Home / wiki / BAYAT BOYU

BAYAT BOYU

Oğuz boylarından biri. Bo- zokların Gün-Hanoğulları koluna bağlıdır. “Devleti ve nimeti bol, devlet ve nimet sâhibi” mânâsına gelen Bayat boyunun ongunu (sembolü) şahin, şölenlerdeki et payları “sağkan yağrın” (sağ kürek kemiği) kısmıdır. Kaşgarlı Mahmûd Dîvânü Lü- gati’t-Türk’te Oğuz boylarının dokuzuncusu olarak Bayat boyunu göstermiştir. Oğuzların sağ kolunda bulunan Bayat boyu ekseri Oğuz hanlarının çıktığı dört Bozok boyundan biridir. Diğer Oğuz boyları gibi Siriderya (Seyhun) Nehri kıyılarında ve kuzeydeki bozkırlarda yaşayan Bayat boyu İslâmiyetten önceki târihinde Korkut Ata (Dede Korkut) ile temsil edilmiştir. Bayat boyundan Kara Hoca’nın oğlu Korkut Ata akıllı, bilgili ve kerâmet sâhibi bir insandı. “Ala atlı kiş tonlu” Kayı İnal Yavku ile ondan sonra gelen hükümdarlar devrinde çıkan birçok zor siyâsî meseleler, Korkut Ata’nın dirâyeti sâ- yesinde halledilmiştir. Diğer Oğuz boyları gibi İslâmiyeti kabûl eden Bayat boyunun bir kısmı 11. yüzyılda Selçuklu hükümdarları idâresinde Horasan ve İran üzerinden Anadolu ve Sûriye’ye geldiler. Anadolu’ya
Moğollara ve Fransızlara karşı büyük zaferler kazanmış, dînine çok bağlı, âdil bir hükümdar olan Sultan Baybars.
kınca, onun, kuvvetli emirleri ortadan kaldırmasından çekinerek Mısır’a kaçtı. Fakat bir müddet sonra Kutuz’un başa geçmesi ile geri dönüp onun hizmetine girdi. Sultan Kutuz devrinde Moğollar Sûriye’yi işgâl etmişlerdi. Kutuz kuvvetli bir ordu hazırladı ve öncü kuvvetlerinin kumandasını Baybars’a verdi. Ayn-Calut Muhârebesinde (1260) Moğollar kanlı bir mağlûbiyete uğrayarak geri çekilmeye mecbûr oldular. Bu durum Baybars’ın şöhretini bir kat daha artırdı. Bu arada Sultan Kutuz’un devlet idâresinde sert ve şiddetli bir yol izlemesi, düşmanlarının çoğalmasına sebeb oldu. Netîcede Sultan Kutuz, 1260 yılı sonunda bir sû- ikaste uğrayarak öldürülünce, Memlûk kabîle emirleri Baybars’ı sultan olarak tanıdılar. Hükümdâr olduğu zaman yaptığı ilk iş, Kutuz’un halktan topladığı ağır vergileri kaldırmak oldu. Böylece halkın sevgisini kazandı. İsyân eden Şam Nâibi Sancar’ı 1261 yılında yaptığı savaşta kolayca mağlûp ve esir ederek Kâhire zindanına attırdı. Bu sırada Memlûkler için başta Moğollar olmak üzere kuzeyde Ermeniler, Kıbrıs Krallığı, güneyde Nubyalılar ve batıda Berberîler devamlı bir tehlike arz etmekteydiler. Bu durumu gözö- nüne alan Baybars evvelâ imparatorluk içindeki nüfûzunu artırdı. Kırek’deki Eyyûbî emîrini öldürttü. Böylece Baybars için imparatorluk içinde bir tehlike kalmamıştı. Bundan sonra dışarıdan gelebilecek tehlikelere karşı faâliyetlere.girişti. 1265 ve 1266 yıllarında Sûriye’ye iki sefer düzenleyerek Kayseriya, Arsuf ve Sis şehirlerini ele geçirdi. 1270 yılında İsmâilîler üzerine yürüyerek onları Mısır Devletine vergi vermeye mecbûr etti. Moğollara karşı birçok defâ zaferler kazanan Sultan Baybars 1277’de Elbistan civânndaki Moğol kuvvetlerini bozguna uğrattı ise de bunlar Moğolların sâdece birkaç müfrezesi idi. Moğollar, memleketinden hayli uzakta bulunan Baybars’tan intikam alabilmek için, müdâfaasız Türk halkından binlercesini öldürdüler. Anadolu’da Türklere gösterdikleri zulüm ve baskıyı artırdılar. Bu arada
Antakya yolu ile Şam’a dönen Baybars orada âni- den hastalanarak 1277 yılında 14 gün süren dizanteri netîcesinde vefât etti. Hayâtının en verimli bir devrinde ve saltanatının en parlak ve kudretli bir zamânında ölen Baybars, ortaçağ İslâm Türk târihinin en büyük sî- mâlarından biridir. Maddî ve mânevî bir çok hu- sûsiyetlere sâhip, müstesnâ bir insandı. Çok güçlü bir vücûda, sağlam bir irâdeye, benzeri görülmemiş bir cesârete ve parlak bir zekâya sâhipti. En önemli ve cesur hareketlerinde bile dâimâ ihtiyatlı hareket eder, en küçük tedbiri bile almakta ihmalkârlık göstermezdi. Harblerin en tehlikeli anlarında bir nefer gibi, ön saflarda çarpışır, tehlikelerden çekinmezdi. Sultan Baybars dînine çok bağlı olup, gerek normal bir insan ve gerekse hükümdâr olup, dînin emirlerine uymaya çok dikkat ederdi. Alimlere karşı saygı ve hürmet gösterirdi. Ehl-i sünnet mezhebine mensûb olan halkının işlerini görmek için ayrı ayrı kâdıların başına kâ- dılkudâtlar tâyini usülünü ilk önce o koymuştu. Medrese, imâret ve hastahâne gibi, hayır müesse- seleri kurarak İslâm büyüklerinin ve eski mücâhid kahramanların türbelerini tâmir ettirdi. Yoksullara yardımda bulunarak sevgisini kazanmıştı. Yabancı devlet adamlarına karşı tâkib ettiği siyâsetle Müslüman tüccarların serbest ticâret yapmalarını temin etmişti. Çok önemli bir durum olmadıkça örfî vergilere başvurmazdı. Mükemmel bir posta teşkilâtı kurarak ülkesindeki haberleşmeyi en iyi şekilde temin etmiştir. Ayrıca geniş bir câsus teşkilâtı kurmuş ve câsusları kontrol eden câsuslar da kullanmıştır. Devrin her türlü kara ve deniz harp mühimmatının yapımına büyük ehemmiyet vermiş, tersâneler kurdurtmuştur. Harp ganimetlerinin hepsini askerlere dağıtır, böylece askerlerin gönlünü alırdı.

Cevap bırakın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir