MÜHR-İ HÜMÂYÛN

MÜHR-İ HÜM ÂYÛN; Alm. Kaiserliches Siégé l (n), Fr. Sceau (m) impérial, İng. impérial seal. Osmanlı pâdişâhlarının kullandıkları mühü- re verilen ad. Pâdişahlann mühürlerine ’Tuğra” denir. Mutla...

Mühliye

MÜHLİYE (Corchorus olitorius); Alm. Chorchorus olitorius, Fr. Coréte, İng. Jew’smallow. Familyası: Ihlamurgiller (Tiliaceae), Türkiye’de yetiştiği yerler: Güney Anadolu. Hindistan ve tropik ikli...

Tabanca, tüfek ve hafif roketlere âit mühimmat

MÜHİMMAT (Cephâne); Alm. Munıtıon, Fr. Munıtıon (f), İng. Ammurıtıon. Personele, malzemeye veya askerî hedeflere zarar vermek için bir yere yerleştirilen, atılan ve havadan bırakılan, güdümlü olarak v...

MÜHENDİSLİK; Alm. Ingenieuwissenschaf- ten (pl); Ingenieurwesen (n); Maschinenbau (m), Fr. Génie (m) civil; logistique (f) industrielle, İng. Engineering. İnşaat, makina ve cihazları, imâl usullerini,...

MÜHENDİSHÂNE-İ SULTÂNI; Sultan Üçüncü Selim Han (1789-1807) zamânında, fen bilgileri öğretmek için açılan okul. Pâdişâh olduğu andan îtibâren bir takım ıslâhatlara teşebbüs eden Üçüncü Selim Han, açtı...

M ühendishâne-i Berrî-i Hümâyûn seyyar topçu sınıfı öğrencilerinin top tâlimi.

MÜHENDİSHÂNE-İ BERR İ-İ HÜMÂYÛN; topçu ve istihkâm subayı yetiştiren okul. Osmanlı Devleti yükselme devrinden sonra, bilhassa başta 1683 Viyana bozgunu olmak üzere, birbirini tâkip eden mağlûbiyetlerl...

MÜHENDİS HÂNE -İ BAHRİ-İ HÜMÂYÛN; Osmanlı donanmasına deniz subayı yetiştirmek için kurulan okul. On yedinci yüzyılın başından îtibâren dünyâ denizciliğinde büyük gelişmelerin ve keşiflerin ortaya çık...

MÜFTÎ (müftü); fetvâ vermek ehliyetine sâhip olan büyük İslâm âlimi. Fetvâ, bir meselenin dindeki hükmünü öğrenmek için sual soran kimseye, müctehid olan bir İslâm âliminin verdiği cevap, bildirdiği d...

MÜFETTİŞ; Alm. Irıspektor, İnspekteur (m), Fr. Inspecteur (m), inspectrice (f), İng. İnspector. Mensubu bulunduğu müessesenin, yetki alanı içindeki birimlerinde, en yetkili âmir adına (Bakan, Genel Mü...

MÜFESSİR; Kur’ân-ı kerîmi tefsir eden yüksek din âlimi. Tefsir, beyân etmek ve keşf etmek demektir; bildirmek ve açıklamaktır (Bkz. Tefsir). Kur’ân-ı kerîmin mânâsını anlayap, beyân eden, ...

MÜEZZİN; Alm. Müezzin (m), Fr. Müezzin (m), İng. Müezzin. Ezân okuyan, dâvet eden, çağıran, îlân eden kimse. Arapça ezân kelimesinden türemiştir. Ezân, lügatte herkese bildirmek, haber vermek, îlân et...

MÜEYYEDZÂDELER; Osmanlı Devletinde yetiştirdiği âlimlerle meşhûr bir âile. Müeyyedzâdeler âilesinden yetişen âlimlerin en meşhûrları şunlardır: 1. Müeyyedzâde Abdurrahmân Efendi: İsmi Abdurrahmân olup...

MÜDERRİS; medreselerde ders veren öğretim üyesi, profesör. Arapçada “ders” masdarından gelen müderris kelimesi, ders veren öğretmen ve ders vermeye yetkili ilim sâhibi kimse mânâsın- dadır...