Sultan Süleyman, Rüstem Paşa’nm bu sözlerine kulak asmıyarak Mimar Sinan’ı hapisten çıkardı. Sinan derhal Kâğıthane sırtlarında su yollarını kazmağa, künkler döşemeğe başladı. Padişah bir gün yine Kâğ...
Sultan Süleyman, ava çok meraklıydı. Arasıra Kâğıthane taraflarında dolaşır, çayırları, ağaçları, çiçekleri seyreder, aynı zamanda avlanırdı. O zamanlar İstanbul’da su sıkıntısı vardı. Halk susuzlukta...
O zamanlar İstanbul’da iki büyük cami v ard ı: Biri Fatih, diğeri Beyazıt camiiydi. Başka büyük cami yoktu. Beyazıt meydanında bir «Eskisaray», bir de ona yakın «Yeniçeri kışlası» bulunuyordu. Kanunî ...
Mimar Sinan ordu ile İstanbul’a döndüğünde vezirlerden biri ölmüştü. Mezarının üstüne bir türbe yapılacaktı. Sarayın mimarı da o sıralar ölmüştü. Lütfü Paşa onun yerine Sinan’ı geçirmek istiyordu. Pad...
1539 da Sinan Subaşı, «Hassa Ser Mimarı» yapılmış, sonra da Vize sancağı kendisine arpalık olarak verilmişti. Sinan şimdiye kadar kaleler tamir etmiş, köprüler yapmış, kadırgalar kurmuş, camiler bina ...
1536 da, Türkler bir defa daha îran üzerine yürümüştüler. Ordunun komutanı Lütfü Paşa idi. Ordu Van gölü kıyısına gelmiş bulunuyordu. Lütfü Paşa düşmanın hareketini öğrenmek istiyor, bunun için de gem...
Yeniçeri olarak Sinan, Kanunî’nin Belgrat seferine katıldı. Balkan Yarımadasından batıya doğru ilerleyen Türk ordusu, çok kalabalık olup muntazam düzenlenmiş bulunuyordu. Sinan, bu sefer, yeni bir ikl...
İstanbul, Sinan’a bir rüya şehri gibi geldi. Kayseri’deki Erciyeş dağının karlarını birden erimiş, yayvanlaşarak masmavi bir su kütlesi olmuş sandı. Sinan’a gök kubbesi, burada daha biçimli ve toplu g...
Dedesi Doğan Ağa Kayseri’de marangozluk işleri yapacaktı. Sinan da beraber gitti. Kayseri’de pek çok camiler, medreseler, türbeler, darüşşifalar, çeşmeler vardı. Genç ve sağlam yapılı bir delikanlı ol...
Doğumu ve çocukluğu : XVI. yüzyılda, Osmanlı İmparatorluğunun, en yüksek mimarı olan Mimar Sinan, kafasında tasarladığı büyük mimarî eserleri bina ederek yurduna ve tarihe hediye etmiş, yaratıcı bir s...
Meşrutiyet inkılâbından sonra, Abdülhamit ile hoş geçinir durumu göz önünde tutularak, Ahmet Mithat emekliye çıkarılmıştır. Darülfünun «Üniversite», Darülmuallimat «Öğretmen okulu» ve Medrese-tül Vaîz...
Ahmet Mithat sürgünden affedilince İstanbul’a geldi. Kısa bir süre için «İttihat» gazetesini çıkardı. «Kanun-u Esasî» nin 23 A ralık 1876 da ilânı üzerine bir sıra makale yazarak kanunun önemini...
Ahmet Mithat, Rodos’a varınca, sürgün arkadaşı Ebüzziya Tevfik ile bir odaya kapatıldı. Kendilerine ayrılan odayı elbirliğiyle temizleyip, duvarları kâğıtla kapladılar. Bir tarafına masa koyarak üzeri...
Mithat, Efendi İstanbul’da Ceride-i Askeriye dergisi başyazarlığı ile işe başladı. Bir taraftan da Tahtakale’de küçük bir basımevi kurdu. Burada başta kendisi olmak üzere ev halkı ile birlikte çalışıy...
Ahmet M ithat’a Bağdad’da Vilâyet Matbaasını kurmak ve Zevra «Bağdad» gazetesini çıkarmak ödevi verildi. Bu müddet içinde ağabeysi öldüğünden ailenin geçim yükü onun omuzlarına yüklendi. Bağdad’daki k...
Ahmet Mithat anlatır : — «Gece yarısına doğru oradan ayrılırken, Şakir Bey kulağıma eğilerek : — «Nasıl, geldiğine pişman olmadın ya?» dedi. — Bilâkis… Çok faydalandım ve memnun oldum! dedim. O ...
Ahmet Mithat anlatıyor : — «Kardeşim, galiba benim burnumu kökünden kırmak için Mithat Paşa’ya şikâyette bulunmuş, işime nihayet verdirmişti. Yeniden kendisini aradığım Rifat Paşa’nm yardımiyle bulabi...
«Bu çocukça düşünceler daha doğrusu bahaneler o gün, ölmekten vazgeçmeme bol bol yetti. Tuna nehrine söz verip de yapmadığım bir işin özürünü diler gibi bakarak oradan uzaklaştım. Uzaklaşırken verdiği...
Fransızca öğretmenim, Aragotı adında biriydi. Bu adam, o güne kadar tanıdığım insanların en bilgilisiydi. Her şeyi bildiğine inanabilecek kadar zavallı bir hale düşmüş olan ben, bilgisizliğimin sonsuz...
Kendimi sefahete de kaptırmıştım. Hem sefahetim tek yönlü değildi. İçim ve hayatım çeşit çeşit ilgilerle doluydu. En aşağılık heves uğrunda can vermek benim için işten bile değildi. Zira adına hayat d...



