kaymalı yatakların önemli bir kısmını oluşturmaktadır. Türbin, dişli, sonsuz vida ve benzeri uygulamalarda kullanılır. Kalayın fiatı çinkonun yaklaşık olarak 10 katı kadardır. Bu sebepten bronz alaşımları pirince göre çok pahalıdırlar. Berilyum bronzu % 1-3 arasında berilyum ihtiva eder. Berilyum oranı düşüktür. Fakat nadir elementlerden olduğu için en pahalı ve aynı zamanda en mukavim bakır alaşımıdır. Mangan bronzu % 12’ye kadar mangan ihtivâ edebilir ve 400°C’ye kadar sıcaklıklarda kullanılabilir. Kalay ve çinkonun toplam oranının % 15’i geçmediği bakır alaşımlarına kızıl döküm denir. Döküm kabiliyetleri ve korozyon dayanıklığı iyi olduğundan, gemi pervaneleri, kâğıt haddeleri, vana imâlatında kullanılırlar.
Elde edilmesi: Bakır filizleri genellikle % 1-2 civarında bakır ihtiva ettiklerinden, önce filizler zenginleştirilir. Mineraller önce kırılır, sonra öğütülür. Öğütülen mineraller flatasyon (yüzdürme) metodu ile zenginleştirilir. Bu metodla mevcut bakır minerallerinin % 90’ı diğer yabancı kısımlardan ayrılır ki, bu kısım % 32 bakır ihtiva eder. Okside bakır minerallerine ise flatasyon metodu uygulanmaz. Bunlar doğrudan doğruya asid ile yıkama ameliyesine gönderilir. Flatasyon yapmak için konulan 100 kg bakır cevherinden ancak 1 kg zengin bakır cevheri elde edilir ki bu da kırma, öğütme ve flatasyon işleminin mâden ocaklarında yapılmasının gerektiğini gösterir. Flatasyon ile zenginleştirilmiş sülfürlü cevherler kavurma işlemine tâbi tutulur. Bu da yüksek sıcaklıkta sülfürlü cevherlerin hava akımına tabi tutulmasıdır. Bu esnâda erime olmamalıdır. Kavurma işleminde, cevherde bulunan kükürtlerin biı kısmı S02 (kükürt dioksit) hâline döndürülerek yok edilir. Geriye demir ve bakır oksid kalır. Kavurma fırınından gelen zenginleştirilmiş cevherler cevher fırınında eritmeye tâbi tutulur. Burada ısıtma gazla veya pulvarize edilmiş kömürle yapılır. Eritme işleminin sonunda iki tabaka teşekkül eder ki, biri curuf, diğeri (altta) mattır. Matta demir ve bakır sülfürler bulunur. Ayrıca matta serbest bakırın çok olması istenmez. Bakır miktarı ekseri % 40-45 ’tir. Elde edilen mat, ağırlığının 1/4’ü kadar silis mineralleriyle sıcak konvertere yüklenir. Yarım saat hava üflenir. Önemli miktarda curuf teşekkül eder. Bu curuf alındıktan sonra yeniden mat ve silis ilâve edilerek tekrar hava üflenir. Bu işlemleı tekrarlanarak 200-300 ton mat, 60-120 ton blisteı bakır elde edilir. Bu blister bakır % 98-99,5 saflıkta olabilir. Curufta ise % 1,5-2,5 bakır bulunabilir. Konvertere hava üflenmesiyle matta bulunan demir sülfür, FeO halini alır ki bu da Si02 ile FSiO,
Yeni Rehber Ansiklopedisi 145
boyalarının îmâlâtında, deri debbağlamada ve ahşapların muhâfazasında kullanılır. Bakırın kullanılışı: Bakır, ısıyı ve elektriği en iyi ileten bir mâden oluşu sebebiyle elektrik, telefon, telgraf, kablo ve telleri elektrik motorları, dinamolar, motor sargıları, şalterler ve daha birçok benzeri sınâî araç ve gereçlerde, gemi yapımında da iç düzene âit tesislerde önemli yer tutmaktadır. Metal paraların yapımında da, diğer madenlerle birlikte alaşımlı olarak faydalanılmaktadır. Ayrıca atmosfer aşındırmasına karşı yeterli dayanıklılığı sebebiyle kanalizasyonlarda, binalarda, damlara konulan levhalarda ve bâzı yapıların dış süslemelerinde de kullanılmaktadır. Mobilyacılıkta 18. yüzyılda kaplama olarak kullanılmaya başlanılmış ise de, fiyatının yüksek oluşu sebebiyle imâlatı sürdürülememiştir. Tekstil sanayiinde de bakırın ayrı bir yeri ve önemi vardır. Almanya’da Glanzstoff adını verdikleri “bakır ipeği” bir dizi işlemlerden sonra lifler haline getirilerek inceltilip, tekstil imâlatında kullanılmaktadır. Bakır ipeğinin boyama maddelerine karşı çok iyi birleşme özelliği, vizkoz ipeğine oranla % 30 daha fazla olduğundan tekstilde öncelik taşımaktadır. Bakırcılık: Bakırdan çeşitli âlet, avadanlık, silah ve sanat ürünleri yapılmasıdır. Bulunması târih öncesine uzanan bakırın, âlet ve silah yapımında kullanılan ilk mâden olduğu bilinmektedir. İlk örneklerin Kaldea’da M.