Home / wiki / MALAZGİRT MEYDAN MUHAREBESİ

MALAZGİRT MEYDAN MUHAREBESİ

MALAZGİRT MEYDAN MUHAREBESİ;
Türklere Anadolu’yu kazandıran, Selçuklu-Bizans
Savaşı. Büyük Selçuklu Devleti Sultanı Alparslan
ile Bizans İmparatoru Romen Diojen kuvvetleri
arasında 26 Ağustos 1071 târihinde Doğu
Anadolu’da Malazgirt Ovasında meydana geldi. Bu
muhârebe, dînî, millî, siyâsî, askerî neticeleri ve
Türk-İslâm târihinin en büyük zaferlerinden biri olması
bakımından önemlidir.
Selçuklu Türkleri, Malazgirt Meydan Muhârebesinden
daha yıllar önce Allahü teâlânm dînini
yaymak için Anadolu içlerine gazâ akınları tertib
ettiler. Bu akınlarda Anadolu’nun Türklerin
yerleşmesine müsait coğrafî husûsiyet ve zenginliklere
sâhip olduğu tespit edildi. Selçuklu Türklerinin
Anadolu’ya akınları, Bizans Devletini telaşlandırdı.
Akıncıların bu gazâlarında, Anadolu
ahâlisine terör ve tahribâttan ziyâde adâletle muâmelesi,
zâlimleri ortadan kaldırmaları, can, mal,
ırz emniyetini sağlamaları, bölge halkının Selçuklu
idâresini gönülden tercih etmelerine yol açtı.
Doğu hududundaki hâdiseleri dikkatle takib
eden Bizanslı idareciler; ülkelerinin bütünlüğü ve
devletin bekâsı için tedbir almaya başladılar. Bizans’ın
ancak meşhur târihi entrikalarla yüzyıllardan
beri Anadolu’da hâkimiyetini koruyabilmesi,
zulme varan sıkı tedbirleri, halka kötü muâmelesi,
yerli ahâlinin Türklerin idâresini tercih etmelerini
daha da kolaylaştırdı.
Bizans İmparatoru Romanos Diogenes (Romen
Diojen) iyi bir cengâverdi. Fakat hânedân mensubu
değildi. Askerlik bilgisi, tecrübe ve cesâreti, dul
Bizans İmparatoriçesi Eudoxie’nin dikkatini çektiğinden
diğer aday ve teklifleri reddederek,
1068’de Diojen’i tercih etmesine sebep oldu. Hânedân
dışından bir şahsın Bizans İmparatorluğuna
getirilmesi üzerine asiller, iktidâra karşı cephe
aldılar. Ülke içindeki muhâlefeti tasfiye etmekle
meşgul olan Diojen, zekâ ve tecrübesine inandığı
şahısları devlet kadrolarında vazifelendirip, Bizans’ın
doğu hududundaki hâdiseleri de dikkatle
takib ettirdi. Ani ve Kars’ı zaptederek Ani’nin askerî
mevkilerini tahrib eden Selçuklulara karşı,
tahta çıkışından, 1071 yılına kadar her yıl sefere
çıktı. 1068’de Pozantı’ya, 1069’da Palu’ya kadar
geldi. 1070’te de Kayseri’ye ordu gönderdi. Bu seferlerle
Bizans ordusunun muhârebe kâbiliyeti ve
tecrübesi arttırılıp, disiplinli olması sağlandı.
Selçuklu akınlarının Ege Denizine, Marmara’ya
kadar uzanması ve 1071 ’de Şiî- Fâtimî Devletinin
İslâm ülkeleri ve Abbâsî Halifeliği içintehlike arz etmesi üzerine, Mısır Seferine çıkan
Selçuklu Sultanı, Suriye’de bulunuyordu. Türklerin
Suriye topraklarındaki harekâtını haber alan Bizans
İmparatoru Diojen, doğuya hareket etti. Hareketinden
önce verdiği nutukta azmini şöyle belirtiyordu:
“Doğu hudutlarımızda büyük bir İslâm tehlikesi
belirmiştir. Bu tehlikeyi büyümeden ortadan
kaldırmalıyız. Ordunun başında; bu tehlikeyi kesin
olarak kaldırmaya gidiyorum.”
