geçi. f. (istif’ten istif-le-mek). Düzgün olarak üst üste yığmak: Çamaşırları dolaba istifledi. — Denize, ve Havc. Bir gemiye veya uçağa yüklenen yükü metotlu ve sağlam bir biçimde yerleştirmek. — Mut...

i. (istiflemek*ten istifle-me). İstiflemek işi, biriktirme, istif etme. — Teknol. Bk. ansİkl. — Tütüncülük. Yaprak tütün denklerini tütün depolarında veya tütün işlenen fabrikalarda düzenli bir biçimd...

i. (ar. fehm’den istifham). [Zihinde meydana gelen] Soru: Dudaklarındaki giryende bûseler, yâhût / O gözlerindeki nili sükût-ı istifhâm (Ahmed Hâşim). Hulâsa her çelişme, her soru, her istifham başka ...

i. (istifçVden istifçi-lik). İstif yapma işi. || Mec. Bir malın fiyatını yükseltmek gayesiyle saklayarak piyasada sıkıntıya yolaçma....

i. (istif’ten istif-çi). Malları istif etmekle görevli kimse. || Mec. Bir malın fiyatını yükseltmek için o malı saklayarak sonradan piyasaya süren kimse,...

i. (ar. feyz’ den istifâza). Esk. Feyz alma, bir kimsenin manevî bilgisinden yararlanma: Bir mania ile, istifazaya müsait olduğu pertevdi ikbalden mahrum kalan ashab-i istidat gibi (Namık Kemal),...

blş. i. (ar. isti<-fâ> ve fars. nâme’den isti<-fa>-nâme). Bir görevden ayrılmayı, af edilme isteğini bildiren dilekçe: Bu istifanamenin altında, renkli kalemle, şunlar yazılıdır: «İstifaya...

Esk. Bir kimseden bir şeyi yapmasını isteme veya rica etme. — Gram. Esk. tstif al babı, arap gramerinde mezidünfih sülâsî mastarların (kıyasî mastar) baplarından biri, (istifal babında mastar genellik...

[Maddî veya manevî bakımdan] Yararlanma, yarar sağlama: Mektebin haraplığı onların istifadesine başka türlü hizmet eder (Ömer Seyfeddin). Ve sime’den şu veya bu suretle istifadeyi tasarlıyordu (Vâ-Nû)...

Kendi isteğiyle bir görevden ayrılma: Aile darmadağın… İstifa sebebi anlaşılıyor (Ahmed Rasim). [Bk. ansİkl. Huk. böl.] || İşten ayrılma isteğini belirten dilekçe: Hemen zorla sana istifanı yazd...

(ital. stivare, düzenli bir şekilde yığmak, istif etmek’ten). Eşyaların düzgün bir şekilde üst üste konulması ve böylelikle meydana gelen yığın. || tstif etmek, düzgün bir şekilde üst üste yığmak, sır...

Esk. Derece derece artma, basamak basamak ilerleme. || Hakkı olmadığı halde şansın yardımıyle yükselme. — Din. iman etmeyen bir kimsenin gösterdiği keramet. — Tasav. Kötünün hile yoluyle iyi olarak or...

Bir mesele hakkında delillere dayanarak sonuç çıkarma: Bu ıttılâ nasıl istidlâller neticesiyle böyle birkaç aylık bir devri içinde husule geliverir? (H. Z. Uşaklıgil). || İstidlal etmek, delillere day...

sıf. (istidat’tan istidat-lı). istidadı olan, yetenekli: Çünkü ben otuz senedir bu kadar istidatlı bir talebeye tesadüf etmedim (H. E. Adıvar)....

Yaratılıştan gelen veya sonradan edinilmiş yetenek: Bunu, […] kuvvetli, önüne geçilmez bir istidat zorladığı için de yazmış değilim (A. H. Tanpınar). Bu kodaman bizim Mösyö’nün uydurmacılığa kar...

sıf. Esk. istidarînin dişili. — Fizyol. Esk. Hareket-i istidariye, sindirim esnasında mide ve bağırsakların yaptığı dalgalı hareket, peristaltik....

i. (ar. devr’den istidâre). Esk. Çember biçimine girme, dairevî, yuvarlak olma. II Devr etme, dönme, dolaşma. || İstidare etmek, dönmek, dolaşmak. — Astron. Esk. İstidâre-i kamer, ayın dolunay şekline...

i. (ar. deyn’den istidâne). Esk. Borç veya ödünç olarak alma: Bütün emlâkini elden çıkaracak surette istidâneye mecbur ise… (Namık Kemal). || İstidâne etmek, borç almak,...

i. (ar. du<â’dan istid<â>). Bir şey dilemek, istemek için yazılan yazı: Saraya giden bu gibi istidaların çoğu cevapsız kalırmış (Ş. S. Aydemir). [Eşanl. d İlek çe.] || Esk. Tanrı’dan bir şey ...

i. (ar. cevab’- dan isticvâb). Esk. Sorguya çekme, söyletme. Sorgu: Gelin nihayet Nihal’i isticvaba başlamış idi (H. Z. Uşaklıgil). || İsticvap etmek, sorguya çekmek: Siz bir defa mahdum beyi isticvap...