(ar. cevâb’- dan isticâbe veya isticâbet). Esk. Duanın veya niyazın Tanrı tarafından kabul edilmesini dileme. || İsticâbe etmek. [Dua için] Kabul etmek,...
(ar. bedd’- den istibdad, başlı başına olma, bağımsızlık). Tek bir yöneticinin toplumu baskı altında tutması, mutlak hâkimiyet: istibdat bir şahsın sorumsuzluğu devridir (F. R. Atay). istibdat yalnız ...
Esk. Uzak bulma, mümkün görmeme. || istibat etmek, ayırmak, uzak görmek: Bakıp yıldızlara hayretle istibat eder bir kuş (Abdülhak Hâmid)....
(ar. v a ^ ’dan istfiâb). Esk. içine alma, sığdırma. || Tutma, kaplama. || İstiab etmek, içine almak, çevrelemek: Seni ancak ebediyyetler eder istiab (M. Â. Ersoy). || İstiab haddi, en fazla alabilme ...
Esk. Başkasından yardım isteme. || İstiane etmek, yardım istemek. — Ed. Esk. Bir fikri tamamlamak için başkalarının sözlerini alma, iktibas etme. + istia n â t çoğl. i. Esk. Yardım istemeler....
sıf. (fr. hysterique). İsteri halleri gösteren: Sonra yeni yetişen erkek çocuklara düşkün işsiz, güçsüz zengin isterik kadınlar (H. E. Adıvar). Bk. HİSTERİ....