Romen Diojen, 13 Mart 1071’de İstanbul’dan
200.000’den ziyâde Frank, Norman, Slav, Gürcü,
Abaza, Ermeni ve Rumeli’de yaşayan İslâm dînini
kabul etmemiş Peçenek ve Uz Türklerinden de
ücretli asker alarak Anadolu’ya geçti.
Bütün kaynaklarını seferber ederek hazırladığı
ordusuna güvenen Diojen, BizanslIlara büyük
zaferle dönmeyi vâdediyordu. Sivas’a gelen Diojen
bu bölgedeki Ermeni Prensleri ile ahâlisini
toptan öldürttü. Ermenilerin mallarını askerlerine
yağma ettirdi. Sivas’tan hareket etmeden önce generalleri
ile harp meclisi kurdu. Bu harp meclisinde
muhârebenin alınacak karar, plân ve hedefi tâyin
edilecekti. Gerçi Diojen’in plân ve hedefi kafasında
çizilmişti. Bu, Türklerin Anadolu’ya bir daha
akın yapmamalarını sağlayacak bir plândı.
İran’ın içlerine ilerleyecek, Türkleri daha da doğuya
sürecek başşehirlerini zaptedecekti. İmparator,
yalnız Anadolu’yu elinde bulundurmak ve
Türkleri yok etmek değil, bütün İslâm ülkelerini de
almaya karar vermişti. Horasan, Rey, Irak-ı Acem
ve Arap, Suriye vâliliklerini komutanlarına vermeyi
tasarlamış ve hattâ vâdetmişti. İstilâ edeceği
İslâm ülkelerindeki câmilerin yerine kiliseler açmayı
ve bu sûretle İslâm dînini ortadan kaldırmayı
da aklına koymuştu. Harp meclisinde generallerden,
tâkib edilmesini lüzumlu gördükleri tekliflerin
ortaya konmasını istedi.Sivas’taki harb meclisinde, yapılacak harekâtın
plân ve hedefi hakkında, iki ana teklif ortaya çıktı.
Birincisi; Bizans ordusunun en bilgili ve tecrübeli komutanlarından
Rumeli ordusu kumandanı General
Nikefor Bryennes ile iyi bir stratejist ve tecrübeli bir
komutan olan Türk asıllı general Magistors Tarkhal
(Jozeph Tarhchaniotes)dan geldi. Bu iki general,
hudut boylarındaki tecrübelerine dayanarak, Türklere
karşı çok ihtiyatlı harekâta girişmeyi tavsiye
edip, ordunun Erzurum’a kadar ilerleyerek, burada
Türk ordusunu muharebeye zorlayacak ve kışkırtacak
bir tertibin alınmasını, bu sûretle muhârebenin
kendi topraklan içinde yapılarak lojistik desteğin kolay
laştınlmasım ve Türklerin istifâdesine yarayacak
her türlü maddî imkânların tahrib edilmesini teklif
ettiler. Bu teklife karşılık, İmparator’a hoş görünmek
isteyen ikinci teklif sâhibi muhalif generaller ise, hedefin
daha derin olmasını ve ordunun vakit kaybetmeden
Erzurum’a vanp, İran’a yönelmesini ve Türk
ordusu ile nerede rastlanırsa orada, daha ziyâde
Türk ülkeleri içinde harp edilerek yok edilmesini teklif
edip, birincileri korkaklıkla itham ettiler. Bu son
teklif, esâsen Bizans İmparatoru’nun plânma uygun
düştüğünden ordunun doğuya hareketini emretti.
Bizans ordusunun doğuya hareketini haber alan
Büyük Selçuklu Sultanı Alparslan, Mısır Seferinden
vazgeçti. Suriye’den geri dönüşte önce doğuya yönelerek
gerekli savaş hazırlıklarını yaptı. Bu arada
karakulakları (casus) vâsıtalarıyla da BizanslIlara,
Türklerin Rey’e çekildiği haberlerini yaymakta idi.
Nihayet Diyarbekir’den kuzeye yöneldi ve Bizans’ın
beklemediği bir anda Malazgirt’in doğusunda
ordugâhını kurup savaş hazırlığına başladı.
Alparslan, muhârebe azmiyle ordugâh kurarken,
önceden düşmanla döğüşeceğini Bağdat’taki Abbâsî
Halifesine bildirdi. Büyük Sultan, savaş başlamadan
evvel, Halife El-Kâim (1031-1075)in gönderdiği
İbnü’l-Mahleban’ı, değerli komutanlarından Sav
Tigin’le birlikte Diojen’e elçi gönderdi.
Sultan Alparslan’ın heyeti, 25 Ağustos 1071 sabahı
Bizans ordugâhında hafife alınıp, hakârete uğradı.
Diojen heyet başkanına; “Kışlamak için İsfehan’ın
mı, yoksa Hemedan’ın mı” daha iyi olduğunu
sordu. Sulh teklifini şiddetle reddedip; “Sultânınıza
söyleyiniz; kendileriyle sulh müzâkerelerini
Rey’de yapacağım, ordumu İsfehan’da kışlatıp,
Hemedan’da sulayacağım.” Heyet başkanı da, Diojen’e;
“Atlannızm Hemedan’da kışlayacaklanndan
ben de eminim, fakat sizin nerede kışlayacağınızı bilemiyorum.”
diyerek gereken karşılığı verdi.
Sultan Alparslan, muhârebe öncesi Halife’den
duâ taleb etti. Abbâsî Halifesi, câmilerde cumâ hutbesinde
Alparslan ve ordusunun muzaffer olması
için okunacak hutbe metni gönderdi. Muharebe gecesi,
Alparslan ayırdığı bir kuvvetle Bizanslılan, atılan
ok ve naralar ile bütün gece tâciz ederek yorgun
bir hâle düşürdü. Selçuklular, Bizanslı safında bulunan
Türk asıllı birliklerle temas kurdu. Onların Bizans
ordugâhından aynlarak Selçuklu ordusuna katılmalarını
temin etti.
Malazgirt Muhârebesinde Bizans ordusunun
kumanda kademesi şu şekilde idi: Merkezde Bizans
İmparatoru Romen Diojen olup, yanında hassa
ve seçkin birlikler vardı. Sağ kanatta, Anadolu orduşu kumandanı Mikhail Attalicpiates; sol kanatta
Rumeli ordusu kumandanı Nikefor Bryennes; ihtiyatta
da Andronikos Doucas vazifeliydi. Bizans ordusunun
taktiği Türkleri imhâ etmekti. Sultan Alparslan
kumandasındaki kırk bin kişilik Selçuklu
ordusu, yarım hilâl şeklinde tertib aldı. Hafif süvâri
kıt’alan, kanatlara yerleştirildi. Ordu merkezi,
düşman karşısında birleşmeden yavaş yavaş geri
çekilecek ve onu hırpalayacak, at üstünde ok atan süvariler,
düşmanın yan ve gerilerine taarruz ederek,
Bizans ordusunu dağıtmaya çalışacaklardı. Taarruza
katılan düşman süvarisi ezilerek geri atılacaktı. Bu
şekilde ilerleyen düşman ordusu, karargâhından kâfi
derecede uzaklaştıktan sonra baskın kıt’alan düşmanın
gerilerine taarruz edecek, asıl ordu da, bir ağırlık
teşkil ederek, düşmanın kanatlarından birine taarruzla,
onu yıktıktan sonra saldırıyı diğer kanada çevirmek
sûretiyle neticeye gidilecekti.
Selçuklu Sultanı Alparslan, âlim ve devlet
adamlarının tavsiyesiyle, muhârebeyi Cumâ günü
yapmayı tercih etti: 26 Ağustos Cumâ günü askerlerini
toplayan Alparslan atından inip secdeye vardı;
“Yâ Rabbî sana tevekkül ediyor, azametin karşısında
yüzümü yere sürüyor ve senin uğrunda cihâd
ediyorum. Yâ Rabbî niyetim hâlistir. Bana yardım
et; sözlerimde hilaf varsa beni kahret!” diye duâ
etti. Sonra askerlerine dönerek; “Burada Allahü teâlâdan
başka bir sultan yoktur, emir ve kader O’nun
elindedir. Bu sebeple benimle birlikte cihâd etmekte
veya benden ayrılmakta serbestsiniz.” dedi.