Ö.4000’lerde yapıldığı sanılmakla birlikte bu târihin daha da geriye gittiği bir gerçektir. Alet ve silah yapımında, önce tunç daha sonra demir tercih edilmiştir; ama yemek kabı, ev âletleri, ayna ve süs eşyasında bakır daha yaygın birşekilde kullanılmıştır. Döküm için elverişli olmamasına mukabil kolay işlenir bir mâdendir. Dövme, kabartma, oyma ve soğuk çekme yöntemleriyle biçim verilebilir. Bakır eşyalar genellikle yaldızlanarak, mine kaplanarak ya da üstüne değerli taşlar kakılarak bezenirdi. Bakırın kendine has kızılımsı rengi kaplamada kullanılan yaldıza daha koyu bir ton kazandırıyordu. Avrupa’da yaldızlı bakır 15 ve 16. yüzyıllarda özellikle mücevher ve süs eşyalarının yapımında çok sık kullanıldı. Pirinçten ve başka madenlerden daha ucuz olması, gündelik ev eşyaları yapımında bakırın kullanılmasını ön plana çıkarmıştır. 18. yüzyılda bakırcılıkta Sheffield levhası geliştirildi. Bu teknikte ince gümüş levhalar eritilerek bakırla karıştırılıyor, sonra istenen biçim veriliyordu. Sheffield levhası kısa sürede çok tutularak yaygınlaştı. Bunun sebebi yalnızca gümüş kaplamalı bakırın daha ucuz olması değil, som gümüşle yapılan ve beğenilen tasarımların Sheffield levhasına da uygulanabilmesiydi. Anadolu’da bakırcılığın târihi günümüzden yaklaşık 10.000 yıl önceye kadar inmektedir. Üre
BAKIR
ticiliğe geçiş safhasının önemli bir kültür merkezi olan Çatalhöyük’te cevherden arıtma yoluyla bakır elde edildiği arkeolojik kazılar sonucunda ortaya çıkmıştır. Çayönü, Çatalhöyük ve Suberde kazılarında tabiî bakırdan dövme tekniğiyle yapılmış M.Ö. 7000’e âit iğne, biz, kanca gibi küçük âletler ve bazı süs eşyaları bulunmuştur. Güneydoğu Anadolu’da yapılan kazılarda bulunan ve yaklaşık dokuz bin yıl öncesine ait olduğu sanılan üç bakır iğnenin, bilim adamlarınca dünyada bugüne kadar bilinen en eski mâdeni eşya niteliğini taşıdığı kaydedilmiştir. Osmanlı döneminde önce, Anadolu’da, daha sonra da Balkanlar’daki bakır yataklarının yoğun olarak işletilmesi sonucu bakır işçiliği doruk noktasına erişmiş, pekçok merkezde yeni atölyeler açılmıştır. Anadolu’da bakırdan kap kacak yapı- mıdövme, dökme, sıvama (tornada çekme) ve preste basma teknikleri uygulanırdı. Ham bakır kalhanelerde ergitilip 50-60 cm büyüklükte yuvarlak ya da dikdörtgen tahta kalıplara dökülerek külçe haline getirilirdi. Sonra demir bir örs üstünde çe- kiççiler tarafından düzenli aralıklarla dövülerek in- celtilirdi. Bu işlem genellikle 8 kişiden oluşan ve “dövücüler” veya “kol” denen bir ekip tarafından yapılırdı. Bu yöntem 20. yüzyılın başlarına kadar Anadolu’da ve Balkanlar’da varlığını korudu. Sonraları “şahmerdan” denen büyük otomatik çekiçler, insan gücüyle dövülerek yapılan inceltme işleminin güçlüğünü ortadan kaldırdı. Daha sonra “hadde silindirleri” adı verilen makinalarda, özel silindirler arasından geçirilen bakır külçeleri, istenen incelikte levhalar hâline getirilmeye başlandı. Bugün yalnizca, Muğla’ya bağlı Yatağan ilçesinin Kavaklıdere bucağında, ağırlığı 100-120 kg arasında değişen 1 metre boyunda leblebici tavaları, külçenin uzun ağır çekiçlerle dövülmesiyle yapılmaktadır. Dövme tekniğiyle kap yapımı çok zaman istediğinden, sonraları sıvama tekniği kullanılmaya başlanmıştır. Bu teknik, yapılacak kabın tornaya bağlanmış kalıbına özel demir çubuklar yardımıyla bakırın sıvanması yani bakır levhanın kalıbın biçimini almasının sağlaı ması işlemidir. Elde edilen ürün dövme olarak yapılan kaplar kadar dayanıklı olmasa da, böylece seri üretim nedeniyle maliyet düşürülmektedir. Daha seri bir üretim yolu olan preste basmada ise insan emeği hemen hemen yok gibidir.






