ÇAĞLAYAN; Aim. Kaskade (f), kleinerer Wasserfall (m), Fr. Chute d’eau, Cascade (f), İng. Waterfall, Cascade. Coşkun bir hâlde yüksek bir yerden dökülen su kütlesi. Şelâle olarak da bilinir. Çağl...

ÇAĞATAY HANLIĞI; Çağatay ülkesi olarak da anılan Batı ve Doğu Türkistan ile Mâverâünnehr topraklarında Çağatay Hanın kurduğu devlet. Çağatay, Cengiz Hanın eşi Börte Uçin’den olma ikinci oğludur....

ÇADIR; Alm. Zelt (n), Fr. Tente (f), pavillon (m), İng. tent, pavilion. Açık havada kurulup, sökülebilen ve kolayca taşınabilen dokumadan, keçe, bez, deri ve çuldan yapılan seyyâr mesken, barınak. Göç...

CAD DEVLETİN ADI………………….Çad Cumhûriyeti BAŞŞEHRİ……………. ………… ………… Fort-Lamy NÜFÛS...

ÇAÇABALIĞI (Clupea sprattus); Alm. Sprott (m), Fr. Sprat (m), Ing. Sprat. Familyası: Hamsigiller (Clupeidae). Yaşadığı yerler: Avrupa denizleri ile Karadeniz’de, Özellikleri: 15 cm kadar uzunluk...

Ç; yeni Türk alfâbesinin dördüncü harfi. Ana seslerden olduğu için Yenisey Orhun alfâbesinde ” ” işâreti ile karşılanmıştır. Eski ve yeni Türk lehçelerinde başta, ortada, sonda kullanılır....

DÜZENBAZ blş. sıf. (düzen ve far s. -bâz, oynayan’dan düzen-büz). Hile yapan, kandıran: İki şebeke değil, bir tek şebeke vardır, reisleri de Nihan ismini verdiğin cfüzenbaz kadındır...

DÜZEN i. (düzmek’ten düz-en). Çeşitli , açılardan (zaman, mekân, mantık, estetik, ahlâk v.b.) birçok unsur arasında kurulan ulyumlu bağlantı, düzgünlük: Yeni Mecmua’- da göze çarpan bir düzen […...

DÜZELTMEK geçi. f. (düzelmek’ten düzeltmek). Düzlemek eylemi yaptırmak: Bu adam bir demir parçası üstünde çivi düzeltiyordu (M.Ş. Esendal). Arkadaşlarımla münasebetini biraz düzeltir gibi oldu (A.H. T...

DÜZELTİCİ sıf. ve i. (düzeltmek’ten düzelt- ici). Düzeltmek işini yapan, düz hale getiren. || Düzenleyen, sıraya koyan: Yanlışa ve aşırılığa karşı düzeltici y e düzenleyici vazifemizi görmekten başka ...

DÜZEÇLEME i. (düzeç’ ten düzeç-le-me). Aynı seviyeye getirme; seviye farklarını ölçme; tesviye âletiyle ölçme. || Bir arazinin\ çeşitli noktalardaki yükseltisini, belli bir yatay düzleme (deniz yüzeyi...

DÜZEÇ i. (düz-den düz-e-ç). Yeni. Bir yüzeyin eğiklik derecesini anlamağa yarayan âlet: Su düzeci (Eşaril. t e s v İy e âleti, N İ v o .) I) Kabarcıklı düzeç, içinde hava kabarcığı bırakılmış su dolu ...

DÜZE i. (alriı. düse). Basınç altındaki bir boruda debiyi sınırlandıran küçük çaplı delik: Petrol kuyusunun üst veya alt kısmına yerleştirilmiş bir düze, üretimin kontrolünü sağlar...

DÜZCE. Karadeniz bölgesinde (Batı Karadeniz bölümü. Bolu ili) ilce merVezi: .61 878 nüf. (1990). Avnı adlı ovanın orta kesiminde, İstanbul-Ankara yolu üzerinde. Ovanın eski merkezi, Düzce’nin 9 km kuz...

DÜMDÜZ  sıf. ve zf. Hiç girintisi ve çıkıntısı olmayan, pürüzsüz: Nah elimin ayası gibi dümdüz (Sabahattin Ali). Dümdüz bir sal üstünde > bir iskemle ve bir yelken (F. R. Atay). || — Mec. Alelâde: ...

DÜZ sıf. (esk. türk. t üz’den). Girintisi çıkıntısı, inişi çıkışı olmayan, pürüzsüz: Derenin kenarı düz bir çimenlikti (Ömer Seyfeddin). Düz arazi. || Eğri ve çarpık olmayan: Düz çizgi. || Süsü, eklen...

Osmanlı imparatorluğunun birinci dış borçlanması, 24 ağustos 1854 tarihinde Londra’daki Palmer ve Ort. ile Paris’teki Goldschmied ve Ort. firmalarından sağlanan 3 000 000 sterlin ile oldu. Bu borcun, ...

Düyunı Umumiye (ar. düyün, borçlar ve umumiye, genel’den, genel borçlar), OsmanlI imparatorluğu devrinde 24 ağustos. 1854’ten başlayarak ödenmesi 25 mayıs 1954V kadar süren dış borçlanmaların ve bunla...

DÜYEK i. Türk musikisinde bir küçük usul. 8 Zamanlı ve 5 darblıdır. İlâhî formunda en çok kullanılan usuldür. Şarkı formunda ise aksak ve curcuna usullerinden sonra, gelir. Ayrıca mevlevî âyinlerinin ...