Askerler coşarak hep bir ağızdan; “Asla emrinden
ayrılmayacağız.” mukabelesinde bulundular. Sonra
hepsi ağlayarak helâlleştiler. Sultan, beyazlar
giydi. Atının kuyruğunu bağlayıp, eline er silâhı olan
gürzü alıp, şöyle hitap etti: “Askerlerim! Şehit olursam,
bu beyaz elbise kefenim olsun. O zaman rûhum
göklere çıkacaktır. Benden sonra oğlum Melikşâh’ı
tahta çıkarınız ve ona bağlı kalınız. Zaferi kazanırsak
istikbâl bizimdir.” Bu nutku, hitabet sanatının
ve muhârebe öncesi psikolojik şartlarının bütün inceliklerine
sâhipti. Askerler coşup, şevke geldi.
Cumâ namazından sonra başlayan muhârebede
Sultan Alparslan, fevkalâde bir muhârebe taktiği uyguladı.
Bozkır çevirme hareketiyle, Türk ordusu
hilâl şeklinde yayıldı. Muhârebenin başlamasından
iki saat sonra, Peçenek ve Uz Türkleri BizanslIlardan
ayrılıp, millî bir his ile Müslüman Selçuklu
Sultanı’na tâbi oldular.
Mezhep baskısı sebebiyle BizanslIlara kırgın ve
kızgın bulunan Ermeni kuvvetleri de, muhârebe
meydanını terketti. Bu hâdiseler, BizanslIlarda mânevî
bozguna yol açtı. Bizans ordusunda Türklerin ok,
gürz ve kılıcından kurtulanların, akşam teslim olmaya
canattıkları görüldü. Cengâverliğine rağmen hiçbir
şey yapamayan mağrur Bizans İmparatoru Diojen,
yaralı halde bütün mâiyeti ile berâber esir edildi.Malazgirt meydanındaki mücâdeleden yenik
çıkan İmparator, Sultan’m huzuruna getirildiğinde,
utancından başını kaldıramıyordu. Sultan Alparslan,
onu nezâketle kabul edip oturttu, gönlünü aldı. Diojen,
muhârebe öncesi muazzam ordusunun Türkleri
muhakkak yeneceğine inandığını îtirâf etti. Sultan
Alparslan; “Eğer zafer sizin olsaydı, bana ne yapardın?”
diye sordu. Diojen öldürteceğini açıklayamadı.
“Kamçılardım.” cevabını verdi. Alparslan;
“Benim size ne yapacağımı düşünüyorsunuz?”
diye sordu. “Ya öldürtürsünüz, yâhut İslâm memleketlerinde
bir esir gibi dolaştınr, süründürürsünüz.
Belki de… Fakat onu düşünmek bile istemiyorum;
mümkün görmüyorum, ama… Belki de, affedersiniz!”
dedi. Alparslan yenilgiye uğramış bir insanı
daha da küçük düşürmek istemedi. Bizans İmparatorunu
affetti. Ağır şartlarla antlaşma imzâladı. Fakat
Romen Diojen dönüşünde Bizanslılar tarafından
Türklerden görmediği hakâretlere uğrayıp öldürüldü.
Yeni Bizans İmparatoru Yedinci Mihail, Diojen’in
Türklerle yaptığı anlaşmayı kabul etmedi.
Kazanılan büyük zaferden dolayı Abbâsî Halifesi,
Sultan’a tebrik ve teşekkür mektupları gönderdi.
Birçok İslâm şâiri, Alparslan’ı metheden kasideler
yazdılar.
Türklerin yeni yurt edinmesini sağlayan Malazgirt
Zaferinden sonra, on beş yıl içinde Anadolu
ele geçirildi. Bu zaferle Anadolu’nun tapusu, Türklerin
eline geçti. Bu bakımdan, Malazgirt Zaferi,
Türk ve dünyâ târihinde bir dönüm noktası oldu.
Anadolu’ya, burayı vatan edinen Selçuklu Türkleri
ile diğer Türk boyları yerleştirildi. Bozkır kültüründen,
İslâm medeniyeti dâiresine bütünüyle giren
Türklerin dünyâ görüşü daha da gelişti. Doğudan
gelen göçebe Türkler, Anadolu’da yerleşik medeniyete
geçirildi. Şehirler kurup geliştirerek kültür, sanat,
sosyal müesseseler tesis edildi. Kıymetli mîmâri
eserleriyle bu yerleşim merkezleri süslendi.

Cevap bırakın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir